• $8,1513
  • €9,7253
  • 453.948
  • 1375.91
03 Şubat 2015 Salı

Korunun yanındaki arsa

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Yeni bir Validebağ vakası ile karşı karşıyayız. Emirgan Korusu’nun 'yanındaki arsa'ya, AVM ya da rezidans yapılacağı söylentisi ortalıkta dolaşıyor. Bir köşe yazarının iddiası olarak gündeme gelen mevzu, medyada Emirgan Korusu’nun sembolik resimleriyle gündemde. ‘Korunun yanındaki arsa’, korunun içindeki renkli lalelerle, sarı köşkle, yeşil ağaçlarla tarif ediliyor. Öyle görünüyor ki, ‘yandaki arsa’nın herhangi bir fotoğrafı yok!

Validebağ’da da öyle olmamış mıydı? Korunun yanında, koru ile yalnızca sınır komşuluğu olan bir arsa üzerinden iktidar yine yeşil karşıtlığıyla suçlanmamış mıydı? Meselenin cami tartışmasına indirgenerek başarısız bir iletişim diliyle tartışılması neticesinde Validebağ’ın ‘yanındaki arsa’ yine yeşilin katli meselesine dönüşmüştü.
O zaman da yazmıştım; bu medyatik çarpıtmaya ve algı operasyonuna karşı durmak ve ama aynı zamanda halkın yeşilin korunması konusundaki güven sorununu ortadan kaldırmak gerekiyor… Yine benzer bir sorun gündemde.
Emirgan Korusu başta olmak üzere İstanbul’un pek çok yeşil alanını belli zümrelerin tekelinden kurtararak halkın istifadesine sunan AK Partili belediyelerin ve konunun muhatabı kurumların çok ince bir iletişim diliyle bu krizleri yönetmesi gerekiyor. Hızlı açıklamalarla meseleyi memleket meselesi olmaktan çıkarmaları icap ediyor.
* * *
Nitekim İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden Emirgan ile ilgili net bir açıklama geldi; ‘sözü edilen arazinin Emirgan Korusu ile hiçbir ilgisi yoktur. Emirgan Korusu’nun imara açılması, satılması ve bu alana inşaat yapılması söz konusu olamaz.’
Bu açıklama, rant, beton, yeşil ve AVM hassasiyeti olan herkeste oluşan sinir harabiyetini bir nebze dindirmiş olabilir. Fakat bu açıklama yetmez. Emirgan’ın korunması hassasiyeti tüm Boğaziçi, hatta tüm İstanbul için gösterilmeli. Ve bunun somut adımları atılmalı.
Türkiye’nin kalkınmasının inşaat sektörüyle yakından ilişkili olduğu ve hepimizin bu ekonomik gerçekler içinde yaşadığı, hatta yeri geldiğinde çoğalmasına karşı olduğumuz AVM’lerde ‘sinema, kahve ve alışveriş keyfi’ yapmaktan çekinmediğimiz bu paradoksal ortamda kalkınmanın ekonomik olduğu kadar kültürel bir mesele olduğunu da unutmamalıyız. Kültürel ve insani boyutu ihmal edilmiş hiçbir kalkınma uzun vadede fayda getirmez.
Necip Fazıl’ın ‘ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur’ dediği şehrin fıtratını bozmadan ve doğal yeşil güzelliklerini gri betonlara dönüştürmeden kalkınmanın yollarını bir kere daha gözden geçirmek gerekiyor. TOKİ bu anlamda kendi imajını da düzeltecek adımlar atmalı. Ve bundan sonra ‘tarih, kültür ve insan merkezli mimari’ konularında önemli bir misyonun taşıyıcısı olmalı. Yeni TOKİ Başkanı’nın kültürel konulardaki duyarlılığı somut adımlara dönüşmeli. Mesela bir gün ‘tarih dostu’, ‘çevre dostu’, ‘aile dostu’ logolu TOKİ projeleri görebilirsek İstanbul’a karşı işlediğimiz ortak günahın kefaretini bir nebze ödeme imkânımız olabilir.
Öte yandan TOKİ projeleri artık sadece insanları ev sahibi yapmanın ötesinde bir mimari kimlik için de uğraşmalı. Projeleri bu kaygıyla planlamalı. Aksi halde şehirlerin hafızasında kötü yerler edineceğiz.

<p><strong>ALTIN POWELL SONRASI DÜŞTÜ</strong><br></p><p>Altın, Fed Başkanı Powell'ın ABD büyümesi v

Haftanın Ekonomi Başlıkları... Powell Konuştu, Altın düştü

Sahur sofranızda bunlar olsun!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Dibeybe'yi resmi törenle karşıladı.

Düzce'de denizin bir kısmı kahverengiye dönüştü