• $7,3505
  • €8,9282
  • 438.49
  • 1547.37
30 Temmuz 2012 Pazartesi

Tasavvufu ve tarikatı nasıl tartışabiliriz? (1)

Öncelikle 'usul' hakkında konuşmakta fayda vardır. Hemen belirtelim: Tasavvufu ve tarikatı tartışmak, dini tartışmak değildir. Kaldı ki, bilgiye, öğrenmeye açık olan insanlar, gerektiğinde dini de cesaretle tartışabilirler. Akıllı insan, Kur'an'ın ifadesiyle 'her sözü işitir, en güzeline uyar'. Tartışmak, esas itibarıyla belgeye dayalı konuşmak, doğrunun, gerçeğin peşinde olmak demektir. Tartışmak, üstünlük yarışına kapılmak değil, farklı yaklaşımları, farklı görüş ve düşünceleri doğru anlamak; varsa yanlışlardan arınmak; iyi, güzel ve doğru olanın yanında durabilmek ve hakkı teslim edebilmektir.   İnsanoğlu, ilgi alanına giren her konuda, güvenilir, sağlam, en azından savunulabilir bilgi ile hareket etmek, ayağını sağlam olan yere sağlam basmak ister. Bilgisine, inancına ve değerlerine güvenen insan, düşünce ve görüşlerini tartışmaya açmaktan asla kaçınmaz.

CESUR TARTIŞMA UFUK AÇAR
Samimiyetle tartışabilecek kimseleri bulabilmek, gerçekten bir şanstır. Açık yüreklilikle, bilgi ve belgeye dayalı olarak, önyargılardan uzak durarak, hırsa ve öfkeye meydan bırakmadan cesaretle yürütülen tartışmalar, her zaman ufuk açıcı olur. Maalesef dinle ilgili konuları tartışmak, her zaman pek kolay olmamaktadır. Bazı insanlar, konuyu anlamaya çalışacakları yerde, karşıt fikirleri dine saldırı olarak algılayabilmektedirler. Kolaylıkla kendileri gibi düşünmeyenleri İslam dairesi dışına itmekten çekinmemektedirler.
 Kökleri geçmişin derinliklerine uzanan oluşumları anlamak da tartışmak da pek kolay değildir. Çoğu zaman, konuya nereden başlayacağınızı kestiremezsiniz. Tezahürlerin, buzdağının suyun üstünde kalan kısmı gibi olduğu pek akla gelmez. Bazen su dolu bardağın içinde kırılmış görünen kaşık gibi gördüklerinizin gerçeği yansıtmadığını anlamakta zorluk çekersiniz. Bazen görülenler o kadar cazip olur ki hakikatin tamamının gördüklerinizden ibaret olduğunu zannedebilirsiniz. Tasavvufun, tarikat adı altında da olsa görünen bir yüzü vardır. Her ne kadar 'tasavvuf bilinmez yaşanır' dense de, en azından yaşayanlar, yaşadıklarından bazı sızıntıların anlaşılmasını istemiş olmalılar ki tasavvufla ilgili pek çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Gördüklerimiz, okuduklarımız, hissettiklerimiz, tıpkı fotoğraf makinesinin objektifine takılanlar gibi sadece içinde yaşanılan 'an'la ilgili bazı fragmanlardan ibarettir. Öyleyse, bu ve benzeri konularda sadece gördüklerimizle yetinmek, konunun doğru anlaşılmasını engeller. Tasavvufun geçmişini bilmeden, nasıl evrilerek, değişerek, dönüşerek bugüne ulaştığını anlamadan bu konuda sağlıklı bir kanaate ulaşmak pek mümkün görünmemektedir. Bir başka ifadeyle, kökleri derinde olan her oluşum, ancak süreçleri çözümleyerek anlaşılabilir.

'SAHTE KESİNLİK DUYGUSU'
 Din alanında ortaya çıkan her beşeri oluşum gibi tasavvuf ve tarikat yapılanmaları da kendilerini doğrudan Hz. Peygamber'le irtibatlandırma yoluna gitmişlerdir. Bu doğrultuda, gerçekle hiç alakası olmayan bir tarih yaratılmıştır. Konu Hz. Peygamber'le bağlantılı hale getirildiği için, sorgulama süreçleri işletilmemektedir. 
 İnançla ilgili bir boyutu olan herhangi bir meseleyi, hiç kimseyi incitmeden konuşmak ve tartışmak gerçekten zordur. Her türlü inanç, bilgi boyutu belirsiz hale gelmeye başlayınca insana bir tür sahte kesinlik duygusu vermeye başlar. Bu duygu, özünde, inancın temeline yönelik güvensizliği barındırdığı için, en küçük bir rüzgarda söneceğinden korkulan bir mum gibi fanusların içinde tutulmaya çalışılır. Oysa hava ile irtibatı kesilen her türlü ateş, mutlaka  söner. Temelleri zayıf, sağlam bilgi üzerine inşa edilmemiş bir inanç da, eninde sonunda insanı yaya bırakır. İnancın insana, üst seviyede bir güven sağlayabilmesi için, Hz. İbrahim gibi sormak gerekir: 'Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster?' İnsan beyninin nasıl işlediğini bilirsek, insanla ilgili her şeyin biz farkında olmasak da bir şekilde bilgi ile ilgili olduğunu fark edebiliriz. İnsanın 'insan olma' sürecinin 'insana isimlerin öğretilmesi'  (2/31) ile birlikte başladığını hatırlamakta fayda vardır. Kur'an, imanın merkezine bütün peygamberlerin çağrısının özünü oluşturan 'Tevhid' yerleştirir. Tevhid bilinci mü'min insanı, sadece iman konusunda değil, hayatın bütün alanlarında bilgiye, öğrenmeye açık hale getirir. Bunun kaynağı Tevhid'in sağladığı özgürlük ve buna bağlı olarak oluşan bilinçli bir özgüvendir. Tasavvufun elbette inançla ilgili bir boyutu vardır. Her Müslüman gibi bir Sufi de eğer İslam dairesi içinde kalmak gibi bir niyeti var ise, Kur'an'da belirtilen temel iman esaslarına inanır. Ancak, tasavvuf bir iman meselesi değildir.      

www.hasanonat.net

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl ta

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı