• $8,0745
  • €9,6788
  • 461.514
  • 1408.14
12 Şubat 2021 Cuma

MUKADDİME'ce/15-1 Mağlup, galibi taklit eder

1

Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanması vesilesiyle husule gelen olayların ulaştığı nokta tam da bizim Mukaddime okumaları sonucu yazdıklarımızla ilintili/ilgili şeyler.

Eylemcilerin söylemlerini ve taleplerini ve de onlara arka çıkan tüm zevatın; (siyasiler, yöneticiler, gazeteciler, sivil toplum temsilcileri, akademisyenler vs.) dillendirdiklerini zihninizin bir köşesine kaydedin.

Biraz sonra Üstat'tan uzun bir alıntı yapacağım.

Demem o ki zihninizdekileri bir kez de söz konusu alıntılardan sonra son bir-iki 'Mukaddimece' yazılarını da hatırlayarak bir kez daha değerlendirin.

"Mağlup, ebedi olarak galibin şiarını, kıyafetini, mesleğini, sair ahval ve adetlerini taklit etmeye düşkünlük gösterir.

Bunun sebebi şudur: Nefs daimi surette kendisine galip gelende bir kemal bulunduğuna itikat eder ve onun hizmetine girer. Ya, ona saygı göstermek içinde yer ettiği ve galibi kemal sahibi olarak gördüğü için veya kendisindeki inkiyad halinin 'tabii bir galebe'den değil, galipteki kemalden ileri geldiği yolunda bir hataya sürüklenmiş olduğu için böyle davranır. (...) Bunun neticesi olarak mağlup, galibin bütün yol ve yöntemlerini benimseyip, her hususta onun yolunu tutar, ona benzemeye çalışır."

Yukarıdaki alıntılardan düz bir okumayla ilk anlaşılan fiziki ve fiili bir çatışmadan sonra tarafların haleti ruhiyelerinin ne halde olacağıdır.

Ancak Üstat; Endülüs Emevilerinin son safhalarını tasvir ederken çok önemli bir olguya da işaret etmektedir. Endülüslüler tam bir yıkıma uğramadan önce de, kendi iç yapısındaki yozlaşmalar ve dışarıdan müdahalelerin tahribatı karşısında başka kavimleri/milletleri taklide başlarlar.

"Endülüslüler kılık-kıyafet, alamet, işaret, birçok adet ve ahval itibari ile kendilerini Gallilere benzetmekte, hatta evlerde, yapılarda, işyerlerinde ve duvarlarda çizilen resim ve heykeller bakımından bile onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar. O derece ki, hikmet gözüyle bakan, onun istilaya uğramanın alametleri olduğunu fark eder."

Oysa, bir-iki asır önce aynı şekilde Avrupalı Hıristiyanlar Endülüs'ü taklit ediyorlardı ve hatta Hıristiyan entelektüeller arasında Arapça bilmek bir üstünlük vesilesiydi.

Çünkü o zaman henüz güçlü merkezi bir idare yönetime sahip; güvenlik, barınma, geçinme gibi temel ihtiyaçları giderilmiş, bu nedenle zanaat ve sanatta zirveye ulaşmış bir devlet idi.

2

Osmanlı'da bireysel olayların dışında ilk kitlesel taklit 2. Mahmut döneminde yaşandı malumunuz.

Yeniçeriliği kaldırıp, yerine kurduğu yeni askeri sınıfa ve de devlet memurlarına setre-ceket ve pantolon giyme, ayrıca fes takma mecburiyeti getirdi.

Ceket, pantolon Avrupa'dan hatta bizzat Napolyon taklit edilerek geliştirilirken, fes takılması henüz benliğin tamamen kaybedilmediğine işaret olarak okunabilir.

Hâlâ; bire-bir, körü-körüne taklit etmek yerine bir sentez arayışı içinde olunduğu söylenebilir.

Ve bu sentezleme çabası Osmanlı'nın yıkılışına kadar devam eder.

Cumhuriyet; askeri bir kazanım üzerine inşa edilmiş olsa da; kuruluş sonrası güttüğü politikalara bakıldığında tam bir 'mağlup' gibi hareket ettiği görülür.

Aslında 'galip' gelmeyi ve 'mağlup' olmayı belli bir zamana ait bir durum olmaktan çok bir süreç olarak değerlendirirsek ortada pek şaşılacak bir şey yoktur.

Buradan bakıldığında 'Bu milletin' mağlup olmuşluğu 2,5-3 asırdır devam etmekte.

Bu bağlamda bizler mağlup olmuş bir medeniyetin çocuğuyuz.

Cumhuriyetin tam bir mağlup psikolojisi ile Batı'yı taklide yönelme hali toplumun bir kesiminde bütün çıplaklığıyla devam etmektedir.

Bugünlerde ölüm yıldönümü vesilesiyle anılan İskilipli Atıf Hoca adı etrafında koparılan fırtınaya ibretle bakarak daha iyi anlayabiliriz.

Ankara'da o günkü Meclis binasının önünde idam edilmişti Atıf Hoca.

Suçu: 'Frenk Mukallitliği ve Şapka' diye bir risale yazmış olmasıydı.

Atıf Hoca, inancın beden üzerinde temsil edilmesinden bahsediyordu. Bir Müslüman, bir Hıristiyan, bir Yahudi kılık kıyafetinden ayırt edilmeli diyordu.

Dikkatinize sunarım: Sadece 'diyordu' o kadar.

Cumhuriyet ona bile tahammül edemedi ve Atıf Hoca'yı astı.

Bu durumu çarşamba günkü yazısında Yasin Aktay şöyle ifade ediyor: "Düşman denize dökülmüş ama ruhu bedenlerimizi istila etmiş, üzerimize de sembolünü şapka diye dikiyordu ve biz buna Devrim diyecektik."

Bu tavır, başlangıçlarını Cumhuriyetin kurucu liderliğine dayandırdığı için kendini toplumun diğer kesimlerinden ayrı, ayrıcalıklı ve üstün gördü hep. En iyi taklitçiler en muteber kişi sayıldı.

Bugün Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanması vesilesiyle yükseltilen ses tartışmasız bu anlayışın sesidir ve hâlâ var ve güçlü olduklarını ihsasa yöneliktir.

Bu 'sahibinin sesi' olarak duyduğumuz şey, dün 'Batı taklidinden uzak duralım' diyen İskilipli Atıf Hoca'yı asan iradenin sesidir.

(Yuh olsun! Yazının akışı; dün 'Atıf Hoca' neyi temsil ediyorsa bugün de Melih Bulu odur... demeyi gerektiriyor gibi. Ama zinhar böyle bir şey söylemeyeceğim.) (Devam edecek)

<p>İrlandalı şair ve düzyazı yazarı James Clarence Mangan hem Osmanlı Divan şiirlerini çevirmiş hem

Türkiye aşığı İrlandalı şair: Mangan

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Nisan 2021)