• $8,5116
  • €10,2908
  • 498.138
  • 1441.33
03 Mart 2011 Perşembe

Dinler, maneviyat, İslam

Erbakan Hoca'nın ölümünün ardından yeniden düşünmek gerekiyor.
Maneviyatın ne olduğu ile başlayalım. Batılının spiritualit veya Geistigkeit dediği bir kavramdır. Aşağı yukarı bütün kültürlerin içlerinde kendilerine dair bir efsanesi, bir hikayesi, bir kainatı açıklama biçimi vardır. Dolayısıyla bununla ilişkili olarak bir inanç düzeni vardır. Demek ki insanın yeryüzündeki serüveninde inanç ihtiyacı, bir kültüre, bir inanç grubuna ait olma ihtiyacı çok temel gibi gözüküyor. Bu ihtiyaçla beraber yürüyen işin bir de manevi boyutu var. Maneviyatın dinlerden önce gelen bir insan özelliği olduğunu düşünüyorum. Dinler manevi ihtiyaçların bir tezahürüdür. Biz bu manevi boyutu unutup, sahip olduğumuz dini, sadece ritüellerden oluşan sosyolojik bir vakıa olarak gördüğümüzde yanılırız. Bizim içinde bulunduğumuz kültürdeki inanç sistemimiz, temel inanma ihtiyacıyla, maneviyatı yaşama ihtiyacıyla birlikte giden bir şey. Dinler sadece bu ihtiyacın, o kültürde gerçekleştirme yollarıdır. Ve hepsinin oluşumuna baktığımızda gerçekten böyle bir derin ihtiyaçtan çıkmışlardır. Olumlu ve doruğa vardığı dönemlerde, bu ihtiyacın gerçekten kültürel yaratmalarla inşalarla karşılandığı dönemlerde, o dine mensup insanların büyük ölçüde manevi güce sahip olduklarını, sanatın ve bilimin her alanında büyük ölçüde inşa faaliyetine girdiğini görmekteyiz. O açıdan bakılınca, din, demek ki, insana bu yeryüzünde yaşadığı dünyanın (maddi nesnelerle dolu olan dünyanın) bundan ibaret olmadığını, ötede bir şeyler olduğunu işaret eder. Bu 'öte' ölüm sonrası da olabilir, olağan yaşamın dışındaki ölüm öncesi yaşam da. Çünkü dindar insan ölüm sonrası korkusu nedeniyle dini bir sigorta şirketi olarak görmektedir. Veya bir sosyolojik vaka olarak 'etrafımdakiler inanıyor ben inanmazsam beni bu cemaatten uzaklaştırırlar' diye endişe duyuyor. Çoğu, gerçekten o inancın derinliğindeki maneviyatı,  insanı sonsuzluğa götürecek olan, insanın içindeki sonsuzluğu ve bitimsizliği ona duyuracak olan ilah” aşkı hissetmeden yaşayıp gidiyor. Şimdi bu, dinin kökenine, belki de sebeb-i hikmetine aykırı bir şeydir. Din insanlara sadece bir cemaat ruhu yaratıp,  tesanüt sağlamak içinse, bir ilahi boyut kazandıramayacaksa, sadece sosyolojik, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel boyutlardan ibaretse o zaman o din eksiktir. İnsanları dünyayı ele geçirmeye yönlendiriyor. Onları tamamen dünyevileştiren, ikiyüzlü kılan, yalan söylemeye iten tuhaf mekanizmalar haline getiriyor.
 İslam'ın içinde taşıdığı ulviyeti değişik sosyo-ekonomik-politik nedenlerle maalesef temiz, saf bir Müslüman çoğu zaman idrak edemiyor. Çünkü dünyanın birçok yerinde zaten ekonomik olarak kötü durumdadır, mazlumdur, sinmiştir, korku içindedir. Güzelliği, sonsuzluğu, bizi dünyanın ötesine götürebilecek o ilahi güçle karşı karşıya sokabilecek, onla gönül bağı tesis edebilecek gücü tam idrak edememekte ve yaşayamamaktadır. Karşı taraftan da büyük saldırılar geldiği için, tepkici bir konumda, tüm dünyaya karşı düşmanlık duymaktadır. Şimdi Müslüman'ın bu oyuna gelmemesi lazım. Dolayısıyla dünyanın bundan sonraki gidişi hakkında aklı eren Müslümanların, okumuş yazmış, geçmişini biraz idrak edebilen Müslümanların gerçekten korku ve titreme içerisinde ama umudu kaybetmeden havf ve reca dengesini kurarak hayatını yeniden gözden geçirmesi gerekir. İslam dendiği zaman çok basit iki şeyi anlıyorum. Birincisi 'selam'la ilgilidir, sulhdur, sevgilidir, sevgidir, barıştır, kardeşliktir. İkincisi de haddini bilmedir, teslimiyettir. Bu ikisi aslında gerçekten bizi bu yaşadığımız çirkin dünyanın ve düzenin ötesine götürecek müthiş işaretlerdir, müthiş kılavuzlardır. Fakat bunu idrakten aciziz. Bunun idraki nasıl olabilir?
Bizim problemimiz şu: Hem kendi geçmişimiz hakkında derin bir şuur sahibi olmak, hem de karşımızdaki insanların geçmişi ve bugünü hakkında. Kendi nokta-i nazarımızdan,  onların etkisinde kalmadan, kendi kavramlarımız, kendi kelimelerimizle onların mana dünyasını tasvir edip yorumlayabilmek. Bu bizden neyi bekliyor?
Bilimin her alanında, fen bilimleri de dahil olmak üzere, sosyal bilimler alanında ve edebiyat dahil olmak üzere sanatın her alanında, özellikle teoloji alanında atılımlar yapmak gerekiyor. Bir tepkici duruma düşmeden, bir hınç duygusu, aşağılık duygusu duymadan, eziklikten kurtulmuş olarak; özgür, kendine güvenen bir biçimde, İslam'ın evrensel boyutlarını, bütün insanları kucaklayan boyutlarını, sonsuzu ve öteyi, o kutsal mesajın anlamını gerçekten anlayarak anlatabilecek, kadın erkek yiğit insanlara ihtiyacımız var.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı