• $7,4703
  • €9,055
  • 423.307
  • 1472.37
06 Şubat 2021 Cumartesi

MUKADDİME'ce/13-2 Tih Çölü

2

Malumunuz; hâlâ dünyanın jandarması olma iddiasındaki Amerika'da yeni başkan seçildi.

Yeni yönetim her konuda olduğu gibi Türkiye hakkında da kanaatler izhar etti.

Mesela;

20 Ocak 2021 günü atanması için onay verecek Senato'nun Dış İlişkiler Komitesi'nde Dışişleri Bakanı Antony Blinken Türkiye'den 'sözde stratejik ortak' diye söz eder ve devamla: "Türkiye müttefik bir ülke ve birçok açıdan müttefikmiş gibi davranmıyor ve bu durum bizim için çok ama çok büyük bir sıkıntı yaratıyor" diye tamamlar sözünü. Aynı toplantıda Blinken senatörlerin yazılı sorularını cevaplarken de; "Türkiye zorlu bir müttefiktir. Biden, uluslararası hukukun veya bir NATO müttefiki olarak taahhütlerini ihlal eden Türkiye'nin davranışlarını gündeme getirme sözü verdi." der.

29 Ocak 2021'de ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vekili Richard Mills, Güvenlik Konseyi'nin Libya oturumunda ilk önce "tüm dış aktörler Libya'dan çekilmelidir" derken daha sonra "Türkiye ve Rusya birliklerinin ülkeden çekilmesi için bir an evvel girişimlerde bulunulmasını" ister.

Yine 29 Ocak tarihinde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jaka Sullivan AB'den Bjoern Seibert ile yaptığı telefon konuşmasında "... Çin ve Türkiye dahil 'ortak kaygı konuları'nda beraber çalışma hususunda mutabık" kalırlar.

Yine bir değerlendirmesinde Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın tüm tezlerini desteklediklerini söyler. Yani Türkiye karşıtı olduklarını beyan eder.

Bakıldığında, yeni Amerikan yönetimi İran'la uranyum üretimi konusunda anlaşma dahil bütün dünya ile iyi geçineceğini, söylerken iki ülkeyi istisna tutar. Bunlardan biri Rusya diğeri de Türkiye'dir, bazen de Çin.

Rusya'nın konumu farklı. 'İyi yönetişim için güçlü rakip' prensibince Rusya'nın seçilmesi anlaşılır bir şey de;

Türkiye neden hedefe konuluyor?

Bu sorunun cevabını bulmak için, İbn-i Haldun'un rehberliğinde tarihte geriye doğru bir seyahat yapmamız gerekir.

Daha önce dillendirmiştik ve demiştik ki; bir sistemin/devletin en güçlü olduğu an sonucu yıkımla bitecek bir sürecin başladığı andır...

Buradan hareketle diyebiliriz ki Osmanlı'nın yıkım süreci en güçlü olduğu Kanuni devrinde başlamıştır. Lütfi Paşa boşuna Kanuni'yi uyarmak için bir siyasetname yazmamıştır.

Nitekim Kanuni'nin ölümünden sonra fazla sürmemiş, yaklaşık bir asır sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme sürecine girdiğini resmileştiren Küçük Kaynarca Anlaşması imzalanmıştır. Ondan yaklaşık bir buçuk yüz yıl sonra da Osmanlı fiilen ve resmen bitmiştir.

Yeni Türk Devleti, Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar askeri bir zaferin hak etmişliği üzerine kurulmuş olsa da klasik anlamda, bildiğimiz manada bir devlet olamamıştır.

Şöyle ki; yeni bir devlet için olmazsa olmaz mesabesinde sayılan asabiyetin (ister nesep asabiyeti, ister sebep asabiyeti olsun) zerresi yoktur bu yeni devletin kuruluşunda.

Askeri olarak galebe çalınmış olsa da ruhen mağlubiyetten (bu konuyu ilerde ayrıntılarıyla tekrar ele alacağız) kurtuluş gerçekleşmemiştir.

Bu nedenle bir asra yaklaşan Cumhuriyet uygulaması tamamen sentetik, pamuk ipliğine bağlı bir devlet olmaktan öteye geçememiş, sahici devlet olmayı başaramamıştır.

Yani; Osmanlılar/Türkler/Türkiyeli Müslümanlar/bu millet 2,5 asırdır Tih Çölü'nde, şaşkın şaşkın, amaçsız bir şekilde dolaşıp durmuştur.

3

Ne demişti üstat: "aşağılanmayı ve horlanmayı huy haline getiren ve asabiyetleri bozulan bir neslin çölde yok olması (ndan sonra), arkasının gelmesi ve onlardan gelen çölde diğer bir neslin ortaya çıkmasıdır. Artık bu nesil zelil değil, azizdir. Ahkam ve kahr bilmemektedir, üzerinde zillet damgası taşımamaktadır. Bu suretle diğer (yeni) bir asabiyet vücuda gelmiş olmaktadır. Bu millet bu asabiyetle hakkını aramaya ve tagallübe muktedir bulunmaktadır. Maksat işte budur. Burada kastedilen kırk sene, bir neslin yok olmasına ve tükenmesine ve yerine diğer bir neslin yetişmesine imkan veren müddetin asgarisidir."

Yine der ki İbn-i Haldun: "Şüphesiz ki borç (ağır vergi, haraç, cizye) altında bulunan kabileler bu hususta mezellete razı olmadıkça söz konusu vergileri elleriyle vermeyi kabullenmezler (...) İzzet-i nefs sahibi olanlar böyle bir yükün altına girmezler, meğer ki öldürülme ve mahvolma bunu onlar için ehveni şer haline getirmiş olsun..."

"Şu halde bir kabilenin boynunda, vergi ve borç zilletinden örülen bir yular gördün mü mülke sahip olacaklar diye tamah etme (düşünme)..."

Üstattan alıntıların gösterdiği yoldan giderek diyebiliriz ki;

'Bu millet' 1774'ten 2010 yılına kadar 236 yıl benliği, vicdanı, aklı parçalanmış bir vaziyette, asabiyetten ve hasebiyetten uzaklaşmış bir biçimde zelil ve horlanmış bir şekilde yaşamıştır.

Yani 2,5 asırdır Tih Çölü'nde dolaşıp durmaktadır. (Ayetteki '40 yıl' kavramının mecaz olduğunu unutmayalım)

4

Şimdi; yeni Amerikan yönetiminin Türkiye tavrını bir kez daha düşünelim.

Amerikalı aktörler bu kadar Türkiye'den bahsediyorsa açık ve net bir şekilde görülmektedir ki bunun sebebi Türkiye'yi gelecek dünya tasavvuru için tehlike görüyor demektir.

Evet Türkiye (ve geriye doğru temsil ettiği bütün unsurlarıyla) uzun yıllar çöllerde yani çıkmaz sokaklarda dolaştıktan sonra, onların kibriyle de, kiriyle de lekelenmemiş asabiyet sahibi, vakar sahibi, başı dik, tagallübe muktedir, yeni bir nesil kimliğiyle dünya arenasına çıkmış bulunmaktadır.

Anlaşılan bu 'yeni nesil Türkiye'nin taşıdığı bilkuvve ve bilfiil güç kendini başkalarına hatırlatacak bir seviyededir.

Bu durum, bu milletin mülkü/devleti yeniden inşa ve imar edeceğine delalettir.

Bu yolda 'yeni nesil millet'e önderlik eden Ak Parti ve onun lideri Recep Tayyip Erdoğan'dır... desek ne kadar isabet kaydettiğimizi Allah bilir.

<p>ABD Başkanı Joe Biden'ın talimatı ile Suriye'deki İran destekli gruplara hava saldırısı düzenlend

ABD'den Suriye'ye hava saldırısı: Suriye'deki İran destekli gruplar vuruldu

Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde son durum havadan görüntülendi

Dünyanın en büyük tam panoramik müzesi 1 milyon ziyaretçi ağırladı

Mavi vatan nöbetinde geçen yıl 12 bin 655 hayat kurtarıldı