• $28,9785
  • €31,3365
  • 1867.94
  • 7913.76
6 Temmuz 2023 Perşembe

Fransa'yı kimler yakıyor?

17 yaşında Cezayir asıllı Nahel Merzouk'un polis tarafından katledilmesi üzerine Fransa'nın birçok şehrinde başlayan olaylar devam ediyor. Başta Müslümanlar olmak üzere kökenleri Fransa'nın eski sömürgelerine dayanan pek çok Fransız vatandaşı büyük bir isyan dalgası oluşturmuş durumda. Buna polis şiddetini ve eylemcilere karşı sokağa çıkan ırkçıları da eklediğimizde Fransa'nın bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya kaldığını ve neticede de olağanüstü hâl ilan etmek durumunda kaldığını görüyoruz. Tabiî Fransa'daki olaylar pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki, Fransa'nın sömürgeci geçmişi ve bugünü anlaşılmadan; soykırımcı sicili akıllara getirilmeden bugününü anlamak kolay değil. Çünkü sömürgecilik Fransa için sadece geçmişte kalmamış bir durum ve pek çok Afrika ülkesinin başta Merkez Bankaları olmak üzere maddi değerlerine el koyan bir sömürgecilik düzeni hâlâ sürüyor. O kadar ki Afrika olmadan Fransa'nın bir Üçüncüsü Dünya Ülkesi'ne döneceğini söyleyen kişi 2000'lerdeki Cumhurbaşkanı Chirac'tı.

Bugün eylemlere katılan Afrika kökenlilerde bu sömürgeci zulmün hafızası canlı. Fransızların Cezayir, Fas gibi ülkelerdeki katliamlarını unutmaları da kolay değil. Üstelik kendilerinin Fransa'ya gelişi de öyle zannedildiği gibi (büyük oranda) bir sığınmacılık veya kaçak göç neticesiyle gerçekleşmedi. Fransız kolonyalizmi kendi ucuz işgücü açığını kapatmak ve Fransızların çalışmak istemeyeceği vasıfsız işlerde istihdam etmek üzere eski sömürgelerinden önemli orandaki nüfusu Fransa'ya getirmeyi kendisi istedi. Bu da sömürge düzeninin bir parçasıydı.

Yani isyan hâlindeki nüfusun büyük bir çoğunluğunun babası ve belki dedesi de Fransa'da doğmuştu ve Fransa vatandaşıydı.

Peki, geçmişte yaşanmış sömürgeciliğin bugünkü hadiselerle ilgisi ne? Öncelikle son yıllarda Türkiye'nin öncülük ettiği bağımsızlıkçı hareket Afrika'da Fransa'nın etkisini kırmaya başlasa da Fransız sömürgeciliği devam ediyor. İkincisi ve daha önemlisi, Fransa tüm o sömürgeci ve soykırımcı vahşeti sürekli hafızalarda canlı tutacak şekilde ırkçı, üstenci, ayrımcı politikaları gerek devlet düzeyinde gerek de sivil alanlarda devam ettiriyor.

Polisin uyarıya rağmen durmayan kişiyi başından vururken tereddüt bile etmemesine neden olan şey o kişinin Kuzey Afrikalı olması oluyor. Çünkü alt kimliği daha zayıf, kriminal ve müdahale edilebilir görülüyor. Şahıs bir de Müslüman olunca(!) Bu hadisesinin sadece polis şiddeti boyutunu oluşturuyor.

Büyükşehirlerin banliyölerine sıkışmış, ekonomik, toplumsal ve kültürel payını toplumun geri kalanından çok daha az almış, sürekli olarak İslam karşıtlığı ve ırkçılıkla karşı karşıya kalmış kesimlerin ortaya koyduğu şiddeti de içeren eylemleri onaylamasak bile sosyolojik dinamikleri üzerine düşünmek gerekiyor. Fransa'da ırkçılığın yükselişte olduğu ve hatta bir süredir iktidar olmanın eşiğine geldiği düşünüldüğünde, başörtüsü veya sünnet yasağının bile tartışıldığı, "Fransız İslamı" adı altında dini Fransız devletinin istediği yönde dejenere etmek isteyen ve yüzlerce caminin kapatıldığı bir Fransa'da Müslümanların kendilerini nasıl hissettiğini anlamak zor değil.

Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim: Fransa'daki hadiselerin ve o hadiseleri oluşturan toplumsal tabanın Türkiye'deki sığınmacılarla benzeştirilmesi cahilce olduğu kadar da kötü niyetli. Fransa'nın sömürgecilik düzeninin ve sanayi kapitalizminin planlı bir aşaması olarak o topraklara getirilmiş ve vatandaş yapılmış insanlarla Türkiye'deki sığınmacıları karşılaştırmak için bayağı iyi eğitimli bir cahil olmak gerekiyor.

Dahası tarihinde hiçbir karanlık sicil bırakmamış Türk milletini sömürgeci ve soykırımcı Fransa ile özdeşleştirip, Fransa'ya duyulan bir öfkenin Türkiye'ye de duyulabileceğinden bahsetmek için de Türk düşmanı olmak gerekiyor. Türkiye'nin demografisini, millî kimliğini korumak istemek başka bir şey, Türk milletini kötü niyetli bir şekilde sicili bozuk milletlere benzeterek Türklüğe hakaret etmekse bambaşka bir şey.

Fransa'daki hadiselerin elbette hem dünya siyaseti hem ulus-devlet kavramı hem toplumsal hareketler sosyolojisi hem Avrupa'daki ekonomik sorunlar hem de sosyal medya ve demokrasi bakımından tartışılacak başka önemli boyutları var. Bu köşede tartışmaya devam edeceğiz.

<p>Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun, Akşam TV Muhabiri Esma Nur Ülker'in sorularını yanıtladı

TürkMedya Ailesi Sultangazi Belediyesi'ne Misafir oldu

Taraftar bu transfere çok şaşıracak! İşte Fenerbahçe'nin stoper listesi

Yargı'nın Ceylin'i Pınar Deniz'in eski hali görenleri şaşırttı! Estetiğim yok diyordu ama...

Davinson Sanchez'den Falcao itirafı! ''Her şey söylediği gibi oldu''