• $7,3772
  • €8,942
  • 436.617
  • 1457.79
17 Şubat 2011 Perşembe

Hapiste bir İbrahim

İbrahim gözlerini açtı. Yattığı yerin yükseğinde daracık pencerenin ardında mavi bir gökyüzü, o gökyüzünü kanat vuruşlarıyla süsleyen küçük bir kuş gördü. Önce anlayamadı. Neredeydi? Bakındı. Bir hücrede yatar buldu kendini. Anımsadı birdenbire. 'Ben hapiste olduğuma göre bu ülkeye özgürlük gelmiş demek ki' dedi.

***
Adımız İbrahim, tarihin ücra köşelerinden geliriz. Adımız insan, adımız sevgidir. Farklıyız. İtiraz ederiz. Edebimizle. Gönderirler. Cezaevi derler bir evdir. Nedir cezamız? Yanlışı görüp söylemek. Eğer yanlış diye gördüğümüze doğru diyorlarsa neden bizi tımarhaneye koymuyorlar? Adımız İbrahim. Andımız özerkliğe, özgürlüğe ve cumhuriyetedir. İnandığımız değerleri cezalandıramadıkları için bizi cezalandırıyorlar. Kainattaki yaşamı güçlendirmeye yönelmiş hangi değer cezalandırılabilir ki? 'Özgürlük yok' dediğimiz için, özgürlüğün olmadığını kanıtlamak amacıyla özgürlüğümüzü elimizden alıyorlar. Özgürlüğümü ülkemin özgürlüğü için kurban ediyorum. Ben İbrahim. Tarihin ücra köşelerinden. Bu topraklara yakışan, insan onuruna yakışan bir hayatın serpilmesi için gönül bahçemden güller devşiririm. Beni can evimden alıp ceza evine koyuyorlar. Varlığım bu ülkenin özgürlüğüne armağan olsun.

***
Kaç aydır yürürken soruyordum kendime: Bu ülkede neden özgürlük yok? Neden demokrasi yok? Şimdi anlıyorum, benim hapse girmem gerekiyormuş. Ama neden? Çeteden biri miydim ben? Hangi İbrahim çeteden olabilir ki? Çeteye gelmeyen biridir İbrahim, zor adamdır. Ülkesini, halkını, halkının inançlarını seven ne zamandan beri çeteden oluyor? Eleştirenler ne zamandan beri çetedendir? Eleştiri ne zamandır özgürlüğe, demokrasiye aykırı oluyor? Bu ülkenin can evine koyun İbrahim'i. Yeri neden cezaevidir? Özgürlük evine koyun onu. Düşünüp, anlamaya çabalayanların evine. Araştıranların, sorgulayanların evine koyun İbrahim'i. Ülkesini, cumhuriyetini sevenlerin evine. Tarihini, Anadolu'yu sevenlerin bağrına.

***
İçerideyim. Penceremde bir avuç gökyüzü. Oradan görüyorum sonsuzu. İçerideyim. Hapishanede. Dışarıdaki hapishane buradan daha net görülüyor. Demek ki İbrahim dışındaki hapishaneyi görsün diye içerideki hapishaneye atılmış.

***
Bu ülkenin şiiri kaçmış. Bu ülkeye manzume hakim. Her ölçülü uyaklı sözü şiir sanan, sığ, dar kafalı, öfkeli, gergin, kendisine benzemeze düşman, ruhu hamasetin eleştiri geçirmez kalın duvarlarıyla örülü insanlar bitiyor her köşede mantar gibi. Her görüş sahibi görüşünün yobazı olmuş. Ben İbrahim, içeride kalarak koruyorum kendimi. Yoksa beni kendimi koruyayım diye mi attılar içeriye? Daha derin İbrahim olayım, daha bir düşünmüş; kendini, içini ve dışını gözden geçirmiş bir İbrahim olayım diye. Evet, bu ülkenin şiiri kaçmış. Şiir yoğunluğunda yaşanabilen yaşam, içindeki kötüleri ayıklar: Çirkinliklerini yok eder. Ruhu esaret altında olanları farkında olmadıkları hapishanelerinden azat eder; kendini bilmez, kibirli olanların sinirli dünyalarını yumuşatır. Ancak şiiri kaçmış bir dünyada İbrahim hapse düşebilirdi ve düştü. 'Manzume kafalı hapisçi kardeşlerime hürmetlerimi sunarım' dedi İbrahim.

***
Hapisçiler, onlar her çağda vardılar. Bilirim Türkçe'de böyle bir sözcük yok. Ama onlar hep vardılar. Onlara 'şu adam senin gibi değil' deyin. O adamı hapse atarlar. Başkanları buyurur buyurmaz sorgulamaksızın hapse atarlar. Buyurmasa da atarlar, yalnızca ima etse örneğin. Her toplumun, her kültürün hapisçileri vardır. Her sabah uyanır uyanmaz sorarlar: 'Bugün kimi hapsedelim abi?' Peki, İbrahim'i kim işaret etti de hapisçiler aldı götürdü onu? Galiba hiç kimse. Bir gün bir hapisçinin aklına geldi: Bu güzel vatanın özgürlüğü az geldi, özgürlüğünü artıralım. Peki, bir ülkenin özgürlüğü nasıl artar? Hapistekilerin sayısını artırarak. İbrahim ülkesindeki özgürlüğü bir birim artırmak için hapistekilerin sayısını bir birim artırdı.

 Nasıl oldu dersiniz? Ülkeye Özgürlüğü Ayarlama enstitüsü kurdular. Özgürlük ölçücüleri her gün ülkedeki özgürlüğü NASA'da imal edilen özgürlük ölçücü aygıtla ölçüp, hapisçilere haber salıyorlardı: 'İki eksik var, iki kişiyi içeri tıkın.' (Aygıt hiç 'fazla' göstermiyordu!) İşte böyle bir gün içeri tıkacak kimseyi bulamayınca (çünkü tüm ülke iktidar yanlısı olmuştu!) meczup sandıkları İbrahim'i içeri aldılar.

***
İbrahim gözlerini açtı. Yattığı yerin yükseğinde daracık pencerenin ardında mavi bir gökyüzü, o gökyüzünü kanat vuruşlarıyla süsleyen küçük bir kuş gördü. Önce anlayamadı. Neredeydi? Bakındı. Bir hücrede yatar buldu kendini. Anımsadı birdenbire.'Ben hapiste olduğuma göre bu ülkeye özgürlük gelmiş demek ki' dedi.

<p>Mardin'de akrabalar arasında çıkan kavga silahlı çatışmaya dönüştü. Kameralara yansıyan görüntüle

Aksiyon filmi değil gerçek: Araçla gelip dehşet saçtılar

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları