• $28,9163
  • €31,5627
  • 1895.08
  • 7948.6
13 Temmuz 2023 Perşembe

Millet olmak

Kimlik ve hafıza arasındaki ilişki kurucu bir ilişkidir. Milletler tarih içinde inşa olunur ve bu inşa sürecinde milletleşmesini mensuplarının duygusal ve kültürel ortaklaşması üzerine temellendirir. Bu ortaklaşma zemini milleti herhangi bir insan topluluğundan farklılaştıran ana unsurdur. Milletin soy veya kan ağırlıklı alt kimliklerin (etnisite, ırk, vs.) ötesinde bir üst kimlik olarak inşa olmuş tarihsel bir hakikat olması da bu duygudaşlık ve kardeşleşme zeminiyle ilgilidir.

Biz Türklerin biyografik hikâyesi siyasal, toplumsal travmatik izdüşümleriyle pek çok "bellek amnezi"lerini yani hafıza kayıplarını içermektedir. Yüzyıllarca vatan toprağımız olan Rumeli'nin elden çıkışının bugün âdeta sanki o topraklar bize hep yabancıymış gibi bu kadar umarsızca kabullenilmiş olması bu hafıza kaybıyla ilgilidir. Anadolu'dan önce fethedilmiş ve Türkleştirilmiş Halep ve Musul'un yabancı bir yermiş gibi farz edilmesinin, bugün oralardan gelenlerin de tamamen yabancı gibi addedilmesinin de bu hafıza kaybıyla derin ilişkisi bulunmaktadır. Yüzyıllarca "Türk adaları" olarak bilinen adalara "Yunan adaları" demek de oraya gidip oradan Yunan bayraklı sosyal medya paylaşımları yapmak da sıradan bir mankurtlaşma değildir. Daha düne kadar koca İngiliz ordusunu esir aldığımız Kût-ül Amâre'nin adının bile anılmaması da salt bir cehalet değildir.

Toplumsal hafızanın gücü ile millî kimliğin kendisini yeniden üretmesi arasında bir bağ vardır. Erol Güngör Hoca'dan mülhem şunu söyleyebiliriz: Toplumsal hafıza resmî hafızaya dönüşmediğinde yani resmî hafıza ile canlı hafıza arasındaki bağ zarar gördüğünde toplumsal hafıza da hasar alır. Resmî hafıza bugün canlı olsa da ne kadar kalıcı olacağı önemli olandır.

İşte tam bu noktada 15 Temmuz'u konuşmamız gerekiyor.

15 Temmuz Darbe Girişimi ve o darbe girişimine karşı Türk milletinin önemli bir bölümünün darbe girişimine karışan FETÖ'cü hainler ile onların arkasındaki Batı sisteminin tanklarına, F-16'larına karşı yazdığı demokrasi ve bağımsızlık destanının toplumun canlı hafızasında yeri hâlâ güçlü. Ama 15 Temmuz'un hem sembolik olarak hem de yıldönümleri itibarıyla duygusal olarak giderek sıradanlaşması riski ile karşı karşıyayız.

Dünyanın herhangi bir memleketinde yaşansa kültürel, sembolik, siyasal evrenlerde bir mihenk taşına, millî kimliğin ana unsurlarından birine dönüşecek önemdeki bir hadise daha bu kadar kısa süre sonra böyle bir riskle karşı karşıya kalmışken biz yüzyıllar sonrasına bunu nasıl aktaracağız?

Toplumun canlı belleğinde olan pek çok hadisenin resmî belleğe aktarılamayarak toplumsal bellek amnezinin ortaya çıkması hâli söz konusu. Elbette bu sorunun bir kültürel hegemonya meselesi olduğu da açık. En önemsiz konularda kıyameti koparan Türkiye'nin Batıcı 'elitler'inin 15 Temmuz Darbe girişiminin yenilmesi ve sonrasında bir bağımsızlık ile demokrasi destanı yazacak toplumsal devrimin ortaya çıkması karşısındaki suskunluğu şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı değil çünkü bu demokrasi ve bağımsızlık kavramları onların mandacı zihniyetleri için bir tehdit olduğu gibi bu demokrasi ve bağımsızlık destanını yazanların tekbir getirerek, bozkurt işareti yaparak bunu yapması da yani bu destanı hep o düşmanlaştırdıkları milliyetçi muhafazakârların yazması onlar için kolay hazmedilebilir şeyler değil.

Benzer durum bu Batıcı kültürel hegemonyanın siyasal uzantıları için de geçerli. Birçok muhalif partinin 15 Temmuz'ları anmamaları veya yasak savmak kabilinden geçiştirmeleri; yıldönümlerinde anmaları gölgede bırakmak için özellikle saçma sapan tartışmalar açarak gündemi değiştirmeye çalışmaları kuşkusuz en çok da darbeci FETÖ'cülerin işine geliyor.

Burada esas olması gereken şey 15 Temmuz'ları resmî ve toplumsal hafızada hak ettiği yere taşıyıp yüzyıllar boyunca hem darbe girişimine karşı mücadele ederken şehit olanların acısını yâd etmek hem de darbeci hainlere karşı kazanılan ve Türkiye'yi tam bağımsız, demokratik bir ülke hâline getiren toplumsal zaferi ölümsüzleştirmektir.

En başta da söylediğimiz gibi milletleri millet yapan ortak acılar ve zaferlerdir. 15 Temmuz ise bunun her ikisinin de bir arada olduğu bir sembolik değere fazlasıyla sahip. Hak ettiği gibi yaşatmak da bizim üzerimize düşen millî bir vazifedir.

<p>İçişleri Bakanı Yerlikaya'dan yapılan açıklamada 'Akaryakıt Kaçakçılığına yönelik 46 ilde eş zama

Akaryakıt kaçakçılığına yönelik 46 ilde eş zamanlı operasyon

İşgalci İsrail Gazze Şeridi'ne yardımları engelliyor

Dikkat: 300 bin TL ile 350 bin TL arası! Bu otomobiller adeta kapış kapış gidiyor…

Büyük Merdiven'' 1 Aralık'ta ziyaretçilere açılacak... Antik Mısır eserleri sergilenecek