• $7,3813
  • €8,9907
  • 441.722
  • 1551.57
26 Şubat 2011 Cumartesi

Yeni şartlar yeni çözümler gerektirecek!

Türkiye 2008 krizinden etkilendi ama minimal yara alarak çıktı. Dünyada kriz konut ve finans sektöründen çıkmıştı. Halbuki Türkiye 2008 krizinde, 1994 ve 2001 krizlerinin tersine finans kesiminde ve bankacılıkta risk taşımıyordu, konut sektörümüzde ise aşırı dozda konut ipotek kredileri ve onlara dayalı türev ürünlerle ilişkili sorunlar yoktu ve bu nedenle ülke ekonomisi dünyadan ayrıştı. 2009 yılında yüzde 4.7 daralmamızın ardında finans ve konut sektöründe yaşanan sorunlar yok! Peki ne var?
2008 yılında 130 milyar dolar ihracat ve 200 milyar dolar ithalat ile 700 milyar doları aşan GSYİH rakamlarımızdan görüldüğü gibi dışa açık bir ekonomi olmanın faturasını ödedik. İhracat da ithalat gibi bir ölçüde bağımlılıktır. Müşterileriniz battığı zaman siz de batarsınız. Türkiye de ihracat müşterilerinin batması sonrası, daralan ihracat, çöken sanayi üretimi, batan KOBİ'ler ve işsiz kalan insanların dramı gibi sorunlar yaşadığı için 2009 yılında yüzde 4.7 daraldı. Ama iç talebin çabuk toparlanması ile de 2010 yılında tüm Avrupa'da en hızlı büyüyen ülke oldu. Türkiye kriz ortamında bütçe açığını GSYİH oranı olarak yüzde 4 ve kamu net borçluluk oranını da yüzde 42 civarında tutarak ve faiz indirerek,  birçok ülkenin yaşadığı dev bütçe açıkları ve hızla artan kamu borç ortamına esir düşmedi.Tersine 2010 yılında, hızlı toparlanma ve bugünkü verilerle yüzde 8 oranını aşan ve yüzde 8.9 düzeyine kadar gidebilecek bir reel büyüme yaşadı. 
2010 yılının sonuna gelindiğinde ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası kredi balonunun ve sermaye akımlarının getirdiği kısa vadeli finansman artışının boyutunun farkına vardı ve önlem almaya başladı. Bu bağlamda Merkez Bankası kredi balonunu, yükselen kanuni karşılık oranları sonucu artan kredi faizi ve kredi miktarıyla engellemeye çalışırken düşen enflasyon ortamından faydalanarak da politika faizlerini ve özellikle de gecelik faizi düşürerek, sıcak paranın kısa vadeli hatta gecelik mali araçlara yönelmesini engellemeye çalıştı.
Bu yeni 'politika miksi' artan cari açık, artan sıcak para girişi ve önemli ihracat pazarımız Avrupa'nın olası sorunları gibi risklere karşı alınmış önlemlerdi. Şubat ayında önlemlerin ne sonuç vereceğini beklerken, birden ortaya yeni riskler çıktı.
Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da çıkan sorunlar, artan gıda fiyatları, kötüleşen işsizlik ve yaşam şartları ve uzun süredir toplumlara hakim olan dikta rejimleri ile zorlanan toplumlar birdenbire değişimin sert rüzgarı ile karşı karşıya kaldı. Libya örneğinde olduğu gibi değişim eski ile yeni arasında kavgaya dönüşünce de, artan petrol fiyatları, azalan enerji arzı, yükselecek dünya enflasyonu ve yeniden durgunluğa girebilecek Ortadoğu ve Kuzey Afrika ve Avrupa, hatta dünya; Türkiye açısından yeni bir ekonomik risk anlamına geldi.
Şu anda olaylar henüz yeni olduğu için nelerin değişeceğini kestirmek mümkün değil. İlginç olan ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası iç kredi balonu ve ülkemizin kendi cari denge açığı sorunu ve Avrupa'da kamu maliyesi temelli ikinci dip ile ilgili riskler için tedbir alırken, birdenbire yeni riskler karşısında kalmış olacağız. Salt petrol fiyatları ve daralan enerji arzı bile ülkemiz açısından tehdit oluşturacak büyüklükte sonuçlar üretebilir. Cari açığımız daralan pazarlar nedeniyle daha da riskli hale gelebilir. Bu nedenle de ekonomide fren çekmeye alışırken, bir yeni fren gereksinmesi de, dış alemdeki siyasi oluşumlar nedeniyle gündeme geldi.
Ama ekonomi yönetiminin 2009 yılında bütçe ve borç sorununu minimalde tutmak ve 2010 yılının son günlerinde ise ekonominin hızla büyüdüğü ortamda ve seçim yılında frenleri sıkmak (farklı nedenlerle de olsa) şeklindeki tedbirli yaklaşımının ne kadar isabetli olduğu da ortaya çıkmış bulunuyor.
Tabii ki biz 'x' problemi için önlem alırken bu problemin yanına 'y' problemi de eklenmiş oluyor. Ama ilaç reçetemiz hem x hem de y problemlerinin her ikisi için de oldukça geçerli.
İlginçtir bugün Çin gibi krizde sorunsuz olduğu düşünülen bir ekonominin yönetimi de bizim gibi bankaların kanuni karşılık oranlarını yükseltme girişimi yapıyor. Ve bize hep örnek gösterilen BRIC ekonomilerinin bize en çok benzeyeni olan Brezilya ise, bir petrol ülkesi olmasına ve emtia fiyatlarındaki artışlardan faydalanan bir ülke olmasına rağmen, bizden daha yüksek dozda risk karşısında kalıyor durumda olabilir. Yarın Brezilya'ya bakacağız.
Tabii ki yeni şartların ne olduğu daha iyi görülebilir hale geldiğinde 2011 tahminleri her ülkede revize edilmek zorunda. Türkiye de tahminleri revize etmek ve yeni şartlara uymak zorunda! Biz de analizlerimizi yeni olguların ve gelişmelerin ışığında revize edeceğiz.
Bugünün ortamında finans kesimini çok önceden  'tamir' etmiş olmamızın ne kadar büyük bir 'kalkan' olduğunu da bir kere daha anlayacağız.

<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz kararını açıkladı. Yüzde 17 olan politika faizi artmad

Yılın ilk faiz kararı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı

Yol kenarında biriken kardan araba yaptı