• $8,155
  • €9,7089
  • 457.312
  • 1393.24
10 Şubat 2015 Salı

Latin Amerika’nın kesik damarları

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Tarihe adil bir hafıza ile bakmak, entelektüel dürüstlüğün olduğu kadar güncel siyasi yaklaşımların da gereği. Türkiye’yi 1915 olayları ile ilgili her fırsatta ‘soykırım’ yapmakla itham eden Batı, kendi tarihiyle yüzleşmek üzere ayna karşısına geçmek yerine tüm dünyayı kendi tarih kurgusuna inandırmaya çalıştı yüzyıllardır. Bu tarih kurgusunun pek çok alt başlığı var kuşkusuz. Dünya tarihinde Çin, Hint, İslam medeniyetlerine hak ettikleri yeri vermemekten Latin Amerika’nın yerlilerini yok saymaya kadar.

Nitekim Amerika’nın tarihini yazarken de hayli cazip bir slogan buldu batı, kendi faaliyetini tanımlamak üzere; ‘İnsansız bir kıtaya medeniyet götürmek’!
Oysa Kolomb, Antil adalarına ayak bastığında kıtanın nüfusunun 30-50 milyon arasında olduğu rivayet ediliyor. Ya da 10 milyondan az olmadığı konusunda ittifak var diyebiliriz. Aztek, İnka ve Maya gibi medeniyetler, kendi özgün uygarlık anlayışları içinde, üzerinde coşkun akarsuların olduğu bir coğrafyada yaşıyorlar.
Ta ki İspanyolların Amerika’yı keşfine kadar. Ki, bu keşfin mahiyeti bile sorgulanmaya açık. Zira Kolomb’dan önce Arap denizcilerin de bölgeye keşif seferleri yaptığı biliniyor. Fakat tarih sadece yapmak değil, aynı zamanda yazmak da olunca, tarihi kim yazıyorsa, yapan da o kabul ediliyor. Ve Amerika, Kolomb’un keşfi olarak tarihe geçiyor.
Konunun bu boyutunu bir tarafa bırakıp, İspanyolların kıtaya gelişiyle değişenlere yeniden dönelim;
Kolomb’un yakın arkadaşlarından birisinin oğlu olan ve fethedilen topraklarda yaşayan yerli halka Hıristiyanlığı aşılamak için keşif heyetinde bulunan piskopos Bartolome de Las Casas, kıtanın keşfi sırasında karşılaştıkları yerlileri şöyle anlatıyor:
“1541’e kadar keşfedilen toprakların hepsi bir arı kovanı gibi öyle kalabalıktı ki, Tanrı’nın buraya insan soyunun çoğunluğunu yerleştirdiği düşünülebilirdi. Tanrı bu çeşit çeşit kalabalık insanları son derece sade yaratmıştı. Kötülükten ve ikiyüzlülükten uzak, yerli efendilerine ve Hıristiyanlara hizmet ediyorlardı. Dünyadaki en uysal, en sabırlı, en barışçı ve en sakin insanlardı. Gürültüsüz patırtısız, ne sinirli ne de kavgacı, kırılganlıktan, nefretten, intikam arzusundan uzaktılar. İnce, narin, kırılgan bir yapıları vardı. İşlerini güçlükle yapabiliyorlar, herhangi bir hastalıkta da kolayca ölüyorlardı. Bizde zenginlik ve tatlı bir hayat içinde yetiştirilen prens ve soylu çocukları bile onların köylülerinden daha narin değildir.”
Yani, kıta insansız olmadığı gibi birtakım hasletlere sahip uygarlıkların da zenginiydi.
Bu satırlar ‘tarihi kazananlar yazar’ önermesini doğrular gibi görünse de, Howard Zinn gibi, tarihi, büyük adamların gözünden değil, halkların bakış açısından yazan tarihçilik çabalarının artışıyla sömürgeciliğin gerçek yüzünü denetleşmeye başladı.
Pırıltılı Amerika’nın keşfi hikâyesinin hâkim dünya tarih anlatısı içinde büyük bir kurgudan ibaret olduğu görüldü. Oysa mağdurları da dâhil tüm dünya batının ‘insansız kıtaya medeniyet götürdüğü’ iddiasına içten içe inanmıştı. Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nın yazarı Eduardo Galeano belki de bunu en iyi anlatanlardan;
"Gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir yolu yok. Bir şeyi değiştirmek içinse önce ne olduğuna bakmak gerekiyor. Latin Amerika'daki sorun bu. Onu göremiyoruz, kendimize körüz, çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız."
Her ne kadar Amerika kıtasının yerli halklarına dair yazılı tarihi kaynaklar yeterince zengin olmasa da, İspanyolların yok ettiği uygarlıkların kalıntıları, bu keşiflerin kıta yerlilerine salgın hastalık, ölüm ve yok oluştan başka bir şey getirmediğini ortaya koyuyor. Aksine bu keşiflerin Avrupalılara sağladığı zenginlik, onların adını tarihten silmek üzere kurgulanan bir tarihin de miladı oluyor.
Dünyanın bütün coğrafyalarındaki kesik damarlar ancak adil bir hafızayla yeniden dikilebilir. İhtiyacımız olan belki de sadece bu!

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü