• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
24 Ekim 2016 Pazartesi

Demokrasi ve Batı vesayetinin sonu

Batı sistemiyle özelliklede ikinci büyük savaştan sonra bu sistemin patronajında yer alan ‘ABD ile yaşanılan sorunların arkasında ne vardır’ diye düşünüldüğünde, karşımıza hep o eski sorunlu yapılar çıkmaktadır. Türkiye’nin bugün Irak’ta, Suriye’de bütün Ortadoğu coğrafyasında her adımda karşısına çıkan Batı sorunun kaynağı da gelip hep ayni kapıya dayanmaktadır: Türkiye’nin bağımsızlığı meselesi. Hiç kimse burada ‘efendim bağımsızlık devri kapandı artık her ülke birbirine bağlı’ gibi durumu rasyonelleştirmeye matuf beylik laflar etmeye kalkmasın. Çünkü bu laflar ‘yüz yıllık bağımlılık ilişkilerinin’ devamını talep etmekten öteye bir anlam taşımamaktadır. “Burada bahsedilen bağımsızlık, kapalı toplumların/ekonomilerin dünyasındaki ülkeyi içine kapatmaya dönük bir arzuyu değil tam aksine küresel çağda ‘karşılıklılık ekseninde’ kurulmak istenen bir yeni ilişki biçimini ifade etmektedir.”

Batı sistemiyle kurulan ilişki nereden bakılırsa bakılsın Batının hâkimiyetine dayanan bir ilişkidir. Tarihsel olarak Tanzimat sürecinden başlayarak Lozan’a uzanan, NATO üyeliğinden AB’ye yönelen bütün aşamalarda hep bu egemenliğin tahkim edilmesine dönük düzenlemeler söz konusudur. Peki bunlar nasıl kabul edilmiştir?

Batı vesayetine girmek

Batı vesayetinin adım adım tesis edilmesinin muhtelif sebepleri bulunmaktadır; bunlar arasında Türkiye’nin o zamanlar yaşadığı sorunların ağırlığı, elbette göz ardı edilmemelidir fakat bu durum Batıcı aydınların ufuksuzluğunun, devlet adamlarının yetersizliklerinin bu süreçlerdeki sorumluluklarını, onların yanlışlarını asla mazur göstermeye yetmez. Dün bu ülke, bütün bu ilişki biçimini normalleştiren bir siyasi düzene sahipti. “Devlet adamları yollarının çağdaş dünyayla bütünleşmek olduğunu söylerken ‘Batılı merkezlere bağlılıklarını’ itiraf etmeyi meziyet sanmakta, Ortadoğu ve Türk dünyasından bahsedenlere ise, ya’ Turancı’ ya da ‘İrticacı’ diye kalıp suçlamalar yöneltmekle yetinmeyip, ya mahkûm ettirmeye, siyasi görüşlerini yasaklatmaya veya partilerini kapatmaya gidiyorlardı.” Bir anlamda bağımlılık ilişkilerinin ‘içerideki adamları’ tereddütsüz görev başındaydılar. Bu düzenin korunması devam etmesi için nasıl bir mekanizma işlemektedir?

Batı’ya bağımlı statükonun teminatı demokrasi öncesi ‘otoriter düzendir’. İkinci savaş sonrası çok partili hayata geçilip, demokrasiye doğru ilk adım atılınca ortaya ciddi bir sorun çıkmıştır. Halkın gücü sayesinde iktidara gelenler, Batı vesayetini düzenleyen içerdeki ‘otoriter düzeni’ değiştirmeye dönük adımlar attıkça Batı’yla girişilen kurumsal yapıların sadece ‘işbirliği’ örgütü olmadığı görülecektir. Mesela NATO’yla kurumsal ilişkileri olan ordu içinden cuntalar çıkacak ve otoriter düzenin devamını sağlayacak müdahaleler yapacaklardır. 27 Mayıs rejimi Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü kesen daha sonraki mücadeleyi de zorlaştıran bir müdahalenin sonucu kurulmuştur.

Bağımlılıktan çıkmak

Batı vesayetini, Batı’yla bağımlılık ilişkilerini üreten siyasal yapı, devlet içerisindeki kurumlar hiyerarşisine dayanmaktadır. “Burada askeri bürokrasinin merkezi bir rolü bulunmaktadır; sivil bürokratlar, Batıcı aydınlar, akademisyenler, medya bütünüyle bu bağımlılık ilişkilerini kutsayan bir ideolojiyi ‘çağdaşlık’ ‘Batı uygarlığına ulaşma’ gibi edebi, bilimsel bakımdan, anti-demokratik olduğu kadar, uluslararası ilişkilerde ‘bağımlılık teorisi’ bağlamında ele alınabilecek bir çalışmaya malzeme olacak söylem düzeyindedirler.” Bu bilim dışı zihniyetin, devlet desteğindeki hükmünün bitmesi için Türkiye’nin demokratikleşmesinde militarizmin tasfiye edileceği bir aşamaya geçilmesi yani son on beş yılda arka arkaya gelen reformların yapılması gerekmektedir. Şimdi Türk toplumu demokratikleşme sürecinde yeni bir aşamadadır. Sıra bu ülkeye parlamenter sistem adı altında dayatılan, devlet yapısı içinde en etkisiz kurum olarak ‘Meclis’i’ sınırlandıran, etkisiz hale getiren siyasal düzenlemeleri tasfiye etmeye gelmiştir. Başkanlık meselesine bu bağlam içinden bakmak gerekmez mi?

<p>Duygu Gecü Yüzseven'in sunduğu Sağlık Raporu programında Prof. Dr. Gürkan Arıkan sağlıklı doğumda

Kök hücre tedavisi hangi hastalıklara çare oluyor?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!