• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
10 Şubat 2011 Perşembe

Türkiye'de yazar olmak

Sevgili Okur, Süheyl Batum'un ağzından kaçırdıklarına iktidarın yıllardır yıprattığı orduyu savunur biçimde saldırıya geçmesi siyasal yaşamımızın tarihinde iz bırakacak derin bir ironidir. İktidarın başta Başbakanımız olmak üzere, gererek siyaset yapmaları, muhalefetin de bu oyuna gelmesi beni üzüyor. Ülke, gerginlik üzerine siyaset yapan bu iktidarla demokrasiye ulaşamaz.  İçime kapanıp, kendi dünyama dönüyorum. Yazarlığım üzerine sorulara bırakıyorum kendimi.

- Bu kadar kitap yazdınız. Ara sıra kendinize şöyle sorduğunuz oldu mu: 'ben neyim?', şu tüm yazdıklarımın ne değeri var?
Kendime, 'Ben neyim' sorusunu sorduğumda yazar mıyım, yazan mıyım, yazıcı mıyım dediğimde şu an aklıma gelen bir sözcük uydurdum: 'ben bir yazgırım' Böyle bir kelime yok ama aygır gibi bir şey oluyor; yazgır. Yazgı ile yazar kelimelerini harmanlayarak yazgır diyorum. Cazgır gibi. Belki de orada ki 'gır' gramer açısından aynı işlevi görüyor mu görmüyor mu bilmiyorum ama benim önerdiğim sözcüklerin belki bir kısmı dilbilimde geçerli olan gramer kurallarına uymuyor olabilir. Bir öneridir: Yazgır

- Başka önerdiğiniz kelimeler de var mı?
Yazgır kelimesini önerdiğim gibi mesela tüttürmeyi de önerdim. Tüttürme diye bir kelime uydurmuştum. Tüttürmedeki muradım şuydu: Onun kanla yazılan, çok içten, derinliklerin titreşmesiyle ortaya çıkan ürünler olduğunu düşünüyordum. Orada insan tütüyor, yanıyor bir tarafları; bacanın tütmesi gibi. Şiir Gerçek İçinde Gerçek Şiir İçinde adlı kitabımda tüttürmeler diye bir edebiyat türü düşünmüştüm. Bunlar bir çeşit denemelerdir. 

- Siz çok yazan birisiniz istemeden, zorunlu olarak yazdığınız yazılarınız oldu mu?
Pek az yazımı 'Allah kahretsin!' diyerek zorunlu yazmışımdır. 

- Size göre yazma nedir?
Yazma; bir hayat tarzı, bir karakter, bir kişiliktir, bir var olma savaşıdır. Burada, ben, Sartre gibi düşünmüyorum yani benim için yazma; sözcükleri bir çeşit düzenleme falan değil. Benim yazma dediğim çabada dilin kendisi vardır, kelimeler vardır ama kelimelerden önce gelen bir hayat atılımı var. Buna istersek felsefe tarihinden Spinoza'nın conatus kelimesini öne çıkarmak gerekir. Ama Spinoza'nın verdiği anlamla conatus: Bir yaşama hamlesidir. Bu bir hayata açmadır. Açılmadır. Çiçeğin açması gibi bir şey. Yazma o açıdan bir doğmadır, bir ortaya çıkma çabasıdır. Kardelenin karın içinden çıkıvermesi gibidir.  Beklenmedik bir yere düşen tohumdan ummadığın bir çiçeğin çıkması gibidir. Yazmayı hani sera içerisinde çiçek yetiştirmek gibi bir şey anlamıyorum veya saksıda, toprağı, nemi, genetiği hazırlanmış tohumdan açan bir çiçek gibi de düşünmüyorum. Yazmak ben de Hudayinabit olması lazım. Kendiliğinden gelişen. Huda'nın doğurduğu. Ekilmeden kendiliğinden yetişen.
Ben de kendimi biraz hudayinabit bir insan bilirim, Kendi kendine yetişen insan anlamında. Ama hudayinabit olması için düşen tohumun tesadüf de olsa uygun bir yere düşmesi lazım. O bakımdan yazma var olma mücadelesi, yaşamı kendi içerisinde duyma çabası, ortaya çıkma çabasıdır. Yazgır olmak, o açıdan, hayatın içinde olan müthiş enerji ile ortaya çıkıvermedir. Yazı açıverme çabası. Çiçek açma gibi yazı açma çabası olduğunu düşünüyorum. Yazma bir çeşit serpilmedir, ortaya çıkmadır; temayüzdür, tezahürdür. Farklılığını ortaya koymadır. Çünkü yaşam büyük ortaklıklar taşıyan bir serüvenin, sürecin adıdır ama ortaklıklar içerisinde var olmaya çalışan varlıklar, farklılıkları içinde ortaya çıkarlar. Bundan dolayı yaşam kendini farklılıklarla donatır çünkü farklılıklar yaşamın devamı için gereklidir. Tesadüfen ben Türkçe konuşan Türk oldum; Rum, Kürt, Çerkez vb de olabilirdim. Anadolulu olmak, Türkçe konuşmak anlamına gelmiyor. Türkçemin içinde bir yazgır olmak ya da kendimi hudayinabit bir yazar düşündüğüm için Anadolulu olmanın derin zenginliğini duyduğumda; 'ben neyim' sorusuna ben olsam olsam yazgır olabilirim diye düşünüyorum. Birkaç yazımda vurguladım; 'acele kan arıyor' anonsları yapılır ya; acele bu toprakların geçmişini, bu topraklarda binlerce bulunan, hayatın ortaya çıkması, neşv-ü nema bulması için farklı dil, görüş, üsluplara ihtiyaç var. Bunu oluşturacak, düşünce düzeyi yüksek, özgür, saygılı ortamlarımız olmalı. Şimdiki gibi seviyesiz düşünce vuruşmaları değil. Gönüllerimizin çiçek açacağı düşünce bahçeleri bahçıvanlarını bekliyor. Buradan süzülecek, damıtılacak Anadolulu olma kültürü, Anadolulu olma farklılığı veya ayrıcalığı.

<p>HDP Esenyurt ilçe binasında asılı, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın afiş ve posterleri

HDP binasına baskın

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

MİLGEM Projesi'nin 5'inci gemisi denize indi

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!