• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
10 Ağustos 2015 Pazartesi

Geleneksel elitlerin iflası

Türkiye’nin en önemlik üstelik yeni olmayan sorunlarından biri elit sorunudur. Her toplumda elitler muhtelif sektörlerde kendi fonksiyonlarına uygun konumlara yerleştirilerek bir anlamda ödüllendirilmiş olurlar. Türkiye’deki sorun bu ülkenin egemen elitlerinin fonksiyonlarını yitirmiş olmasına (hatta ters fonksiyon üretmelerine) rağmen bu konumu işgal etmiş ve ediyor olmasıyla ilgilidir. Bu kadro içinde siyasal elitler ve aydınlar ön sırada durmaktadır.

“Daha yakın zamana kadar, çözüm sürecinin nihai bir toplumsal barış yaratmasından korkarak Kandil’e ‘neden vazgeçiyorsunuz, neden mücadele etmiyorsunuz, savaşa devam edin’ diye adeta yalvaran gazeteci-yazar takımı bu elitler, içinde en pespaye olanlar arasındakilerdir. Bunlar içinde İmparatorluk devrinde, asker yahut sivil bürokrat ailelerden gelen, Cumhuriyet döneminde her zaman kendi çaplarından daha önemli pozisyonlarda bulunan insanlara rastlamak şaşırtıcı olmamalıdır.”

Yabancılaşmış kadrolar

Egemen elitlerin toplumsal kökeni ne olursa olsun onların konumunu üreten mekanizmanın devlet ve ideoloji ekseninde yapılandığını unutmamak gerekir. Mesela bu kadro içerisinde paşazade birini görüp, yahu bu adam neden böyle oldu diye şaşırmanın bir anlamı yoktur, çünkü bu kadronun problemi, kendi zümrelerinin demokratik süreçlerin işlemesiyle, tarihsel iktidarlarını kaybetmesi karşısında ortaya koydukları tahammülsüzlüktür.
“Bu tahammülsüzlüğü, dün Türk BAAS’çılığı yaparak göstermeleriyle, bugün Suriye BAAS’çılığına dönüştürmeleri arasında nitelik olarak bir fark bulunmamaktadır. Bu davranış biçimi, onların bireysel tutumlarını aşan bir özellik göstermektedir. Bu bakımdan şahsi hikâyeleri farklı olsa da, onlardaki ortak davranışın kaynaklarına bakmak daha doğru olacaktır.”
Esas itibarıyla, Türkiye’nin egemen elitlerinin toplumsal fonksiyonlarını yitirme sürecinin çelişkilerinin ortaya çıktığı ilk dönem 1970’li yıllardır. Bu dönem, şehirlerin hareketlendiği, sivil toplumun, sınıflaşmanın toplumsal değişmenin kendisini hissettirdiği yıllardır. Egemen elitler, bu değişimin siyasal egemenliklerine yönelik bir tehdit oluşturduğunun farkındadırlar. Çünkü devlet ve ideoloji üzerinden kurdukları bütünlük, buna dayalı tarihsel iktidar alanı, toplumsal değişimin yarattığı dalgalarla sarsılacaktır.

Halkına düşman olmak

Batılılaşma sürecinde, devlete egemen olan bürokratik/militer kadrolar ve onların sözcüsü olan resmi aydınların, toplumsal değişimin ürettiği farklılaşmalara dayanan demokratikleşme sürecinden ürkmesi, entelektüel yetersizliklerinden dolayı kendilerini sosyalist zannedip düpedüz BAAS’çı faşizan akımların içinde yer almaları, demokratikleşme süreci derinleştikçe PKK’ya bile ümit bağlamaları toplumsal konum kaybının yarattığı ‘sosyal şizofrenik’ bir durum olarak açıklanabilir.
Burada temel sorun, bu hastalıklı zihniyete sahip olanlarında değil “Türkiye’nin elit yetiştirme mekanizmalarındadır. ‘Devlet eşittir, Batılılaşma ideolojisinin taşıyıcısı olan egemen elitlerin tahakkümünde bir toplum’ formülü çoktan çökmüştür. Bu yapının tortuları olan resmi aydınlar, siyasi kadrolar ve kurumlar hâlâ direnmeye, eski konumlarına dönmeye çaba gösteriyorlar.” Bunun mümkün olmadığı ortadadır, fakat ‘temel sorunu’ çözmek gerekir.
Bir ülkenin elit yetiştirme sorunu toplum ve devlet arasındaki çelişkilerin demokrasiyle aşılıp, sivil dengelerin kurulmasıyla gerçekleşebilir; bunun olması ise Batılılaşma- yerlileşme diyalektiğinin çözümüne duyarlı yeni elitlerin yükselişiyle mümkün olacaktır. O zaman Türkiye, resmi aydınlar dediğimiz aslında ‘poseydo aydın’ tipinden kurtulacağı gibi, toplumsal fonksiyonlarıyla statüleri arasında denge kurulan elitlere sahip olmanın üretkenliğine de malik olabilir.

<p>Bozkurt'ta selde hasar gören 10 katlı bina iş makinesiyle yıkıldı.</p>

Bozkurt'ta 10 katlı bina böyle yıkıldı

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi