• $7,5345
  • €8,9837
  • 411.286
  • 1541.98
23 Şubat 2021 Salı

Fransız istihbaratının eğitime kötü müdahalesi

Her şey, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şubat 2020'de "Fransa'daki okullarda Türk öğretmen istemediğini" açıklamasıyla başladı.

19 Şubat 2020 tarihli haberlere göre Macron, Türkiye ve diğer yabancı ülkelerin Fransa'daki okullara imam ve öğretmen göndermesi uygulamasına son verileceğini açıkladı.

Macron, gerekçe olarak da; "yabancı öğretmenlerin Fransızca bilmemesi ve Fransa Eğitim Bakanlığı'nın bu derslere müdahale imkanının olmamasını" gösterdi; "Türkiye yeni sistemi kabul etmezse tüm derslere son vereceğiz" dedi.

Türkiye'de, MEB'e bağlı Fransızca eğitim veren 9 okul (Notre Dame de Sion, Saint Benoît, Saint-Joseph, Saint Michel, Sainte Pulchérie, Galatasaray, Tevfik Fikret, Piri Reis, Küçük Prens ve Yeni Nesil 2000) bulunuyor.

Ankara Charles de Gaulle ve İstanbul Pierre Loti liseleri ise MEB tarafından tanınmıyor, doğrudan Fransa Eğitim Bakanlığı ve Yurtdışı Fransız Eğitim Ajansı (AEFE) tarafından yönetiliyor; hukuki statüleri ise belirsiz.

Tartışma ise Galatasaray Üniversitesi üzerinden çıktı.

Zira Türkiye de, Macron'un 'yeni sistem'ine mukabil, Fransa'dan gelecek Fransız öğretmenlere Türkçe sınavı yapılacağını duyurdu.

Fransa'nın yabancı öğretmenlere getirdiği şart gibi 'B2 seviyesinde' Türkçe sınavından geçemeyenler, Türkiye'de çalışamayacaktı.

Haberlere, köşe yazılarına ve tartışma bloglarına Fransız eğitimcilerin 'sorunları' epeyce yansıdı.

Ancak buna Macron'un kararının neden olduğuna dair bilgilendirme genellikle eşlik etmedi.

Bu aşamada, Fransa Dış İstihbarat Servisi DGSI, alışılagelmiş bir yolla konuya dahil oldu.

Dijital yayın yapan ve 'resmi görüş medyası' olduğunu çeşitli makalelerden okuduğum Le Journal Du Dimanche gazetesi, 6 Şubat 2021 günü "Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Fransa'ya nasıl sızıyor" başlıklı bir haberle, "Fransız İstihbaratı'nın 'yüksek ciddiyette' raporlara" dayanarak, Türkiye'nin Fransa'ya "Türkiye'nin kültürel etkisini artırmaya" yönelik öğretmen gönderdiğini öne sürdü.

Mohamed Sifaoui imzalı haberde, Türkiye-Fransa arasında karşılıklılık ilkesine dayalı olarak öğretmen görevlendirilmesi ile Fransa'daki Türk dernekleri, Maarif Vakfı, Avrupa Türk Demokratlar Birliği ve Milli Görüş Teşkilatı birbirine karıştırılsa da; 'Fransız istihbarat raporları'na özellikle vurgu yapıldı.

Mohamed'in, Élysée Sarayı'nın İç Güvenlik Birimi dahil bütün Fransız istihbarat birimlerine 'dayandırdığı' haberine göre; öğretmenler dahil tüm STK'lardaki kişiler 'isim isim' Fransız İstihbaratı tarafından 'yakından izleniyor'.

Türkiye'nin Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, önceki gün gazeteye bir yanıt gönderdi; iddiaları yalanladı ve "İki dost ülke arasında anlaşmazlıklar olabilir. Ancak farklılıklar, iyi ilişkileri engelleyemez ve Türkiye'ye yönelik korkunç saldırıları haklı göstermez" dedi.

Gazete, bu açıklamayı, altına şu notu düşerek yayınladı: "Haberimiz, Fransız istihbarat servislerinin ayrıntılı raporlarına dayanıyor, üstelik basit 'beyaz notlara' değil."

Gazetenin 'istihbarat' kaynağı, Fransa'daki Türkleri 'takip ettiği'ni özellikle vurgulatırken; 'Türkiye'deki Fransız eğitimcilerin takip edildiği' izlenimi uyandırmayı da hedeflemiş!

Hem Türkiye'deki Fransızca eğitim veren okulların mezun ve öğrencileri ile ailelerinden oluşan 'camia' Ankara'ya karşı cephe almaya yönlendirilecek;

Hem Fransız eğitmenler ve Avrupa'ya Türk istihbaratı hedef gösterilecek!

Ve Türkiye Fransa'nın tek taraflı kararına razı olacak!

Bence 'Fransız zekası' bu değil.

Fransa'nın en son yapacağı şey, Ankara'ya 'Frankofon camia' üzerinden baskı kurmak olmalıydı.

Ama 'istihbarat'ı eğitimin içine sokarak bunu 'sondan bir önceki aşama' haline getirdi.

Bunu da sabun köpüğü filmlere bile konu olan 'en bilindik yöntemle' ve 'acemice' şekilde medya üzerinden yaptı.

Bunun hiç 'akıllıca' ve 'éthique' bir yöntem olmadığını, Fransızca eğitim veren okulların yönetimleri ve mezunları gösterecektir.

Diye umuyorum...

TÜRKİYE TARAF DEĞİŞTİRMEDİ, DEVİR DEĞİŞTİ

Geçen hafta ABD'den gelen iki haber Türkiye'de çok tartışıldı.

Biri Brookings Enstitüsü'nden Nicholas Danforth'un 'İşbirliği ve caydırıcılık arasında; yeni bir Türkiye için yeni ABD politikaları' başlıklı makalesiydi.

Makale özetle, ABD ile Türkiye arasında Suriye, Doğu Akdeniz ve Rusya ile ilişkiler konusundaki anlaşmazlıkların çözümünün bulunmadığı; Erdoğan yönetimi 'demokratik yöntemle' değişene kadar Türkiye'nin ekonomik, askeri, siyasi, insan hakları vb bağlamında baskı altına alınması; ancak 'aşırı zarar vermekten' kaçınılması, işbirliği alanlarının açık tutulması ve 'yeni iktidar ile işbirliği yapılması'nı öğütlüyor.

Brookings, 'Demokratlar'a yakın bir kuruluş ve çözümü 'müzakere'de değil, ABD'nin suyuna gidecek bir yönetimde görüyorlar.

Bu konuda Cumhuriyetçiler'den çok farklı değiller.

Makalenin tek 'yeni' yanı, iktidar değişikliğinden söz ederken 'demokratik yol' vurgusunu yaparak 'darbeci' ithamından kurtulma çabası...

Böylece kayda geçelim, yeterli.

İkincisi; ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi ve eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'in açıklamaları.

Jeffrey, son görevinden sonra Washington'daki bir başka Demokrat düşünce kuruluşu Wilson Center'ın Ortadoğu Programı'nın başkanı.

Wilson Center'daki isimler pek de 'büyüyen Türkiye'den haz ediyor değiller.

Ancak Jeffrey, geçen hafta katıldığı bir panelde, "Türkiye'nin taraf değiştirdiğini ya da Soğuk Savaş sırasında istediğimiz şekilde davranacağı varsayılan o eski müttefik olduğunu düşünenler durumu yanlış değerlendiriyor. Artık devir değişti" dedi.

ABD'nin Ortadoğu'da bir güvenlik rolü üstlenmekten uzaklaştığını Türkiye'nin de Suriye'de Rusya ile anlaşma yapmak zorunda kaldığını vurguladı. S-400 konusunda iki taraf da sert tutumlardan taviz vermedikçe ABD ve Türkiye arasında verimli bir ilişkinin olamayacağını, bunun da Rusya'nın bölgede kontrol altında tutulması konusunda büyük etkisi olacağını söyledi.

Son tahlilde, Türkiye'yi 'baskıyla işbirliğine zorlamak' veya 'işbirlikçi iktidar beklemek/teşvik etmek' dışında bir seçenek var.

Bunu Cumhuriyetçi kanattaki bazı kurumlarda da görmek mümkün.

İki ülke için de 'sürdürülebilir karşılıklı yarar' kurumsal olarak 'NATO müttefikliği', ikili olarak da 'stratejik ortaklık'tan geçiyor.

Artık devir değişti.

<p>Samsun'da eski eşi E.M.'yi sokak ortasında 5 yaşındaki kızlarının önünde öldüresiye döven İbrahim

Samsun'daki caninin ifadesi ortaya çıktı: Bir anda gözüm döndü ve sinir krizi geçirdim

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı

Başkan Erdoğan, Mavi Vatan 2021 Taktik Tatbikatı'na canlı bağlantıyla katıldı