• $7,4348
  • €9,0033
  • 438.953
  • 1467
22 Aralık 2011 Perşembe

Türkiye'de bir muhalif

Kendimi bildim bileli muhalefetten yana olduğumu görüyorum. Şu an Türkiye'de muhalefete tahammülü olmayan bir iktidar var. Muhalifler susturuluyor, farklı yollarla üzerlerinde baskı kuruluyor. Ülkemin farklı görüşlerdeki insanları birbirine düşürülüyor. Kendine dindar diyenlerden yazık ki gürültü çıkaran iktidar hırslısı bir bölümü, dünya malına kendini kaptırmış, yüreklerinde merhamet adına hiçbir şey kalmamış. Onun karşısında olduğunu düşünen kimileri, vatan sevgisinin dayandığı değerlerden bihaber. İki çıkarcı, değer yoksunu sözde karşıt çıkar grubu ülkeyi sürekli bulandırıyor. Ben muhalifim. Kavgamı ayrı bir düzlemde ülkemin hikmetinden beslenerek vermeye çalışıyorum. Aşağıdaki sözlerim bu amaçla yazıldı.
***
Aynı gemideyiz. Biz düşünenler. Düşünmeye çabalayanlar. Türkçe'den. Bu ülke için. Dünya için. İnsan için. Var olanlar için. Yaşadığımız yaşamın anlamını görmeye, duymaya, keşfetmeye çabaladıkça, o anlamı oluşturuyoruz da. Hayat denen kitabı okudukça okunuyoruz da. Yorumladıkça, yorumlanıyoruz da. Karşımızdakinin ipliğini pazara çıkardıkça ipliğimiz pazara çıkıyor.
Bu karşılıklılığı fark edememe kavrayışımızı etkiliyor. Eleştirdiğimiz, yerdiğimiz biri gibi olup olmadığımızı düşünmeden konuşmak, değerlendirmek; diyalogu, anlam dünyamızı olumsuz yönden belirleyebiliyor.
Gördüğümüzde görülme; eleştirdiğimizde kendimizi görme, ona aynalayarak bakma! Dünyanın bu hali, kendimize dair ne anlatır? Karşımda duran insan, benim nerelerimi, hangi özelliklerimi gösteriyor? Bana dair ne söylüyor? Ne öğrenebilirim ondaki görüntümden? Herkeste, her şeyde görüntümüz var çünkü! Yaşanan bütün çirkinliklerde, güzelliklerde, şölenlerde, felaketlerde kendimiz yansıyor bize. Elbette görebilenlerimize.
Aynalama tümüyle elimizde olan bir güç değil. Baktığımız insan, içinde bulunduğumuz çevre, ortam da belirliyor, kendimizi ötekinde görmeyi. Burada, öteki, bizim bir uzantımız değildir! Bizim bir parçamız da değildir. Salt bir aynadır o: Kendimizi onda görerek, onu gördüğümüzün bir parçası yapmış olmuyoruz. Dünya bizden yansıyan değildir bir anlamıyla; bizim bir kuruntumuz, uydurduğumuz bir şey değildir. Bize yansıyandır: Bize yansıyan, bizi de içine alan görüntüdür. Kaynağı yalnızca biz değilizdir, bizimle birlikte tüm dünya, tüm evren bizde odaklanarak yansır aynada; bize bu yansıyanda, görebildiğimizce görürüz kendimizi. Bu yanıyla, günlük yaşamımızdaki aynaya bakmaya benzemez. 'Gördüğümüz, görüldüğümüzdür'; 'Gördüğümüzde, kendimizi de görme olanağı vardır' savları, dışımızdan gelen 'ışık ışınlarının' oluşturduğu görüntülerin içinde kendimizi görmeyi işaret ediyor. Burada dışımız, hem ayna hem ışık kaynağıdır; doğrusu, biz bakmayı başarabildiğimizde ayna olabilen ışık kaynağıdır.
Kendimizi var olanlarda görebilmeyi, nasıl başarabiliriz? Dışımızdaki içimizi nasıl görebiliriz? İçimizdeki dışımızı görerek mi? Bu, ilkinden daha zor, daha karmaşık!
Dışımda kendimi görebilmek için, dışımdan gelene, kendimi yansıtmam gerekir. 'Görünmem' gerekir, bir anlamıyla. Zaten görünmüyor muyum? Bedeni, varlığı olan herkes görünmez mi? Düpedüz görünme değil, fiziksel anlamda, optik yasalarına göre görüntümüzün oluşması değil, burada sözü edilen. Tinsel anlamda, manevi olarak, bir anlam varlığı olarak görünmem, içimin sırlanmasıyla gerçekleşir. Sırlamak, bir anlamıyla, toprak eşyayı korumak için üzerini özel maddelerle kaplamak demektir. Eşya sırlanınca, yansıtıcı bir nitelik kazanır. Aynanın da bir yüzü sırlıdır! Kendimizi 'korumak', ruhumuza bakım göstermek için sırlarız onu. Sırrı olduğunu fark ederiz. Anlam varlığı olarak insan, sırrıyla kültürünü oluşturur. Sırrıyla açar kendini, keşfeder.
***
Yalnız kendini sırlamak yetmiyor. Dışımızda kendimizi görmek için, dışımızı, varlığı, evreni de sırlamak gerekiyor. Sırlayalım ki oradan yansısın görüntü, görüntümüz. Evreni, dünyayı, dışımızı sırlayarak, ona özen göstermiş oluyoruz. Ondaki gizin görünür olması için kendimizi hazırlamış bulunuyoruz.
Öyleyse, kendimizi, kendimiz olmayanda, eşyada, öteki insanlarda, dışımızdaki varlıklarda görebilmek için en azından iki kez sırlama çabası gerekiyor: Kendimizi ve dışımızı!
Kendimizi ve evreni sırlayabilmek, evrendeki yerimizi olanca özenle, saygıyla görebilmek, özentiden arınmak demektir. Özentiden özene giden yolda, bilimin, sanatın, düşüncenin, bu topraklardaki yüzlerce yıllık bilgeliğin ışığında hakikate yapılan yolculuğa çıkmaktır. Dışımızdaki içimizi görebilmek, hem içimizi hem de dışımızı sırlayarak sağlanabiliyor. Kendimizi sırlayarak, evrene yansıtıyoruz; evreni sırlayarak kendimize ulaşan evrende, kendimizi görebiliyoruz.
Sırlamak, elbette mistik çağrışımlar içeren, karanlık bir sözcük. Fiziksel bir anlam taşıdığı gibi (Kapları, aynayı sırlamak, örneğin...) günlük dilde, gizlilik, işin püf noktası, bir amaca varmanın yolu yordamı... anlamlarına da gelir. Tasavvuf” içeriği çok zengin bir kavramdır. Sırrı, kendimizi, evreni tanımaya olanak sağlayan doğurgan bir kavram olarak, insanı anlamada fenomonolojik betimlemeye çok yatkın buluyorum.

<p>24 TV Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel, Ankara'nın gündemini ve siyasette yaşanan son gelişmeleri

Restoran ve kafelerde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Başkan Erdoğan, AK Parti'nin Erzurum Olağan Kongresi'ne canlı bağlantı ile katıldı

Klozeti açınca dev yılanla göz göze geldi! İşte o korku dolu anlar...