• $8,1294
  • €9,7091
  • 455.545
  • 1378.37
09 Mart 2021 Salı

Dünya Kadınlar Günü ne değildir

Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarken, esasen kadın haklarına ilişkin Avrupa tarihinden söz ediyoruz.

Özellikle de Avrupa Orta Çağı'nda etkili olan kadını 'suçlu/alt sınıf' gören anlayışının yarattığı 'karanlık dönem' ve bu dönemden çıkış mücadelesinden...

Ve bu yönüyle 'Batı Aydınlanması'nın bir sonucu olarak kadının statü, eğitim, çalışma ve politik haklar kazanmasının sembolüdür 8 Mart.

(Diğer yandan, antik çağlarda Avrupa dahil her toplumda kadının yeri kendi inanç ve gelenekleriyle belirleniyordu. Daha erken medeniyet coğrafyaları olan Çin'den Mısır'a, Anadolu ve Yunan şehir devletlerinden Roma'ya ve İslam toplumlarında kadınların çok daha üst statüleri olduğu biliniyor. Türk toplulukları ve devletleri gibi kiminde erkekle daha eşit, kiminde daha alt sınıfta... Kiminde yönetim, eğitim ve çalışma hayatına katılım var, kiminde yok... Bu bahis, erbabının ve meraklısının konusu olsun.)

Kadın hakları deyince, bir kadının 'pazu' gösterip 'Biz de yapabiliriz' dediği propaganda afişleri göz önüne gelir.

'İş gücüne katılım'la özdeşleştirilir.

Sanayi devrimi kapitalizmi tarafından 'ucuz işgücü' olarak sahiplenilir.

Ve rakibi de karşı anlaşıyla ortaya çıkar: Sosyalizm...

Sosyalizm, çalışma hayatındaki zorluklar ve eşitsizliklere karşı 'hak' talebinin savunucusu olur.

8 Mart 1857'de bu çatışma bir faciayla tarihe geçer.

ABD'nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında grevci işçilere polis müdahale eder, fabrikaya sığınan işçiler içeriye sığınır. Bu sırada çıkan yangın sonucu 120 kadın işçi hayatını kaybeder.

Bu olay, ABD ve Avrupa'da sosyalizm için 'sembolik gün' olur.

8 Mart'ın 'Dünya Kadınlar Günü' olmasına giden yolu da Rusya'da Çarlık dönemini bitiren Şubat 1917 Sosyalist Devrimi açar.

Sovyetler, Ekim Devrimi'nin başlangıcını 'Gregoryen takvime göre 8 Mart (Miladi 23 Şubat 1917) günü kadın işçilerin başlattığı protesto ve grevlere' dayandırır ve bu günü 'bayram' ilan eder.

'Kapitalist Batı' ise bunu komünizmin yayılma aparatı olarak görür, yasaklar, eylemleri bastırır.

Ama komünist/sosyalist gruplar ve feminist hareketlerin ısrarla sürdürdüğü '8 Mart' kampanyasıyla baş edemez.

Ancak 'sosyalizmden ayrıştırmaya' çalışarak kabul eder.

1977'de BM tarafından özel gün ilan edilir.

Türkiye'de de ilk taraftarları dünyadaki gibi komünistler olur; 'devlet' de Batılı devletler gibi tepki verir, yasaklar.

Ama sonuçta Batı ile eş zamanlı olarak resmen kutlamaya başlar.

Netice;

8 Mart, sosyalizmin kapitalizme attığı gol olarak tarihe geçer.

Esasen kadınların siyasi hak talepleri, çalışma hayatıyla ilgili taleplerinden öncedir.

Avrupa'da ve Avrupalıların yönetimindeki deniz aşırı kolonilerde, 1700'lerin ortalarından itibaren 'toprak sahibi' olma, 'vergi verme' şartıyla ve 'yerel yönetimlerle sınırlı' oy hakkı tanınan kadınlar, 1900'lerin başından itibaren Kuzey Avrupa ülkelerinden başlayarak genel anlamda seçme ve seçilme haklarını kazanır.

1918'de Sovyet Azerbaycan'ı kadınlara oy hakkını veren ilk 'halkı Müslüman ülke' olur.

1917'de Kanada, 1918'de Britanya, 1920'de ABD'de kadınlar oy hakkını kazanır.

Türkiye'de kadınlara ilk seçme ve seçilme hakkı 1930'da belediye ve muhtarlık seçimlerinde verilir. 5 Aralık 1934'te ise tüm oylamalarda seçme ve seçilme hakkı tanınır.

Fransa'da bu hak için kadınlar 4 Ekim 1944'ü beklerler.

BM'nin kadınların oy hakkını 'temel hak' sayması ise 1979'u bulur!

Kadınların Avrupa ve ABD'de oy hakkına kavuşmalarında, Amerikan iç savaşı ve Avrupa merkezli iki dünya savaşının rolünden söz edilir: Silah fabrikalarında çalışabilen, savaşta yaralılara hemşirelik yapabilen kadınlar oy da verebilir!

Bu tarihsel arka planda dikkat çeken şey, kadınların 'vergi verebildiği, çalışabildiği, devlete/topluma yararlı olabildiği' ölçüde hak sahibi kılınması...

Oysa erkekler için böyle bir şart yoktur!

Batı tarihine bakıldığında bu 'büyük kazanım' olarak görülebilir.

Ancak kadın hakları, insan haklarından ayrı değildir.

Artık 'ortak küresel medeniyet' olarak aldığımız bu müktesebat, bugün bize bunu söylüyor.

Ancak gerçekten bu düşünceyi ne kadar içselleştirdik?

Bütün işler ve bu işler için verilen emekler değerlidir.

Her işin emekçileri aynı derecede saygı değerdir.

2021'de 'Forklift kullanan kadın' da; 'Konserve dolduran kadın işçi' de hala önemlidir.

Ama bundan ibaret değildir.

Öyle görüyorsak ciddi bir sorunumuz var...

Bu bir 'orta medeniyet tuzağı'.

Buna sadece biz düşmüyoruz, bütün dünya düşüyor.

Şapkayı önümüze koyup düşünelim, bunu nasıl aşarız?

Bunun için Batı ile ortak tarih ve kültür müktesebatımıza, kendi tarihi birikimimizi katmamız gerekiyor.

Zira 2 bin yılı aşkın kültür, devlet ve medeniyet birikimimizle övünürken, bu birikimden yararlanmamak akıl alır şey değildir.

'Muasır medeniyet' ve 'yerlilik-millilik' sadece 'mal ve hizmet üretimi' ile sınırlı değildir.

Kültür birikimini miras almak ve o mirasa katkı yapmaktır...

En azından konuyu 'forklift kullanmaktan' ibaret görmemekle başlayabiliriz.

Bugün AKŞAM'ın 'mucit kadınlar'ı manşete taşıması bu anlayışın ürünü.

Esasen bu da 'eksik'...

Sadece işçi, bilim kadını, mucit, girişimci olarak değil, 'karar verici' olarak da kadını 'eşit' görmeye başladığımız zaman kendimizi aşmaya başlayacağız.

Siyasette, eğitimde, iş dünyasında, bilimde...

Ancak o zaman Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle yapılan kimi 'münasebetsizlikler' de sona erer...

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen Koronavirüs'ün kalp rahatsızlığı olanlar üzerindeki etkis

Koronavirüs Kalp Krizine Yol Açar Mı?

Güvenliğin dikkati, hayatını kurtardı

Polisin ikna çalışması sonucu teslim olan terörist ailesiyle buluşturuldu

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler