• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
11 Ekim 2017 Çarşamba

MÜTTEFİK!

Türkiye’nin nasıl bir müttefiklik ilişkisi içinde olduğunu anlamayanlar bugün bunu daha iyi kavrayacak bir olaylar dizisiyle karşı karşıyadırlar. Bakmayın siz tv ekranlarına çıkan o çokbilmiş eski diplomatların yaptıkları yorumlara; onlar ‘ABD’nin bu kararına doğru diyemeyiz fakat bizim yaptığımız yanlışlara bakmamız gerekir’ diyerek işi getirip Türk dış politikasına bağlamakta, yaşananların sorumluluğunu ülkemize yükleyip açıkça ABD çizgisinde Türkiye’yi suçlamaktadırlar. Üstelik bunu yaparken doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldıklarını söylemeye gerek var mıdır?

“Nasıl bir müttefiklik ilişkisi, nasıl bir stratejik ortaklık ilişkisi içinde olunduğunun mahiyetini anlamak için yaklaşık 70 yıllık sürede yaşanan olaylara bakmak gerekmez mi? Türkiye bütün ‘Soğuk Savaş’ boyunca ekonomik bakımdan gücünü zorlayan bir orduyu hazır tutarak, Sovyet sınırında Batı sisteminin adeta ileri karakolu konumundadır. ABD İkinci Savaş sonrası Avrupa’yı yeniden inşa etmek için uyguladığı yardım programını, o ünlü Marshall yardımını Türkiye için sınırlı alanlarda, o da en alt düzeyde ve askeri desteğin bir uzantısı olarak kullanmıştır.”

Ne değişti?

Askeri bakımdan NATO, ekonomik bakımdan Dünya Bankası ve İMF, daha sonra Dünya Ticaret Örgütünün kurumsal denetimine giren Türkiye bütün bu ‘işbirliği ilişkiler ağının’ kuşatmasına rağmen kendi kalkınması bakımından hayati derecede önemli endüstrilerin kurulması için olağan üstü çabalar, arayışlar içine girdiğinde yine onların tehdidiyle karşılaşır. 70’li yıllarda bardağı taşıran damla sanırım ‘1974 Ambargosudur’; müttefikimiz ‘verdiği silahları’ ki parası ikili anlaşmalar üzerinden ödenmiş, kalkınmasını tamamlanması sürekli engellenen ülkenin insanlarının yoksulluğu pahasına bedelini ödeyip aldığı uçaklar Kıbrıs üzerinde uçtuğu için Türkiye’ye ambargo koymuştur.

Bütün yaşananlara rağmen Sovyet tehdidi Türk Batı ilişkilerinin devlet düzeyinde açıkça sorgulanmamasının resmi gerekçesi olmuştur. Sovyetler çöktükten sonra da çok uzun bir süre geçmesine rağmen, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin rasyonelleşmesi anlamına gelen karşılıklılık ekseninde yeniden düzenlenmesi konusunda bir adım atılmamıştır.

“Bugün yaşananları bu çerçevede değerlendirdiğimizde; Bir, Türkiye ekonomik bakımdan İMF’nin istikrar programları adıyla önerdiği çerçevenin dışında, kendi programlarına dönmüştür. Türkiye ekonomik olarak Dünya Bankası ile yaptığı o eski borçlanma modellerini terk edip piyasa mekanizması üzerinden rasyonelleştirilmiş bir kredi düzenine geçmiştir. İki, Türkiye kendi milli savunma sanayine dayanan bir güvenlik politikası geliştirerek ihtiyaç duyduğu gereçleri işbirliği projeleriyle üretmeye yönelmiştir. Üç, uluslararası ilişkilerde Türkiye merkezli bir yeni yaklaşım geliştirmiştir ki Ortadoğu siyaseti de bunun bir parçasıdır.”

Vize mi dediniz?

Bütün bunların anlamı açıktır: Türkiye artık batı vesayetinden çıkmıştır. ABD’nin yeni Ortadoğu siyasetinin parametrelerini oluşturan etnik ve mezhepsel bölünme eksenlerine göre bölgeyi parçalama siyasetini açıkça kabul etmediğini, etmeyeceğini ortaya koymuştur. Bunun üzerine müttefikin cevabı ne olmuştur? PKK/PYD’ye binlerce tır silah göndermek, bu katiller sürüsünü ordu düzeni vermek üzere çalışmalar yapmak.

Dahası var, Türkiye’de bu defa başka bir türlü askeri darbe girişiminin yanında olmak (yanında mı!). Darbenin organizatörlerini, elebaşı dâhil olmak üzere saklamak, darbe yönetiminde olanlarla iletişim halinde olmak. Söyler misiniz bu nasıl bir müttefiklik ilişkisidir.

<p>Otto Yayınlarından çıkan 'Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed'  kitabı 508 sayfadan oluşuyor. Hz. Pey

Yalçın Akdoğan'ın yeni kitabı: “Nebevi Liderlik ve Hz. Muhammed”

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor