• $7,3299
  • €8,817
  • 407.423
  • 1525.19
24 Ocak 2021 Pazar

‘Mukaddime'ce/10-2 Neseb-Sebeb Türk-Türkiyeli

5

Düşünmeye devam ediyoruz…

“İçtima ve asabiyet, oluşma durumundaki bir şeyin mizacı (mayası) mesabesindedir. Oluşma halindeki bir şeyde mevcut olan unsurlar kuvvet ve üstünlük bakımından birbirine denk olsalar mizaç o şeyin vücuda gelmesini sağlamaz. O halde, mutlaka unsurlardan birinin öbürüne galip gelmesi icap eder. Aksi halde tekvin tamamlanmaz, oluşum gerçekleşmez.”

Bir önceki yazımızda anlattığımız üzere, başlangıç için (toplumsal yaşayışın başlangıcı, devlet olmanın başlangıcı, medeniyet kurmanın başlangıcı) kurucu liderin/liderlerin karizması ve ailesinin/kavminin yeterli gücü olmasına rağmen; zamanla toplumsal hayat bedevilikten hadariliğe geçtikçe, şehir hayatı genişledikçe, ihtiyaçlar zaruriyet aşamasını geçip zanaat ve sanat gerektiren haci ve kemali ihtiyaçlar seviyesine yükseldikçe, toplumun (devletin) yönetimi bir takım kanun ve kurallara bağlandıkça;

İster soy-sopa dayalı ister tercihen oluşmuş neseb asabiyeti toplulukları bir arada tutmaya kafi gelmez.

Belki ikincil derecede ‘heva’ ve ‘hilf’den bahsedebiliriz.

Başka unsurlara bağlı (asabiyet dahil) kimileri ister o toplumdan dışlandıkları veya iyilikle serbest bırakıldıkları için, ya da sırf yeni, galip ve nisapça üstün bir yapıyla müttefik olmak için tercihte bulunabilirler, böylece ortaya görece olarak daha karışık, kaynaşık ve daha büyük (güçlü) bir topluluk ortaya çıkabilir.

Malum her yeni bilgi değişim sebebidir.

Yeni bilgi; var olanın üzerine şimdi bir şey koymaktır. O yeni bir şey miktarı ve gücü nispetince önceden var olanı değiştirir. Bu süreç nihayetinde kendinin zıddına dönüşebilir.

Buradan hareketle;

Başarılı ve hakkaniyet üzere hareket eden bir lider/melik/sultan vs. ortaya koyduğu başarıya paralel olarak mülk için zaaf biriktiriyor da olabilir.

“Malum olsun ki, alem (unsurlar alemi) ve orada bulunan her şey gerek zatları gerekse ahvali itibarı ile olma ve bozulma (kevn ve fesad) halindedir.”

6

Varsaydık ki; bir melik çok başarılı. Ülkesinin iç ve dış güvenliğini tesis etmiş. Refah üretilmesine imkan ve fırsat hazırlamış ve refahın bölüşülmesi hususunda mümkün olduğunca adaletli davranmış.

Böyle bir tablo gördüğümüzde; bu topluluğu/mülkü/devleti hiçbir kuvvet yıkamaz, deriz tabii olarak.

Doğru, dışardan hücumla bu tür yapılar bozulmaz, yıkılmaz.

Ancak iç dinamikler nedeniyle fesad, yozlaşma ve yıkım başlamıştır bile.

Biz biliyoruz ki; bir devletin kuruluş aşamasında farklı unsurlar asabiyesi yüksek bir liderin riyasetinde hareket ederler.

Zamanla güvenlik problemi ortadan kalkınca, refah yükselince ihtiyaçlar çeşitlenip ve mahsus hale geldikçe;

Bir taraftan bolluk ve tokluk (daha önce bu hususa değinmiştik) yozlaşmayı getirirken;

Diğer taraftan farklı unsurlar rahat ve emin bir hayat sürerken, hay-huy içinde unuttuğu bir takım şeyleri (neseplerini, ailelerini, kendilerine has hasebi vs.) hatırlarlar.

Her hatırlayış ne kadar ihata edici ve derin ise o nisbetle içinde yaşanılan bütün içinde ayrılığın, giderek çatlamaların ve hatta çatışmaların sebebi olur.

Buna dair tarih içinde o kadar çok örnek vardır ki birisini ayırıp anlatmanın bir anlamı da yoktur.

İbrahim Kalın’ın ‘Barbar, Modern, Medeni’ kitabının girişinde Kavafis’ten alıntılayarak anlattığı bir ‘Barbarlar Geliyor’ hikayesini burada hatırlatmak faydalı olur.

İmdi;

Bu saatten itibaren nesebe dayalı bir asabiyetin toplumu bir arada tutma ihtimali kalmamış olur.

Peki; bu durumda toplumlar/devletler gelmiş-gidiyor olana razı mı olmuşlardır?

Biz olup-bitene rıza mı göstermeliyiz?

Kuşkusuz böyle bir şey söylememiz istenemez.

Öyleyse toplumu/devleti ayakta tutacak yeni bir şeye ihtiyaç vardır.

O yeni şey pekte yeni değildir aslında;

Bağlayıcılığı denenmiş ve razı olunmuş ‘asabiyet’ten tamamen vazgeçmek yerine;

Yeni diye, yeni bir asabiye geliştirmek gerektiğini söyler İbn-i Haldun. Bu yeni asabiyenin adı: Sebeb Asabiyetidir.

Artık neseb bağlayıcılığını yitirmiş ise, biz öyle bir şey oluşturmalıyız ki bu kez o bağlayıcılık görevini yapsın;

Bu; bir ideal, amaç, arzu, istek vs. etrafında toplanmaktır, yani bir sebebe müstenit olarak oluşturulacak asabiyettir, birlik ruhudur, birlikte yaşama arzusu/ihtiyacıdır.

Daha bilindik kelimelerle söylersek başta dindaşlık olmak üzere, vatandır, vatandaşlıktır, egemenliktir, kültürdür, gelenek ve göreneklerdir.

Daha da alanı daraltıp bugüne ve bize dair söylersek: Türkiye’dir. Türkiye’yi sevmek ve korumaktır. Türkiye üzerinde yaşayanlarla kader birliği etmektir. Kısaca Türkiyeli olmayı becerebilmektir, vesselam.

<p>İngiltere ile başlayalım. nam-ı diğer Güneş Batmayan ülke...  İngilterede yaşanan küçülme ülke ta

Ne ABD ne İngiltere ne de Almanya.... Türkiye büyüme liginde ilk sıralarda

İstanbul Başakşehir'de İETT otobüsleri kafa kafaya çarpıştı

İstanbul'da yeni kontrollü normalleşme sürecinden ilk kareler

Milli Savunma Bakanlığı, Libyalı askerlere ''havan eğitimi'' verdi