• $9,4986
  • €11,0636
  • 549.026
  • 1519.25
20 Ağustos 2015 Perşembe

Esas mesele nedir?

Türkiye’nin liberalleri, sosyalistleri, Kemalistleri, devletçileri, ulusalcıları vb şekilde kendini bu tür sıfatlarla niteleyen muhtelif grupları, nasıl oluyor da belli bir durumda aynı tepkiyi ortaya koyup, aynı tavrı almakta tereddüt göstermemektedirler. Burada ‘belli bir durumu’ ve ortaya konulan ‘tepkiyi’ açıklamak gerektiğinin farkındayım. O halde şöyle ifade edeyim; kendisini sol, liberal, sosyalist, Kemalist, sosyal demokrat, ulusalcı, laisizm yanlısı gibi siyaset anlayışları içinde görenler, neden ilk demokrasi tecrübesinin siyasal temsilcisi olan DP’den, bugüne kadar Türkiye’nin en geniş toplumsal temsilini gerçekleştirerek, en köklü demokratikleşme hamlesine girişen AK Parti’ye karşı ortak cephe kurup aynı yerde buluşmaktadırlar.
Bunlara sorarsanız, en azından bazılarının kendilerini aynı zamanda demokrat olarak nitelediklerini de görebilirsiniz. Burada bir çelişki yok mudur? İşe biraz daha ayrıntılı bakarsanız, bunların nasıl olup da düpedüz etnik ayrılıkçı olan bir harekete sempatiyle yaklaştıklarını, hatta etno-faşizan PKK terörünü neden desteklediklerini de merak edebilirsiniz.

Kim kimdir?

Esas yanılgı; gerçeği, bunların kendilerine biçtikleri siyasal sıfatlarda aramakla başlamaktadır. Bu kimliklere sahip olduklarını iddia edenlerin, bu ideolojik eğilimlerle hangi tarihsel-toplumsal bağlamda nasıl bir ilişki kurdukları muammadır. Aslında böyle bir ilişkinin varlığını iddia etmek tarihsel gerçekliğe aykırıdır.
Kısaca vurgulamak gerekirse bu ideolojik eğilimler, tarihsel toplumsal bağlamla organik bir karşılığa dayanmadığı, bir tercih meselesi olarak tezahür ettikleri için sosyalistim diyeni ile ulusalcı veya Kemalist olanın dünya görüşlerinde, varlık telakkilerinde bir farklılık olmaktan çok, ortak bir hayat tarzında buluşmaları onların en mühim problemidir. Böylece ideoloji teferruat, hayat tarzı her şey olmaktadır.
Durum bu olunca da bütün mesele iki hayat tarzı arasında karşıtlığa dönüşmektedir. Nedir bu iki hayat tarzı? Aslında sorun eskidir. Tanzimat’ın bürokrat paşalarından bu tarafa kendi halkına devlet üzerinden savaş açmış Batıcı kadro, Batılılaşma mücadelesini halkının tarihsel kimliğini değiştirme, kültürel varlığını yok ederek, yapay bir halka dönüştürme projesini çağdaşlık, hatta modernlik diye takdim etmeye çalışmıştır. Bu anlayışa göre geri, Doğulu değerlere-ki bunun başında din gelmektedir-bağlı halkı Batılı yapmadıkça kurtuluş yoktur.

Yeni bir ulus yaratma projesi

Batılılaşmayı bir kurtarıcı yol olarak gören bu anlayış, aynı zihniyeti cumhuriyet döneminin bütün kadrolarına benimseten bir egemen bloka dayanmaktadır. Cumhuriyet döneminin liberalinden soluna, bütün kadrolarının problemi bu geri gördükleri halk çoğunluğuna siyasal güç katan, imkân veren demokrasiye düşman olmaktır. Menderes’e de Erdoğan’a da düşmanlıklarının sebebi aynıdır. Bugün bütün bu kadroların gide gide Erdoğan düşmanlığı üzerinden etno-faşizme, PKK gibi bir terör yapılanmasına kapılanmaya yönelmelerinin temelinde bu Batıcı-gönüllü sömürge misyonerliğinin yarattığı zihniyet bulunmaktadır. Eğer demokrasi Türkiye’nin muhafazakârlarının yerli değerlerinin siyaseten yükselmesine yol açmasaydı, bu Cumhuriyet elitleri o zaman demokrasiye bir değer olarak bakabilirlerdi.
Öyle anlaşılmaktadır ki, Batılılaşma ideolojisi aracılığıyla halkın üzerinde yüz yıldır hâkimiyet kuranlar, demokrasi sayesinde halkın kazanımı olan demokratikleşme süreçleriyle iktidarlarını kaybettikçe, her yola sapabilirler. Batılılaşma kendi halklarından uzaklaşmanın değil, ihanet etmenin dahi yolunu açan bir ideolojidir.

<p> </p>

CHP-HDP ortaklığı... Çatlak kapıda mı?

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu