• $13,2393
  • €15,0336
  • 757.931
  • 1857.4
5 Ekim 2017 Perşembe

Kültürel iktidarın pespayeleşmesi

Türkiye’de ‘kültürel iktidar’ bütün farklılaşmalara tahammülsüzdür. Burada üzerinde durmak istediğim hastalıklı tavır, kültürel iktidarın çoğullaşmasına karşı ortaya çıkan, toplumsal şizofreniyi yansıtan davranışlarla ilgilidir.

“Geçtiğimiz günlerde Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaşanan olayı biliyorsunuz; Türkiye’nin uluslararası alanda en muteber sinema ödüllerinden biri sayılan Altın Ayı ödülünü kazanmış yaşayan tek sinema yönetmenimiz Semih Kaptanoğlu’na yapılan terbiyesizlikten söz ediyorum. (Hatırlayınız bu ödülü Susuz Yaz filmiyle ilk kazanan rahmetli Metin Erksan ‘milli sinema’dan bahsedince onu nasıl linç etmeye kalkmışlardı!) Bu saygısızlığı yapanlar kimdir, neyin nesidirler üzerinde durmaya değmez.” Esas meseleye bakmak gerekir, yapıdaki problem durdukça bu tür saygısızlıkları yapacak, çaptan düşmüş ya da zaten bu alanlarda sanatsal/kültürel bir değer olma kabiliyetine sahip olamamış, ancak kültürel iktidar sahiplerine tutunarak var olmaya çalışanları bulmak zor değildir.

BİR İKTİDARIN ÇÖKÜŞÜ

Her ülkede muhtelif iktidar alanları vardır, kültürel iktidar da bu alanlardan biri olarak o ülkenin toplumsal hayatını zenginleştiren, hatta şekillendiren bir işleve sahiptir. Burada sorun kültürel iktidarın varlığı değil elbette çoğulcu karaktere sahip olması, demokratik değerlere açık bulunmasıdır. “Eğer söz konusu olan kapalı bir toplumsa, iktidar alanları hep aynı ideolojinin, hep ayni sınıfın, hep aynı zümrenin, aynı zihniyetin tekelinde demektir; orada otoriterizmden, totalitarizme uzanacak kadar ‘özgürlük düşmanı’ bir siyasal yapıdan bahsetmek mümkündür.”

Bu tür siyasal yapılarda özgürlükten, toplumsal hareketlilikten, yaratıcı düşünceden bahsedilemeyeceği için tutuculuk, yenilik yaratamama, sosyal şizofreni, içe kapanma gibi muhtelif toplumsal hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmaz sonuçlardır. Bu tür olayların birçok örneğinden bahsetmek mümkündür fakat en bilinen örneği Sovyetler Birliği’dir.

Hatırlatmak gerekirse; yeryüzünün en zengin coğrafyasında bir totaliter siyasal yapının, Gorbaçov işbaşına geldiğinde Batı’ya olan borcu, o zamanki rakamla üç yüz milyar dolar civarındaydı. Gorbaçov Glasnost, perestroyka gibi politikaları, bu sorunlu durumdan çıkmak üzere uygulamaya sokmuştu.

PESPAYELEŞME SÜRECİ

“Hangi coğrafyada, hangi tarihsel mirasta bulunursa bulunsun, iktidar alanlarının çakıştığı, aynı toplumsal çevrelerin tekelinde toplandığı ülkeler sağlıklı toplumsal yapılara sahip olamazlar. Bizim Batılılaşma maceramızın en büyük problemi de bu noktada ortaya çıkmaktadır.” Batılılaşma ideolojisi sadece politik iktidarın değil, bütün iktidar alanlarının Batıcı elitlerde toplanmasını bunun da militer unsurların katılımıyla tahkim edilmesi sonucu bütün toplumsal farklılıkların tasfiye edilmesi sürecini üretmişti. Cumhuriyet döneminde Tek Parti rejiminin kurulmasını arkasında bu Batılılaşma tecrübesinin özellikle Batıcı elitlerin iktidar alanları üzerinde kurduğu hegemonyanın devam ettirilmesi arayışının, bir başka anlatımla bir iktidar etme geleneğinin rolünü göz ardı etmemek gerekir.

Hakkını yemeyelim bu anti-demokratik dönemde dahi kültürel iktidarı üreten yazarlar, edebiyatçılar, tiyatrocuların belli bir kalitesinden, kültürel varlığından ve zenginliğinden bahsetmemek haksızlık olacaktır ki onların etkisi 20. Yüzyıl boyunca devam etmiştir. Bugün bu eski kültürel iktidarın tam anlamıyla pespayeleşmesi yaşanmaktadır. “Kültürün hiçbir alanında yaratıcılık, varlık gösteremeyen bu pespayeleşmiş zümre, hâlâ eski iktidar sembolleriyle yeni sanat/kültür üreticilerine, eski dille saldırmaya çalışmaktadır. Bu pespayeleşmeyi bir kültürel iktidar yapısının değişim sancısı olarak görmek gerekir.”

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı