• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
4 Ekim 2017 Çarşamba

Ulus devletler tehdit altında mı?

İspanya’daki Katalonya referandumuna, daha önce İngiltere’deki İskoçya oylamasına, kendi coğrafyamızdaki Kuzey Irak’ta yaşananlara bakınca bu çok eski olmayan tartışmaya yeniden döner gibi olduk. Hatırlanırsa daha birkaç yıl önceye kadar, ‘ultra-liberalist’ siyaset anlayışının hâlâ ümit verdiği, neo-liberal iktisat politikalarının başarısızlığının açıkça görülüp reddedilmediği, dünyanın ikinci büyük iktisadi krizinin henüz yaşanmadığı günlere kadar, neredeyse moda haline gelen söylem ‘ulus devletlerin sonunun geldiği’ şeklindeydi.

“Liberalizmin küreselleşme anlayışı veya küreselleşmenin liberal yorumu iki siyasal öngörü de bulunmaktaydı: Bunlardan birincisine göre, ulus devlet yapıları çökecek, yerini bir nevi gevşek siyasal federasyon veya konfederasyonlara benzeyen kooperatif siyasal yapılar kurulacaktı. İkinci öngörü, ulus devletlerin yerini daha üst siyasal örgütlenme biçimlerinin alacağı şeklindeydi ki, bunun o zamanki aktüel örnekleri başta AB ve diğer ulus-üstü birleşmelerdi.”

Ulus ve devlet

Aslında bu öngörülerle ilgili beklentiler 2008 krizinden sonra hızla çökmeye başlamıştı; çünkü liberal tezler iki varsayıma dayanmaktaydı: İlk varsayım, ulus devlet içindeki her topluluğun ayrılması ayrılmasının sorun yaratmayacağını ileri sürerken ayrılan topluluğun piyasa üzerinden küresel bir bütünleşmeye açılacağını söylemekteydi. Diğeri ise, mükemmel işleyen bir piyasa mekanizmasının, ulus devletlerin korumacı sınırları ortadan kalktıktan sonra refah üreteceğini ve böylece bu refah içinde yaşayan insanların hayatında savaşsız bir dönem başladığı gibi özgürlüklerini sınırlayacak siyasal bir güç de bulunmayacaktı.

Bu beklentilerin çökmesi için sadece Küresel Finans Krizi denilen son büyük ekonomik krizin çıkması bile tek başına yeterdi fakat daha önemli bir gelişme meydana geldi ‘ulus-devletlerin’ yerini alması beklenen ‘ulus-üstü siyasal yapılar’ zayıflamaya, güçsüzleşmeye başlamıştı. Buradaki sorun her şeyden önce ‘ulus-devletleri’ bir araya getiren üst topluluğun onu ikame edecek fonksiyonlar üretememesidir. Bu fonksiyonlar açısından bakıldığında güvenlik, kayırmacılık, piyasa mekanizmasının işlerliğini sağlayacak ulus-üstü siyasal irade, birliğe katılan ulus-devlet yapıları arasındaki gelişme eşitsizliklerinin yarattığı refah transferi sorunları gibi birçok olayın yanı sıra, ülkelerin çıkarları ekseninde ortaya çıkan sorunlar bu yapıları brexit sokağına getirecekti. Ortaya çıkan tablo ilginçti: ‘Ulus-devlet’ yapılarının çökmesinden sonra onların yerini alacağı düşünülen ‘ulus-üstü’ siyasal yapılar daha gelişmeden çözülme eğilimine girmişti!

Ayrılmak/çözülmek

“Bugünkü Avrupa, ulus-devletlerinin birçoğu feodal mirasın eklemli siyasal yapılarının uzantılarıdır ve onun mirasını taşımaktadır. Buradaki sorun açıktır: Batı’da ulus-devletler feodal eklemli yapıların bütünleşmesi sonrasında kurulmuştu ki bu eklemli siyasal yapıların ‘modern sonrası’ denilen süreçte yeniden ayrışma eğilimine gitmesi ciddi bir sorundur. Bunun eşitlik-özgürlük-kardeşlik temelinde çözülememesi sorunu nereye kadar taşıyacaktır?”

Bu coğrafyadaki ‘ulus-devletler’ ise, imparatorluğun parçalanmasından sonra kurulduğu için henüz modern öncesi yapıları bünyesinde taşımaktadır. Kabile, aşiret gibi kan bağı topluluklarının, mezhep gibi dinsel bölünmelerin ‘ulus-devlet’ yerine geçmesi onu ikame etmesi söz konusu olmadığı gibi bu yapıların ayrılma eğilimleri de ancak dışardan yapılan operasyonel bir girişimin sonucu ortaya çıkmaktadır. Meseleyi etraflıca görmek gerekir.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

Güvenlik güçleri teröristlere göz açtırmıyor!

Keykubadiye Sarayı'ndaki kazılarda ortaya çıktı! 1220'li yıllarda yapıldı

2021'in en etkili kadınları seçildi! İşte listede yer alan isimler