• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
24 Temmuz 2012 Salı

Öldükten sonra dirilmeyi kavramak

Hz. Muhammed'in insanlara anlatmakta en çok zorlandığı konulardan birisi ahret inancı, yani öldükten sonra dirilme meselesidir. İnsanların bu konuyu hem anlamak için çaba sarf etmedikleri hem de anlamamak için direndikleri dikkat çekmektedir. Şu cümlelerin benzerlerini bugün de duymak mümkündür: 'Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz bir daha diriltilecek değiliz' (6729); 'ne tuhaf şey' (50/2), 'Neden biz öldükten ve toz-toprak haline geldikten sonra (yeniden diriliriz)? Bu gerçekleşmesi mümkün ve muhtemel olmayan bir dönüştür.' (50/3). Kur'an'a yansıyan ilginç örnekler bile vardır. Eline çürümüş kemikleri alan Übey b. Halef, Hz. Peygamber'i güç durumda bırakmak için elindekileri ufalayarak, 'sen bu çürümüş kemiklerin tekrar diriltileceğini söylüyorsun, öyle mi?' diye sorar. Cevabı Yasin suresinden okuyalım: 'İnsan görmez mi ki, Biz kendisini bir damlacık hayat suyundan yarattık, fakat o apaçık bir hasım olup çıktı. Evet o kendisinin nasıl yaratıldığını unutarak bize misal getirmeye kalkışıyor ve 'şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?' diyor. De ki: 'Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı çok iyi bilir.' (36/77-79)

KURAN DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRIR
Kur'an, 'öldükten sonra dirilme'nin aklın kabul edebileceği bir husus olduğu gerçeğinden hareketle insanları 'yaratma' ve 'yaratma süreçleri' üzerinde düşünmeye davet eder. Bu gerçeği doğru anlayabilmek için biraz 'hatırlamaktan hep kaçındığımız' 'ölüm' üzerinde durmak gerekir. Ölümden kaçınılmaz. İnsan topraktan yaratılmıştır. Ölüp sonra yine toprağa karışacaktır. 'Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini/ yerin onlardan ne eksilttiğini iyi biliriz; çünkü katımızda şaşmaz bir sicil vardır.' (50/4). Ölüm gerçeği, 'yaratma'yı ve öldükten sonra dirilmeyi anlamanın kapılarını aralar.
Düşünen insan, eninde sonunda gerçekleri görebilecektir: 'Onlar tepelerindeki gökyüzüne hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl inşa ettik, güzelleştirdik ve nasıl bütün kusurlardan, eksikliklerden arındırdık? Ve yeryüzü ki, Biz onu genişletip yaydık, üzerine sağlam dağlar yerleştirdik ve üstünde her cins güzel bitki yeşerttik; isteyerek Allah'a yönelen insana bir basiret ve uyarı vesilesi olarak. Biz gökten bereketli bir su indiririz ve onunla bahçelerin yeşerip büyümesini sağlarız ve ekin tarlalarının ve salkım salkım meyveleriyle uzun hurma ağaçlarının, insanlara tahsis edilmiş rızk olarak, ve bunlarla ölü toprağa hayat veririz. İşte insanın ölümden sonra yeniden vücuda gelmesi de böyle olacaktır.' (50/ 6-11)

DOSDOĞRU OLAN KORKMAZ
Ahret inancını kavramada ortaya çıkan güçlüğün sebeplerinden birisi, insanın sorumluluk duygusunun yeterince gelişmemiş olmasıdır. Güneş balçıkla sıvanmaz diye bir söz vardır. Gündüz vakti gözümüzü kapattığımız zaman, sadece görmemizi engellemiş oluruz, gece olmuş olmaz. Aynı şekilde, ilkeli, hesap verilebilir bir hayattan uzak olanlar, öldükten sonra dirilmeyi zihinlerinden uzak tutarak, içine sürüklendikleri açmazları görünmez kıldıklarını fark etmemektedirler. Öldükten sonra dirilmekten, dünyada yapıp ettiklerimizin hesabını vermekten korkarsak, inanmamayı akla uygun hale getirebilmek için her yolu deneyebiliriz. Oysa Allah'a inanan ve dosdoğru olan insanların korkmalarını gerektirecek hiçbir şey yoktur.
İlkeli yaşayan, varoluşun yasalarının farkında olan, hayatın bir tür sınav olduğunu gören bir insan, öldükten sonra dirilmenin varoluşun beraberinde gelen bir tür zorunluluk olduğunu da anlayabilir. Adalet kavramının ilahi boyutu, zerre kadar hayır işleyenin de, zerre kadar şer işleyenin de, mutlaka karşılığını görmesini gerektirir. Daha açık bir ifadeyle ilkeli, fıtrata uygun yaşayan bir kimse, öldükten sonra dirilmekten korkmaz. Tam tersine, öldükten sonra dirilmenin, dünya hayatının daha ileri bir aşaması olduğunu, ölümün adeta kapı değiştirmek gibi bir anlam taşıyacağını bilir.
İnsanoğlu, başlangıcını bilmediği olayların, nasıl sonuçlanacağını da pek düşünmek istemez. Güneş her sabah doğmaktadır; bir gün doğmayabileceği insanın aklına hiç gelmez. Oysa evrenin 13. 7 milyar yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Yani, bizim görebildiğimiz, düşünebildiğimiz her şeyin, ama her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Zamanı gelince, evrenin düzeni bozulacak kıyamet kopacaktır. Düşünen insan, bu gerçeği kolayca kavrayabilir. Peygamberler de, Allah'tan aldıkları vahiyle, bu hususu anlaşılır kılmışlardır. Fakat, inkara şartlanmış olanlar, gerçekleri anlamaya çalışacakları yerde, 'kendi boş arzu ve heveslerine uymuşlardır' (54/3). Ancak, hakikat eninde sonunda ortaya çıkacaktır (54/3).
Kur'an, insan aklının kıyamet ve ahret konusunu kavrayabilmesi için, ödül, ceza, ümit, korku gibi akla gelebilecek her yolu deneyerek, bir öldükten sonra dirilme bilinci inşa etmeye çalışır. Hakikatin eninde sonunda ortaya çıkması, Kur'an'da belirtilen 'Son Saat'in gelmesi anlamına geldiği gibi, yeniden dirildikten sonra, insanla ilgili her şeyin, hem de belgeleriyle ortaya dökülmesi anlamına da gelmektedir. Çünkü insanın yaptığı her şey Allah nezdinden kaydedilmektedir (54/53).  

www.hasanonat.net

<p>Sadece Türkiye değil Amerikan basınında da yemin töreninin önüne geçen İncil detayı ile ilgili de

Joe Biden'ın yemin törenine damga vurdu: Üzerinde Kelt haçı bulunan İncil'le ilgili çarpıcı detay

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Simpsonlar yine şoke etti! Bunu da bildiler

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu