• $7,3997
  • €9,0101
  • 441.582
  • 1538.17
26 Temmuz 2012 Perşembe

Dinsel iletişimle ilgili bazı sorunlar (2)

Din, en temelde insan hayatına anlam kazandırmak için vardır. Din, kendi etki çemberine giren bütün insanlara, onların anlam dünyasının çerçevesinin belirlenmesinde esas olacak temel anlam kodlarını yükler. Bu kodlara anlam kökleri demek de mümkündür. Bunlar, insan, evren, Tanrı, varlık algısı, anlam, hayatın anlamı, çalışma, değer, zaman, mekan gibi insan hayatının istikametine belirleyen ve genel insan algısının oluşmasında belirleyici olan kavramlarla ilgilidir. Bu anlam köklerinin, toplumsal bilinçte algı ile ilgili bir ortak payda meydana getirdiğini unutmamak gerekir. Aslında anlam kökleri, kendimizi inşa ederken bilerek ya da bilmeyerek esas aldığımız temellerdir.
Dinle ilgili her türlü algı, esas itibariyle bireysel olmasına rağmen, sonuçta toplumun tüm katmanlarında varlığını ve etkisini açıkça hissettirmektedir. 'Din, her şeyin üstünde, insan hayatında düzenleyici bir temeldir. O ferdin hayatını, ferdi kapsayan fakat aynı zamanda aşan mutlak anlamlara ve değerlere göre düzenler.'(P. Berger) Din öncelikle temel iletişim kodlarını bünyesinde taşıdığı için, yaygın din anlayışı, doğrudan insanlar arasındaki iletişimin niteliğini ve karakterini de belirlemektedir. Din alanındaki akla ve fıtrata aykırı küçücük bir yanlış, çoğu zaman hayatın bütününde kocaman bir yanlış olarak karşımıza çıkabilir. İletişim kazalarında din alanındaki algı ve anlayış biçiminin belirleyici olduğunu düşünüyoruz.
Bir örnek üzerinden gittiğimizde konunun daha iyi anlaşılması mümkün olabilecektir. Temel İslami ibadetler, bir yönden insan-Tanrı ilişkisini düzenler, insana varoluşsal bir bilinç kazandırır; diğer yönden de, dinsel iletişim için gerekli alt yapıyı/ ortamı hazırlar ve bazen ileti yerine geçer. Bu bakımdan ibadetlerle ilgili anlayış biçimi, ibadetlere yüklenen anlamlar, dinsel iletişimin temel belirleyicilerinden birisi olur. Namaz örneğinden hareket edelim. İman nasıl bireysel ise, aslında ibadetler de bireyseldir. İbadetlerin toplu halde yerine getirilmesi, ona yüklenilen ilave anlamlarla ilgilidir. Mesela, namazın cemaatle kılınması halinde 27 kat fazla sevap kazandıracağı düşünülür. Bu ve benzeri durumlar, temelde insanın sosyal bir varlık oluşu ile ilgidir. Çünkü ibadetlerin de, insanı sosyalleştiren bir boyutu vardır.
ÖTEKİLEŞTİRME İLETİŞİM KANALLARINI KAPATIR
Ancak, ibadetlere yüklenen bazı anlamlar, genel anlamda iletişimle ilgili ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Mesela, iman ve amelin bir bütün olarak algılandığı, namazın imanla özdeş hale getirildiği, Haricilik'de görüldüğü gibi karizmatik topluma yol açan bir zihniyeti düşünelim. Böyle bir zihniyet, namaz kılmayanı Müslüman olarak görmeyecektir. Bu zihniyet, ileri aşamada kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi ibadet etmeyen herkesi modern tabirle 'ötekileştirecektir'. Ötekileştirme başladığı andan itibaren iletişim kanalları sağlıklı çalışmamaya başlar.
Dini bütünüyle ibadetlere indirgeyen bir algı biçimi, Kur'an'daki 'dinde zorlama yoktur' (2/256) ilkesini elbette görmezlikten gelecek, bir insanın Müslüman olup olmamasını 'namaz' üzerinden belirlemeye başlayacaktır. Oysa namaz,  Kur'an'ı ifadesiyle 'insanı kötülüklerden alakoyan' bir ibadettir.  Namaz insanın Tanrıyla iletişimini sağlar. Namaz kılan insan günde beş kez, Tanrısal şualarla, ışınlarla arınmış gibi olur. Namaz insanda varoluşsal bilinç sağlar, namaz insanda zaman bilinci sağlar, namaz farkındalık bilincini ileri seviyeye taşır. Bu durumda, böylesi bir bilince kavuşan kimse, elbette kötülüklerden uzak kalacaktır. Çünkü bilinci insan, Allah'ın insana 'şah damarından daha yakın' ( 50/16) olduğunu da bilir. Kötülüklerden, her türlü fuhşiyattan uzak olmak, özünde dürüstlüğü barındırır. Demek ki, namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler, dürüst/ dosdoğru olabilme noktasında insanı destekleyen, motivasyon kaynaklarıdır. Namazı merkeze alır, amaç haline getirirseniz dini şekle indirgemiş olursunuz ve sadece namazla cenneti garantilediğiniz şeklinde bir yanılgıya kapılabilirsiniz. Sağlıklı bir Müslüman toplumda namaz, oruç, hac, zekat tıpkı nefes almak gibidir. Sağlıklı bir toplumda hiçbir Müslüman bir başkasının namaz kılıp kılmadığıyla ilgilenmez. Çünkü bütün ibadetler, temelde bireyseldir. Kaldı ki Kuran, ibadetler konusunda, herhangi bir dünyevi müeyyideden söz etmez.
AYRILIKÇI DURUŞ, KAOSUN AYAK SESLERİ DEMEK
Bir toplumun sağlıklı olabilmesi, öncelikle iletişim kanallarının açık olmasına bağlıdır. Din anlayışı iletişimi güçleştirdiği zaman, genel iletişim bütünüyle sorunlu hale gelmeye başlar. Toplumsal barış, dinin çatışmanın kaynağı olmaktan çıkartılmasıyla, dinin 'sembolik birleştiricilik' ve 'toplumsal yapılandırma' işlevlerinin etkin olmasıyla mümkün olabilir. Ayrılıkçı duruşlar din sayesinde meşruiyet kazanmaya başladığı zaman, kaosun ve çöküşün ayak seslerini işitmek hiç de zor olmaz.
www.hasanonat.net

<p>Türkiye'de yeni bir siyasi partiye ihtiyaç var mı?</p><p>HDP tabanı hangi olaylar sonrasında part

HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı

Kafese giren adam ayıya yem oldu