• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
21 Şubat 2015 Cumartesi

Ahlak olmadan dava olmaz

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Siyaset pek çok insan için oldukça büyülü bir alan. Son günlerde de siyaset kapısında kuyruklar oluşuyor, herkes siyasi arenada kendine yer arıyor. Belli bir eğitim seviyesi ve çevresi olanlar bu yola kendini aday kabul ediyor.

Siyaset neden bu kadar cazip? Doğrusu sorgulanmaya değer.
Şunu kabul edelim, hem doğuda, hem batıda, hem dün, hem bugün insanoğlu siyasetten sanata toplumun üst tabakaları arasında yer almak istemiş, istemeye de devam ediyor. Bu bir yönüyle çok insani bir talep. Fakat öte yandan akademinin, sivil toplumun, sanatın gerçek misyonunu icra edemediği toplumlarda siyaset alanında bir güç sıkışması oluyor. Akademinin, mensuplarına yeterince tatmin vermediği yerde milletvekilliği, üniversite rektörlüğünden sonra varılması gereken nihai kariyer olarak telakki ediliyor. Ya da sanatın toplumsal vazifesini icra edemediği yerde sanatçı için bir siyasal parti ulaşılması hedeflenen son durak olarak görülüyor. Oysa vazifesini layıkıyla yapmış, mahallesini cennete çevirmiş bir muhtarın işinden aldığı tatmin duygusu dahi, sorumluluğunu yerine getirememiş bir milletvekilinden çok daha takdirlik ve yüce.
Sivil alanın geniş olduğu ülkelerde siyaset bu derece ulaşılmaz bir hedef olarak kabul edilmiyor.
Hepimiz yakinen şahit olduk ki, Türkiye’de son 12 yılda siyasette çok şey değişti. Büyük değişimler geçiren bir ülke olarak, siyaset bir yönüyle toplumun birinci gündem maddesi olurken, diğer yanda siyasal alan çeşitlendi. Bu değişimin en önemli yanlarından birisi siyasetin belli zümrelerin tekelinden kurtarılması oldu. On yıllarca seçkinci ve elitist bir tabakanın tekelinde tuttuğu siyasal güç, millete hizmet yolunda gerçekten çalışan ve çabalayan milletin içinden çıkmış insanların eline geçti. Bu siyasetçi algısını da büyük ölçüde değiştirdi. Siyasi çehreler artık daha çeşitli. Sistemin devre dışı bıraktığı, ötelenmiş kesimler siyasetin artık içinde. Geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir Kürt adayın da yarışa katılmış olması, başörtülü vekillerin meclise girebilmesi Türk siyaset tarihinin önemli kazanımlarındandı.
Geçmiş yıllarda toplumun siyasetçiye bakışı birtakım paradokslar içeriyordu. Yıllar önce bir anket çalışmasında ‘en güvenilmez meslek grubu hangisi?’ diye sorulduğunda, cevap ‘milletvekilliği/siyasetçi’ olurken, aynı ankette ‘kızınızın hangi meslek sahibiyle evlenmesini istersiniz?’ sorusuna da, yakın oranlarda ‘milletvekiliyle’ cevabı çıkabiliyordu. Bir yanda güvenilmez ama öte yanda toplumsal statüsü ve sahip olduğu imkânlar nedeniyle damat adayı olarak görülebilen milletvekilliği cevabı, aynı zamanda toplumsal kafa karışıklığının ve tutarsızlığının da bir aynasıydı.
Bugün bu algı ne kadar değişti bu elbette araştırılması gereken bir konu. Fakat bir gerçek var ki, milletvekilliği son derece mesuliyetli bir iş. Her oy, nice umudun içinde saklı olduğu bir emanet. O emaneti taşımaya talip olmak cesaret ve aynı zamanda bütünlüklü bir ahlak gerektiriyor. Eskilerin bir sözü, hatta duası var; ‘Allah insana makam vermeden önce o makamın ahlakını versin’ şeklinde.
Çünkü makam, imkândan çok sorumluluk demek. Kuşkusuz bu sorumluluğu gerçekten yerine getirebilecek, bu kabiliyet ve donanıma sahip nice insan var. Siyasi arena da onlara muhtaç. Fakat söz, eylem ve niyet bütünlüğü, samimiyet her şeyin fevkinde. Özellikle de bir ‘dava’dan bahsediliyorsa...
Unutmayalım, liyakat ve ahlakın olmadığı yerde dava olmaz.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü