• $7,4183
  • €8,9862
  • 437.528
  • 1467
18 Aralık 2011 Pazar

Türkiye'de kaynayan anlam yaşamı

Ülkemizin anlam hazinesini bilemiyoruz. Dünyanın bir köy olduğu inancıyla, kültürel farklılığımızı anlayamıyor, ortaya çıkaramıyoruz.
İnsanların anlam sağlığının büyük ölçüde bozulduğunu ve bunun çok fark edilmediğini düşünüyorum. Oysa sağlıklı gibi gözüken ve dünyayı yöneten birçok insanın ve bunların bağlı olduğu kurumların ağır bir anlam sağlığı problemi veya anlam hijyeni problemi olduğu bana açık geliyor. Bir Avrupalıyla konuşmuştum. Adam 'neden yaşıyorum yahu?' diye sorup duruyor. 'Neden yaşıyorum' probleminin çok ağır bir problem olduğunu dile getirdi uzun uzun. Çünkü küçükken ona verilen birtakım hedefleri, yaşamın anlamı budur, keyif almak budur, seks budur, gençlik budur gibi önüne konan şeyleri çok çabuk tükettiğini ve belli bir yaşa geldiğinde ne adına ve ne için yaşamakta olduğunu bilemediğini anlattı. Benzer durumdaki insanların birtakım yoga, meditasyon teknikleri veya ilaçla problemlerini çözmeye çalıştıklarını görüyoruz... İnsanlar anlam dünyalarını çabucak tüketiyorlar.
Hızlı bir üretim süreci var. Önümüze tüketilmesi gereken bir sürü şey yığıyorlar. Ama onların ne adına tüketildiğini, ne olduğunu anlayamıyoruz. Eskiden bir anlamlar bütünü vardı, daha yavaş yaşanırken. O anlamlar içinde her şey yürürmüş. Bu dokuma tezgahı, bu kilise gibi... Ama şimdi çok hızlı değişen dünyada, anlam dünyamız o şekilde, o hızla gidemiyor. Eski anlamlarla yeni dünyaya tutunmaya ve anlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bir boşluk içine düşüyoruz. İnsanın mana yaşıyla bilgi yaşı arasında büyük açıklık var. Sanki beş yaşındaki çocuğun eline inanılmaz tehlikeli aletler veriyorsunuz ve o müthiş şeyler üretebiliyor. Ürettiği şeyleri hayatta nasıl kullanacağı konusunda olgunluğa sahip değil. Her an yanlış bir şey yapabilir. İnsanın hayata verdiği anlam gelişmişliğiyle teknolojik bilgi üretme gelişmişliği arasında büyük uçurum var. Bu büyük tehdit. Bunu gen teknolojisinde, beyin araştırmalarında, ilaç sanayiinde görüyoruz. Önce ilaç bulunuyor arkasından hastalık icat ediliyor. Teknoloji bir zamanlar bizim elimizin altında, aletimizken, biz onun aleti olmaya başladık.
Türkiye'nin çok özel bir konumda olduğunu ve inanılmaz çelişkiler yaşadığını düşünüyorum. Tam Avrupalı gibi olamıyoruz, bir Uzakdoğulu, bir Hintli gibi de değiliz. Bize özgü çok ilginç bir dünya var. Arada oluşumuz, bizim için bir anlamda inanılmaz bir olanak. Bu hayatı yaşayan insandan inanılmaz derecede yaratıcı şair, sinema yönetmeni, tiyatrocu çıkabilir. Hatta filozof bile çıkabilir. 19. yüzyılın Rusya'sındaki kaosa çok yakınız. İnanılmaz bir kaotik ortam var. Bu ortamın çok olumlu anlamda yoğrulabileceğini düşünüyorum. Hayatın anlamına dair akademik çevreler hiçbir şey üretemiyor. Öbür tarafta, işin popüler tarafına kaçış var. Konu mistiklere bırakılmış. Bugün bir kitapçıya girin, büyük bir bölüm görürsünüz: 10 derste mutluluk sanatı, 20 derste başarılı seks, nasıl cenneti bulursunuz, nasıl akıllı olursunuz gibi bir sanayi oluşmuş. Anlam bunalımı yaşayan ağır anlam problemleri olan insanların feci şekilde sömürüldüğünü görüyoruz. 
***
 Bu anlam arayışının sağlayabileceği coşku ve derinlik ile bu topraklardan müthiş insanlar çıkabilir. Bu toprakların müthiş bir geçmişi var. İslam sonrası, mesela Tasavvuf birçok aydının sömürmeye çalıştığı bir alandır. Yunus Emre, Mevlana... oturuyorlar, rakıları açıp bir adama beyaz eteklik giydirip, semah yaptırıp içiyorlar. Mevlana, Yunus; şiş kebap, rakı, fes, kılıç kalkan gibi bir şey oldu. Biz geçmişimizi de kötü biçimde sömürüyoruz. Ama tüm bu çirkinliklere rağmen ben bu topraklardaki geçmişe müthiş bir şekilde güveniyorum.
Şöyle bir düşüm var: Biz bu toprakların kültürüyle öyle bir yoğrulacağız ki öyle şeyler söyleyeceğiz ki başkaları bunu Türkçeden çevirmek zorunda kalacak. Bu Türkler de ne diyor acaba diyecekler. Bunun için mücadele etmek gerek. Taşıdığımız anlam ve değerlerin farkına varmamız gerek. Bir tehdit altındayız: Türkçe, kendimize mahsus yemekler, yaşam biçimleri, musiki elden gitmektedir. Bu da özgün yaşamın ortadan kalkması anlamına gelir. Bu insanlık adına bir kayıp. Anadolu'da yaşanan hayatı dünyaya duyuramadığımız için dünyaya henüz bu topraklardan bir katkı yapılamadı. Bunun insanlık adına bir ayıp olduğunu düşünüyorum.
Bizim insanımız türkü söyleyerek düşünmüş. Türkülerde hikmet vardır. Bizim yüzlerce yıllık hayatımız var. Ama biz türküleri ya ideolojik anlamda, ya rakı masasında söyleyip göbek attık. Yazık ki türkülerdeki anlamı keşfedemedik. Onlarda iç dünyamızla ilgili çok derin ipuçları var.

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul'da etkili olan yağışlı hava, trafikte yoğunluğa neden oldu

Yıldırım çarpmasının vücutta bıraktığı ilginç izler