• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
07 Şubat 2015 Cumartesi

Eğitimden ne anlıyoruz?

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Eğitim, hayatımızın belki de en kritik konusu. Eğitim sistemini nasıl bir anlayış üzerine kurduğumuz en büyük meselemiz.
Ulus-devlet süreci ile başlayan modern devlet çatısı altında eğitim, genellikle yurttaş yetiştirmek ve mesleki donanım kazandırmak amacıyla özdeşleşmiş. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada ulus devletin temel dinamikleri eğitim anlayışını kuşatmış. Bugün hâlâ eğitimle öğretim arasındaki dengeyi kuramamış bir toplum olarak eğitimi mühendis, doktor, öğretmen ya da devletin ideolojik hedeflerine uyumlu ‘makbul vatandaş’ yetiştirmek olarak algılıyoruz. 90 yıllık eğitim sistemimizin bu algısal sorunu Milli Eğitim’in bütün çabalarına rağmen zihinlerimizde hâlâ cari. İyi, merhametli, adaletli, şahsiyet sahibi insan yetiştirmek kaygısı, sınav testlerinde başarı kazanma hırsının hâlâ çok gerisinde. Aile içinde dahi bir öğrencinin sınav başarısı, adaletli bir davranıştan, merhametli bir sözden, onurlu bir duruştan çok daha kıymetli. Oysa eğitimin temel hedefi ‘insan’ yetiştirmek. Doktor, mühendis, avukat yetiştirmek değil.
Bu büyük sapmada kuşkusuz modernitenin bilgi ve değer dünyamızı parçalı bir hale getirmesinin büyük tesiri var. Geleneksel Osmanlı eğitim düzeninde medreseler birbiriyle çelişmeyen ve çatışmayan iki ilim damarından besleniyordu. Medine-Şam-Kahire ekolü üzerinden rivayet ilimleri, Semerkand-Buhara-Bağdat üzerinden dirayet ilimleri tahsil ediliyor, bu iki damar birbirini bütünlüyordu. Akli ve nakli ilimler birbirini dengeliyordu. Bir darül-hadis ile darut-tıb arasında ayrılık yoktu. Osmanlı medreselerinden yetişen bir âlim hadis, tefsir, fıkıh yanında astronomi, cebir, musiki ve tıp alanında temel düzeyde içselleştirilmiş bir bilgiye sahip olabiliyordu. Bilgi yalnızca kuru bir malumat değil, kendi içinde tutarlılığı olan bir değer dünyasını da beraberinde getiriyordu. Dolayısıyla bugün olduğu gibi mühendis, doktor ya da herhangi bir meslek sahibi olma çabası aynı zamanda değer yüklü iyi insan olma gayreti ile paralel ilerliyordu.
Bugün gerek modernitenin getirdiği zihinsel kırılma, gerekse İslam dünyasının ilim geleneklerini besleyen medeniyet havzalarının dinamizmini kaybetmesi, eğitim sistemimizin temel sorunlarının kaynağı olarak kabul edilebilir. Bir dönem ilim geleneğinin temsilcisi durumunda olan Şam, Kahire, Bağdat gibi şehirlerin bugünkü durumu bile ne büyük bir eğitim problemi ve zihniyet kırılması yaşadığımızı somut şekilde gösterir mahiyette.
Bu büyük kıskaçtan kurtulmamız için, hangi mesleğe sahip olursak olalım, önce insan olmamız gerektiğine inanmamız ve eğitimin hayat boyu hiç bitmeyen, içselleştirilmiş bir öğrenim süreci olduğu fikrini benimsemek gerekiyor. Zaten eğitim, bize öğretilenlerin hepsini unuttuğumuzda geriye kalan şey değil mi?
Bugün artık tüm dünyada, yavaş yavaş Türkiye’de de bazı özel okulların benimsediği bir metot var, çocukların doğal ortam içinde davranışlarını eğitmeyi önceleyen. Bilgiye ulaşmanın zor olmadığı bu çağda insan zaten hazır, tasnif edilmiş bilgiyi kolayca elde edebiliyor. Önemli olan onu biçimlendirme, yoğurma, sentez yapma becerisine sahip bireylerin varlığı. Bu nedenle eğitimin en önemli meselesi artık hazır olan bilgiyi yorumlayacak, bunu yaparken de ona bir değer üzerinden yaklaşabilecek insanlar yetiştirmek olacak. Bunu yapabildiğimiz oranda gelecek yüzyılın sahibi olabiliriz.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü