• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
20 Ekim 2016 Perşembe

Batı’yla olmuyor mu?

Tartışma giderek tırmanmaktadır. Şimdiden bazıları ‘hemen NATO’dan çıkalım, Batılı kurumlarla ilişkimizi keselim, Avrupa Birliği üyeliği gibi yalanlarla kendimizi aldatmayalım, Rusya, Çin, Hindistan, İran gibi ülkelerle yeni bir yapı içinde yer alalım’ derken, diğerleri ‘her ne olursa olsun Batı’dan vazgeçmemek gerektiğini söyleyip Batı’yla yaşanılan sorunları Türkiye’nin yanlışı’ olarak değerlendirmektedirler. Onlara göre Türkiye AB’ye alınmıyorsa bunda Avrupa’nın değil ‘reformları’ yapmayan ‘ev ödevlerini tamamlamayan’ Türkiye’nin kusuru bulunduğunu görmek gerekmektedir.

Bu fikri savunanlar; Batı’yla ilişkileri ülkelerin karşılıklı çıkarları, birlikte ilerleyecekleri projeler, işbirliği imkânları ve uluslararası düzlemde ortak bir siyasette bulunma gibi rasyonel çerçevede değerlendirmek yerine tamamen Batı’ya duyulan bir inanç çerçevesinde değerlendirdikleri için; Bulgaristan, Sırbistan gibi dünkü komünist ülkelerin hiçbir standart gözetmeksizin AB’ye alındıkları halde Türkiye’nin yarım yüzyıldan daha fazla bir süredir dışarda tutulmasına gösterilen özeni dahi dikkate almamaktadırlar. Kayıtsız şartsız Batı çizgisinde kalınmasını savunanlar aynı zamanda Türkiye’nin Ortadoğu’da ne işi olduğunu, Suriye, Irak başta olmak üzere bütünüyle bu coğrafyada olup bitenlerle ilgilenmeyip ülkenin yüzünün Batı’ya dönmesini savunmaktadırlar.

Batı’nın derdi ne?

“Geleneksel batıcı ideolojinin etkisinde kalarak ne olursa olsun Batı’ya bağımlılığı dahi iyi bularak savunanları anlamak gerekir, çünkü İmparatorluğun son yüzyılından başlayarak yaklaşık iki yüz yıldır Batı’yı kutsayan bir anlayış, eğitim sistemi üzerinden resmi bir politika olarak benimsenip yaygınlaştırılmış ve aydınlar-medya-devletin bürokratik kadroları üzerinden statükonun dayandığı bir dünya görüşü haline gelmiştir.”

Bu ülkede Tanzimat Fermanı’nın bilmem kaç pare top atışıyla ilan edilmesinden sonra defalarca ‘artık Avrupalı olduk’ şeklinde gazetelerde manşetler atılmış, yakın yıllarda Gümrük Birliği anlaşması başta olmak üzere yine kaç kez ‘AB’ye girdik’ diye kutlamalar yapıldığı henüz unutulmamıştır. Mesele rasyonel temelde ele alınmayıp ‘Batı’nın büyüsü’ etrafında görüldüğü için de çoğu kere bir türlü anlaşılamamış, tepkiler de duygusal kalmıştır. Batı’yı her halükârda ideal olarak görenlerin yaşadığı hayal kırıklıkları da, çeşitli ümitlerle Batı’dan yüksek beklentilere sahip olanların gösterdikleri tepkiler de çoğu kere bu düzeyde kalmaktadır.

Bugün gelinen aşamada Batı’ya karşı tutumların yeni bir evreye girdiği anlaşılmaktadır. Önce Suriye meselesi, arkasından Musul konusunda ortaya çıkan olaylar, PKK/PYD, FETÖ terör örgütlerine Batılı ‘servislerin’ verdikleri destekler bir tarafa bırakılsa bile, bu örgütlerin çeşitli Batı merkezlerinde kurdukları çeşitli organizasyonlar, yaptıkları faaliyetler dikkate alındığında, Batı’nın Türkiye karşıtlığının geçici bir durum olmadığı; her hangi bir iktidar partisinin tercihi olmaktan öteye devletlerin kurumsal tercihi olduğunu görmemek saflık olacaktır.

Yeni bir dünya kuruluyor

Batı sistemi açıkça tevil etmeye dahi gerek duymadan yüz yıllık müttefiki Türkiye’ye karşı terör örgütleriyle işbirliği yaptığını saklamıyorsa, Türkiye’nin Batıcılarının hayal kırıklıkları yaşasalar da yaşamasalar da geldikleri yer hüzündür çaresizliktir.

Artık anlamak gerekmektedir, Türkiye bundan yüz yıl önce durduğu yerde değildir; yaşadığı ekonomik, siyasal ve toplumsal dönüşümler hem bölgesel hem de küresel ölçekte yeni bir statü kazanmasının dinamizmini yaratmıştır. 20. Yüzyıl dünyasında kurulmuş, Soğuk Savaşın kurumsal bağımlılık ilişkilerinin tortusunu taşıyan eski yapılar içinde Batı’yla kurulu ilişkileri sürdürmek, hem Türkiye açısından hem de Batı açısından mümkün görünmemektedir.

Batı’nın rahatsızlığına da bu noktadan bakmak gerekir. “Bunun içindir ki; Batı’ya kızıp başka bir yere yönelme veya her şeye rağmen Batı’dan vazgeçmeyiz tavırları da eski Soğuk Savaş dönemi tavırlarıdır. Bugün yeni bir dünya kurulmaktadır ve Türkiye tepkisel olarak değil yeni bir anlayışla, burada yerini almak durumundadır.”

<p>Akşam Gazetesi Yazarı Kurtuluş Tayiz, 'Markar'ı çok erken kaybettik. Markar hayat, yaşam doluydu.

'Anıları ve geride bıraktıkları bize ışık tutacak nitelikte'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi