• $28,9208
  • €31,485
  • 1924.11
  • 8026.27
29 Haziran 2023 Perşembe

Talât Aydemir'in darbe girişimleri

27 Mayıs Darbesi yapılmış, Türk Milletinin binlerce yıllık tarihindeki ilk seçilmiş lideri olan Adnan Menderes, bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile birlikte idam edilmişti. Darbeciler o dönem bir vesayet sistemi inşa etmişler, bunun 'hukuki' zeminini de bir anayasayla oluşturmuşlardı. Hem bu anayasayla hem de esas itibariyle darbe ve idamlarla verdikleri gözdağıyla milleti "adam edecekleri"ni düşünüyorlardı.

Zaten Ortadoğu veya Latin Amerika'daki gibi darbe yönetimlerini sürekli kılacak bir yönetim kuramazlardı. Bu, Sovyetlere karşı dünyada tüm meşrulaştırıcı söylemini demokrasi üzerine kurmuş Batı'nın bir NATO üyesi için kabul edemeyeceği bir durumdu. Çünkü Batı darbecileri bizzat kendisi darbe için teşvik etse bile, darbe ile Batı-karşıtı ve millî hükûmetlerin devrilmesini sağladıktan sonra kısmi de olsa seçimlerin yapıldığı bir güdümlü demokrasiye dönülmesini görüntü icabı bile olsa arzu ederdi.

Dahası burası herhangi bir Üçüncü Dünya ülkesi değildi. Devlet geleneğine yani bir meşruiyet anlayışına sahip bir imparatorluk devamıydı.

İşte bu sebeplerle darbeciler tekrar ülkeyi seçimlere götüreceklerdi. Zaten Menderes'i katlettikleri ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar başta olmak üzere Demokrat Parti'nin önde gelen yöneticilerini, milletvekillerini hapse attıkları için vaziyeti risksiz de görüyorlardı. Seçimi nasıl olsa CHP kazanacaktı.

Ama öyle olmadı. CHP 27 Mayıs öncesindeki son seçimdeki oyunun bile çok altında kalarak %36 almış, Demokrat Parti'nin devamı olarak görülen iki partiden Adalet Partisi %35, Yeni Türkiye Partisi ise %13 oy almıştı. Bir diğer sağ parti Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi de %14 oy almıştı. Adalet Partisi başta İzmir, geleneksel olarak sağın kalesi olan (evet yanlış okumadınız: İzmir yakın zamana kadar hep sağın kalesiydi) Ege, Akdeniz ve İstanbul'u almıştı. Yani bırakın CHP'nin tek başına iktidar olmasını, CHP Meclis'te azınlık kalmış, Türk Milleti darbecilere tokadı sandıkta atmıştı. Menderes'in son sözleri kulaklarda çınlıyordu: "Dirimden korkmayacak idiniz. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölümü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir."

Bu netice orduda şok etkisi yaratmıştı. Türk Milletini küçük görüp aşağılayan mandacı kafalara sandıkta demokrasi ve bağımsızlık dersi verilmişti. Ama bu durum ordu içinde "Silahlı Kuvvetler Birliği" adıyla bir cuntanın yeni bir darbe için kolları sıvamasına neden olmuştu. Onlara göre darbe tamamlanmamıştı.

Bu şartlarda Meclis açıldı. Meclis'in ilk günü ziyaretçi sıralarını yine subaylar doldurmuştu. Yine millete ve Meclis'e gözdağı veriliyordu. Hatta Adalet Partililere "düşükler" diye bağırıp, daha da ileri gidip küfreden albaylar bile vardı. Üstelik o Adalet Partisi'nin başında Ordunun saygı gören eski komutanlarından Ragıp Gümüşpala ve Yeni Türkiye Partisi'nin başında da Millî Birlik Komitesi Kabinesinin Maliye Bakanı Ekrem Alican vardı. Şüphesiz bu genel başkanlar darbecilere karşı bir emniyet supabı olarak düşünülmüştü.

Meclis'in gündeminde Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı. Darbeciler Cemal Gürsel'in Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi için Meclis'e 'talimat' veriyordu. Buna karşılık o dönemin önemli hocalarından Prof. Dr. Ali Fuat Başgil de aday olmak istediğini açıklamıştı. Daha sonra Başgil canıyla tehdit edildi ve adaylığı engellendi. Silahların gölgesinde Gürsel Cumhurbaşkanı seçilmiş, Adalet Partililerin birçoğu ise boş oy kullanmıştı.

Hükûmeti kurma görevi verilen İsmet İnönü CHP'siyle o dönemin yarı-askerî vesayet rejimi gölgesinde bir koalisyon hükümeti kurmak durumunda kalan Adalet Partisi'nin koalisyon ortağı olmasına bile tahammülü olmayanlar vardı.

Onlar için darbe tamamlanmalı, idare sivillere bırakılmamalıydı. İnönü Başbakan, CHP hükümet ortağı olsa bile Demokrat Parti'nin devamı olanların varlığı Meclis'te veya Hükûmet'teki varlığı söz konusu bile olmamalıydı. İşte ordu içinde yeni bir darbe yapmak için çalışmalar yapılmaya, protokoller bile imzalanmaya başlamıştı. Bu Baas kafalılara göre gerekirse kan bile dökülecekti. Bu cuntanın başındaki kişi Albay Talât Aydemir'di.

Rusya'da ortaya çıkan Wagner isyanı, aralarında çok farklılık bulunsa bile bizde çok anlatılmayan Talât Aydemir'in 1962 ve 1963'teki darbe girişimlerini hatırlattı. Kendi tarihimizden bu unutulmuş darbe girişimlerini anlatmaya devam edeceğiz.

<p>İşgalci İsrail ile Hamas arasında sona eren insani aranın ardından İsrail ordusu Gazze Şeridi'ne

Gazze'ye 100 tırlık ilk yardım konvoyu ulaştı

Filistinlilerin kefenleri Beyaz Saray önünde

70 bin TL'den başlıyor: Kaçıran pişman oluyor! İşte adeta kapış kapış giden otomobiller

Tokat'ta bir garaj alev alev yandı! 4 araç kullanılamaz hale geldi