• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
04 Aralık 2011 Pazar

Bozkırda bir gemi olarak bir zamanlar ODTÜ

Üniversitemi hep Anadolu üniversitesi olarak gördüm. Bozkır üniversitesi. Benim üniversitem, kim hangi amaçla, nasıl yönetirse yönetsin, benim için hep bozkırda bir gemiydi. Deniz çocuğuydum ben. Bodur çamların gölgesine uzandığımda bozkırdaki dalgaların sesini duyuyordum. Anadolu'daki insanımın binlerce yıllık çığlıklarını duyuyordum. Bu toprağa, bu insana borcum vardı benim. Hazırlık sonrası ilk yılım, nice sancılarla geçti. Felsefe okumak için üniversitemi bırakıp, Avrupa'ya gitmek istiyordum. Mühendislik eğitiminden yavaş yavaş soğumaya başlamıştım. Kimi hocalar bana sığ, dar kafalı papağanlar gibi görünüyordu. Kaçıp gidecektim. Derslerim, fizik dersinin dışında kötüydü.
Sonra, baktım ki sınıfımı geçivermişim. Vazgeçmiştim gitmekten. Bozkırdaki gemimden ayrılmayacaktım. Nasıl olsa geçiyordum sınıflarımı. Boş zamanlarımda derslere giriyor, çok az ders çalışıyordum. Bozkır düşüncesi vaktimi alıyordu. Geminin birçok kamarası vardı. Merak ediyordum.
Geniş arazide, yürüyor, yıldızlara bakıyor, sabahlara dek kendi kendimle konuşuyordum. Yapılacak işlerim çoktu. İşte bu düşünme, araştırma olanağını bana üniversitedeki ortam sağladı. Potansiyelimi, yeteneklerimi, kendimi gerçekleştirme, çabalarımda, yaşadığım entelektüel özgürlük önemliydi. Hiçbir zaman papağan, ezberci bir öğrenci olmadım. Elektrik mühendisliğindeki ilk yılım (2.sınıf!), düşünme alışkanlıklarımın sarsıntıya uğradığı bir yıldı. O yıl ilk kez mantık dersi aldım (Cemal Yıldırım'dan!). Sanırım dersin en yüksek notlarından biriyle başarılı oldum. Gemi tam yol gidiyordu. Meslek derslerinin yarattığı ürküntüden giderek sıyrıldım. Sevmeye başladım. Ortalarda, sıradan bir öğrenciydim.
Avrupa gençliğinin sarsıldığı yıllardı. Sarsıldım. Sarsıldık. Boykotlar başladı. Tartışmalar. Eğitimden yakınmalar. Hocaları siygaya çektik. Hepsi uslu uslu karşımıza geçip, çekinmeden hesap verdiler. (Sevgili Yılmaz Tokat Hocamızın, 'system theory'nin neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışmasını hiç unutamam!)
Gemim, dünyayı değiştirmeye çalışan yolcularla, tayfalarla doluydu. Dünyayı anlamaya çabalayan benim gibi biri için dünyayı değiştirme özlemi anlamlıydı. Gerekliydi. Dünyayı değiştirmeye çabalarken, değiştik, hepimiz. Dünya da, belki istediğimiz yönde olmasa da, değişti, gitti.
***
Yurt pencerelerinden çığlıklar yükseliyordu. Yakılan kağıtlar, pencerelerden aşağı bırakılıyor, silah sesleri duyuluyordu. O yıllar dört öğrenci yurdu vardı ODTÜ'de, yanılmıyorsam. Üçüncü yurtta kalıyordum, 'koç' yurdunda, 505 numaralı odada. Arada bir, akşam saatlerinde oluşan 'toplu çılgınlık krizi' yaşanıyordu, bütün yurtlarda. Açık pencerelerden sarkan öğrenciler, bağırıp çağırıyor; sonuna dek açılmış radyo ve teyplerden yükselen gürültüyle bozkır inliyordu. Yan odaların birinde duran, ikinci dünya savaşından kalma 'piyade tüfeği' gökyüzüne doğrultulup, ateşleniyordu. Kurşun, yirmili yaşlardaki delikanlıların isyanı olarak tırmanıyordu yukarılara. Ama bir yüksekliğe kadar. Nedense, yerçekimi vardı; düşüyordu tüm cisimler.
***
Devrimi bekliyorduk. Bir gün gelecek bizi kurtaracaktı. Kaprisli sevgililerimizden, parasızlığımızdan, sevgisizliğimizden; babalarımızla olan kavgalarımızdan. Devrim; büyülü bir sözcüktü. Gelince cümle eksikliklerimiz bitecekti. Tüm yüreğimizle inanıyorduk buna.
Dünyayı değiştirebileceğimize inanıyorduk. Güçlü olduğumuza. Dünyayla ilgiliydik çünkü. Tüm dünyadan sorumlu duyuyorduk kendimizi. Tüm insanlıktan. Mazlumların hakkını korumak, zalimleri ortadan kaldırmaktı görevimiz. Küçük çıkarların, bireyci kaçışların yeri yoktu, devrimcilikte. Devrimci yiğitti.
Anadolu'dan gelen genç insanlar o zamanlar polisin, jandarmanın giremediği üniversite topraklarında, ütopyalarını yaşamaya çalışıyorlardı. Rektörlük, tüm üniversite 'işgal' ediliyor, üniversite kurtarılıyordu.
İsyana saygım vardı. Gerek ülkemizde gerekse dünyada isyan edilecek çok haksızlıklar, sömürüler, hırsızlıklar oluyordu. İsyanın aklın uzağında, yeterince örgütlenmeden, halkla bütünleşmeden, halkı tanımadan yapılmaması gerektiğini düşünüyordum.
Yaralıydım. Dünyanın halinden. Arkadaşlarımın isyan biçimlerinden. Sustum ve yazdım. Şiir ve şiirimsiler. Edebiyat eleştirileri. Öyküler. Denemeler. Yazmazsam ölecektim. Boğulacaktım Bozkırdaki gemideydim. Üniversitemde. İkide bir öğrenimin aksadığı, jandarmanın işgal ettiği. Öğrenimin kesilmesi işime yarıyordu. Okuyor ve yazıyordum. Orta Doğu bana, yaşanan olumsuzluklarla da olsa, düşünme, araştırma olanağı sunuyordu yine. Devrimci arkadaşlarımdan dünyaya sahip çıkmayı öğrenmiştim. Marks okumaları yetersizdi. Marksist düşüncenin temellerine inilmediği için, teorinin eksik kaldığını düşünüyordum.
Okulumdaki ağaçlar büyüyordu. Bu arada ben, şimdi hocası olduğum mantık dersinden kalıyor, bir yıl kaybediyordum. Okulu bitirdiğimde yirmi dört yaşımdaydım. Evlenecektim. Paraya ihtiyacım vardı. Çalışmalıydım. Bir yıl yüksek lisans derslerine giriyor, felsefeci hocalarımdan dersler alıyordum.
***
Sonunda felsefe gemisine binmek için bozkırdaki gemiden okulumdan ayrıldım. Spor sahasında bugün bile okunabilen 'devrim' yazısının önünden, biraz mahzun, biraz yoksul, düşünceli geçip gittim. Sekiz yıl uğramadım okuluma. İstanbul'da felsefe okudum. Tez yazdım. Hep özledim okulumu. Sığınmak istedim ona. Bozkırdaki toprağa. Toprakta açan o hırpalanmış, narin çiçeğe.

<p>CHP’nin yayın organı Halk TV’de program sunan Özlem Gürses MHP lideri Devlet Bahçeli&

Sağlık Bakanlığından Halk TV sunucusu Özlem Gürses'e yalanlama: Öyle bir personelimiz yok

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul boğazında görüntülendi! Sakarmekeler martılarla beraber simitle besleniyorlar

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!