• $7,3594
  • €8,9531
  • 436.579
  • 1536.11
01 Ağustos 2012 Çarşamba

Ahmet Yesevi ve tasavvuf anlayışı

Tasavvuf denildiği zaman akla gelen en önemli kurucu isimlerden birisi Ahmet Yesevi'dir. Ünlü Tasavvuf ekollerinden Nakşibendilik de, Bektaşilik de kendi köklerini Ahmet Yesevi'ye dayandırır. Ahmet Yesevi, Tasavvuf düşüncesinin etkin olduğu bir çevrede Batı Türkistan'da Sayram Kasabası'nda doğmuştur. 7 yaşlarındayken annesini, daha sonra da babasını kaybeder ve kız kardeşinin yanında kalır. Ablasıyla birlikte gittiği Yesi'de ilk tahsiline başlar ve Arslan Baba ile tanışır. Onun vefatından sonra zamanın önemli ilim merkezlerinden biri olan Buhara'ya gider. Orada devrin ünlü alimlerinden Yusuf Hemedani'nin talebesi olur. Kısa zamanda onun en gözde talebeleri arasına girmeyi başarır ve onun vefatını müteakip, irşat ve terbiye faaliyetlerine başlar. Bir süre sonra Yesi'ye döner ve 562/ 1166 tarihinde orada vefat eder.
EN ÖNEMLİ MİRASI
Ahmet Yesevi'den bize intikal eden en önemli miras, onun Hikmetler'idir. Hikmet, veciz bir şekilde 'dini-tasavvufi özlü söz' olarak tanımlanabilir. Ahmet Yesevi'nin 'Hikmetleri', İslam'ın yüksek ahlakının damıtılarak, güzel Türkçe ile insan idrakine sunulmuş halidir. Tarikat faaliyetlerinin kendisini İslam'la özdeşleştirdiği; aklın, bilginin, bilimin din adına itibarsızlaştırıldığı bir dönemde, Tasavvuf'un, tarikatın ne olduğunu merak edenler için en iyi örneklerden birisi Ahmet Yesevi'dir.
Ahmet Yesevi, her şeyden önce İslam'ı bilir; alim bir insandır; İslam'ı ana kaynağından, Kur'an'dan almıştır. Der ki: 'Benim hikmetlerim ferman-ı Sübhan;/ Okuyup anlasan manayı Kur'an. / Benim hikmetlerim alemde sultan / Kılar bir lahzada çölü gülistan'. Alim insan ilmiyle amil olur; Kur'an ahlakı ile ahlaklanmış olur: 'İnci, cevher sözüm aleme saçsa, / Okuyup anlasa, Kur'an'ı açsa. / O alime canım kurban kılarım; / Bütün ev barkımı ihsan kılarım. / Hani alim, hani amil yaranlar? / Hüda'dan söylese siz can veriniz'.
Demek ki, bir yerde bilgi yoksa, ilim yoksa, orada bırakın tasavvufu, İslam'dan bile söz edilemez. Bir yerde insanla Kur'an arasına engel konuluyorsa, orada İslam olmaz. Ahmet Yesevi meslek sahibi bir adamdır; hayatını kendi emeğiyle, alın teriyle kazanır; kimsenin parasında, pulunda gözü yoktur. Onun, kaşıkçılık yaptığı, onları satarak geçimini sağladığı bilinmektedir. Başkalarının emeğiyle, başkalarının sırtından geçinen insanların dini hassasiyetleri her zaman tartışılmalıdır.
İnsan, yaratılmış varlıklar içinde; kendi varlığının farkında olan tek varlıktır. Yüce Yaratıcı, insanları uyarmak için vahiy göndermiştir. Din, insan hayatına anlam kazandırabilmek için, öncelikle insana kendini tanıtmayı, bir başka ifadeyle kendi varlığının farkına var imkanı sağlamayı hedef alır. Bunun tasavvuf dilindeki adı 'Kendini bilmek'tir.
Ahmet Yesevi şöyle der: 'Gerçek alim yastığını taştan kıldı; / Anladığı şeyi aleme dedi. / Kendini bildi ise Hak'kı bildi; / Hüda'dan korktu ve insafa geldi'. Ahmet Yesevi'yi çok iyi anlayan, onun düşüncelerini Anadolu'ya taşıyan ve bu topraklarda yeniden yeşerten Hacı Bektaş Veli de bu konuda şöyle der: '..Kimesne kendüsün bilmeyince Çalap taalayı dahi bilmez' (Makalat, 54).
KENDİNİ BİLEN RABBİNİ BİLİR
Tasavvuf dilinde sık kullanılan bir deyim vardır: 'Kendini bilen Rabbini bilir'. Her ne kadar sık kullanıldığı için biraz içi boşaltılmış olsa da, bu söz, imanın, sorumluluğun ve kurtuluşun bireysel olduğunu çok güzel özetlemektedir. Kuran'a göre dileyen inanır, dileyen inkar eder ve kimse kimsenin günahını çekmez. Allah'ın en güzel şekilde yarattığı akıl ve hür irade sahibi bir varlık olan insan, kendini bildiği zaman yaratmayla ilgili süreçleri de bilir ve Yüce Yaratıcı'yı daha iyi takdir edebilir. İnsanın 'alemin özü' olduğu şeklindeki anlayış, yaratma ile ilgisi bütün süreçlerin insanda özetlendiğini akla getirmektedir. Büyük mutasavvıflar, insanın kendini bilmesi meselesi üzerinde gerçekten özenle durmuşlardır.
72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKMAK
İnsana, sırf insan olduğu için saygı göstermek, büyük mutasavvıfların hassasiyetlere üzerinde durdukları bir başka husustur. Tasavvuf dilinde '72 millete bir gözle bakmak' şeklinde ifade bulan bu anlayışın en güzel şekilde ifade edildiği yerlerden birisi Hikmetler'dir. Şöyle der Ahmet Yesevi: 'Sünnet imiş, kafir de olsa, incitme sen; / Hüda bizardır katı yürekli gönül incitenden / Allah şahit, öyle kula hazırdır Siccin; / Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte'.
İnsan sevgisinde zirveyi işaret eden bu yaklaşım Hacı Bektaş Veli'nin Makalat'ına şöyle yansır: 'Hakikatın ilk makamı toprak olmaktır; ikinci makamı yetmiş iki milleti ayıplamamaktır' (Makalat, 54).
Ahmet Yesevi'yi biraz yakından tanımak, bize, Türkiye'de ve İslam dünyasında tasavvuf ve tarikat adına söylenenler, yapılıp edilenler ve yaşananlarla ilgili ciddi ölçütler kazandırmaktadır. Biz de bir cümlede özetleyelim: İnsanın değersizleştirildiği, Kur'an'la insan arasına engel konulduğu, akıl ve bilim düşmanlığının yapıldığı, iman ve aklın alternatif olarak sunulduğu, geleneğin dinleştirildiği bir yerde gerçek anlamda Tasavvuftan ve İslam'dan söz etmek pek mümkün olmaz:'

<p>Sefirin Kızı'na transfer olan Tuba Büyüküstün neden bu kadar konuşuldu?</p><p>Rahatsızlığı sebebi

Haftanın Magazin Başlıkları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı