• $9,2802
  • €10,7475
  • 526.653
  • 1409.56
6 Ekim 2016 Perşembe

Lozan neyin nesidir?

Tarihsel meseleleri gündelik politik tartışmaların içinde anlamaya çalışmak çoğu zaman sağlıklı netice vermez. Çünkü tarihi verilerin, belgelerin çok farklı bir şekilde okunabildiğini, okunduğunu gösteren birçok örnek bulunmaktadır. Tarihçilerin önemli bir kısmının, tarihi belgelerden ibaret bir şey olarak görmeleri eksiktir ve çoğu kere yanlışa götürür. “Üstelik bunun objektif bir yaklaşım zannedilerek sürdürülmesi ise belgelerin dahi öneminin kaybolmasına yol açmakta hatta ‘sübjektif bir tarih imal edilmesinin’ kapısını açmaktadır.” Liderleri, devlet adamlarını tarihin merkezine taşıyıp, ele alınan bütün olayları şahısların etrafında anlatan bu tür tarihçiliğinin nasıl bir çıkmaz içinde olduğunu söylemeye dahi lüzum yoktur.

Bu bakımdan tarihi belgelerin de bir metodolojiye dayanarak incelenmesi, ele alınması gerektiğini sıkça vurgulamaya çalışıyorum. Bizim tarihçilerin azımsanmayacak kısmının meseleye belge toplayıcılığı çerçevesinden bakmalarının meydana getirdiği sorunların başında, tarihi olanın toplumsal boyutunun görülememiş olması gelmektedir.

Neyi kazandık neyi kaybettik?

Tarihle ilgili tartışmalarda, tarihi olanın aktüel ya da güncel olanın tarihe taşınmasında da bazı sorunlara sebep olduğu görülmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lozan’la ilgili söyledikleri o eski tartışmayı yani ‘Lozan zafer mi, hezimet mi?’ tartışmasının yeniden alevlenmesine sebep olmuş görünüyor.

Bilindiği gibi Lozan konusunun bu şekilde ortaya konulması, kıymetli tarihçi/araştırmacı Kadir Mısıroğlu’nun ünlü kitabının eseridir. Çok konuşulmuş, yazılmış-çizilmiş olan bu meselenin ‘zafer veya hezimet’ ekseninde tartışılmaması gerektiği üzerinde bir uzlaşma arayışı olduğu görülmektedir. Buna rağmen Milli Mücadele’nin amacı olan ‘Misak-i Milli’nin gerçekleştirilememiş olmasının Lozan’ı bir hezimet olarak nitelemek için başlı başına yeterli olduğunu söyleyenlerin karşısında, meseleyi o günkü şartlarda düşünmek gerektiğini ileri sürüp Lozan’da İstanbul’un, Çanakkale’nin işgalden kurtarıldığını, Duyun-i Umumiye’nin lağvedilip ‘ekonomik bağımsızlığın’ kazanıldığını söyleyenler bulunmaktadır.

Kim haklıdır? “Öncelikle ifade edilmesi gereken husus meseleye, böyle tek tek sıralayıp şu kazanıldı şu kaybedildi diye bakılmaması gerektiği hususudur. Böyle yapıldığı zaman Musul’u kaybetmenin karşısına konulacak bir şey bulmak zor değil imkânsızdır, çünkü Musul’u kaybetmek bütünüyle enerji kaynaklarından dışlanmış, ‘sanayi çağının kan dolaşımına’ kapalı bir ülke olmayı kabul etmek demek olacaktır.”

Batı sisteminde yer almanın bedeli!

Benim Lozan’la ilgili ileri sürdüğüm hipotez, tartışılmasını daha faydalı bulduğum husus; kayıp ve kazanç sıralamasının ötesinde, bu anlaşma çerçevesinde Türkiye’nin uluslararası sistemde konumlandırılmasıyla ilgilidir. Türkiye Batı sisteminde yer almıştır fakat bedeli nedir?

Türkiye Lozan anlaşmasıyla birlikte Batı sisteminin içinde bir statüyü benimsemiştir ki buna göre Batı sisteminin o zamanki patronajı olan ülke yani İngiltere zaten Lozan şartlarını belirleyen bir konumdadır. Türkiye’nin Batı sistemi içinde yer alması kötü bir şey midir yoksa iyi bir şey midir? Batıcılarımız bu soruya ‘elbette iyi bir şeydir ve Lozan’ı sadece bu neticesi itibariyle savunmak gerekir’ diyeceklerdir. Zaten sorun da burada başlamaktadır. Türkiye Lozan sürecinde kendi tarihsel ve kültürel coğrafyasını (Musul dâhil) Ortadoğu’yu bütün zenginlikleriyle terk ettiğini kabul etmiş, bu bölgeyi sömürgecilere terk etmiş olmaktadır.

“Türkiye Lozan’da Batı sisteminin içinde yer almıştır fakat eşit bir konumda değildir. Sanayileşmiş üstün Batı ekonomileriyle aynı sistemin içinde yer alan ülkenin bağımlılık ilişkilerine sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktır. ‘Üstün ekonomiler’-‘mahkûm ekonomiler’ analizi 20. Yüzyıl dünyasının gerçeğini bilimsel olarak ortaya koymaktadır. Bugünkü sorun, yüz yıl sonra bu bağımlılık ilişkilerinin devamını isteyen zihniyettedir.”

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi