HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,6715
  • 6,5027
  • 223.066
  • 94.681

Gerçekle kurgu arasında ‘yazmak’

Yazmak dünyayla bilinçli bir ilişki kurmakla başlıyor. Çocukluktan itibaren zihnimize değen her ses, her görüntü dünyayı keşfetme merakımız içinde kurgumuzun bir parçası oluyor ve ifade etmek istediğimiz şeyi önce zihnimizde planlıyoruz. Sonra çeşitli şekillerde ifade ediyoruz; bazen bir resimle, bazen bir nota ile bazen bir çizgi ile, bazen de bir harfle... Bu yönüyle yazmak bir kurgulama faaliyeti.

Kurgu ve yazmak arasındaki bu temel ilişkiyi, üniversitede tarih bölümü öğrencisiyken yakından deneyimledim. Arşivde uzun mesailer harcıyor, bir tarihsel gerçekliğe ulaşmak için yığınla tarihî kayıt arasından ele aldığımız konuyu belgeleyecek malzeme bulmaya çalışıyorduk. Âdeta puzzle’ın parçalarını toplamak gibiydi.

Masamda biriken yığınla tarihî malzemeden bir metin inşa etmek için malzemenin elverdiği ölçüde kurgular yapıyordum. Elbette bu bilimsel bir çabaydı ve belli bir metot dahilinde hareket etmek gerekiyordu. Disiplinin kurallarına, sınırlarına riayet zorunluydu. Ama bu süreçte bir yandan da sağlam bir kurgunun nasıl olması gerektiğine dair temrinler yapıyor, belgelerin dolduramadığı boşlukları nasıl dolduracağımı düşünüyordum. Çünkü elimizdeki malzeme bütünü görmeye yetmiyor ve puzzle’ın bazı parçaları eksik kalıyordu. Bu sırada zihnimde iki farklı metin ürettiğimi fark ettim. Birisi tarih metodolojisine sadık kalarak ürettiğim bilimsel metin, diğeri de tarih disiplininin engellerine takılmadan kurguladığım daha yaratıcı, keyifli edebi metindi.

İşte bu sırada tarih araştırmasındaki kurgu ile edebiyatın kurgusu arasındaki ince çizginin farkına vardım. Sözgelimi Kanuni’nin Zigetvar seferini araştıran bir tarihçi konuya dair tarihsel kayıtlarda Kanuni’yi önce Edirne’de sonra Belgrad’da görüyorsa, kaynak Kanuni’nin Edirne’den Belgrad’a gittiğini yazmasa bile ‘Kanuni Edirne’den Belgrad’a gitti’ kurgusu yapabilirdi. Ama bir edebiyatçı kurgusu tarihsel gerçekliğe zarar vermeden bu yolculuğun içini çok renkli sahnelerle doldurarak anlatabilirdi. İşte edebiyatçı muhayyilesinin kuru bir tarihsel kurguyu nasıl genişletebildiğini gördüm ve bundan büyük bir keyif aldım.

Bu noktada edebiyatın imkânlarını keşfettim. Daha önce yaptığım amatör hikâye ve öykü çalışmaları artık farklı bir mecraya kaymaya başlıyordu ve edebî kurgunun sınırsızlığı içinde keyifle yazmaya başladığımı fark ettim.

O zamandan beri çeşitli vesilelerle yazıyorum. Hayata dair şahitliklerimi edebiyatın imkânlarıyla biçimlendirerek kayda geçirmeye çalışıyorum. Bunu neden yaptığımı hemen her yazar gibi tam olarak ben de bilmiyorum. Bunun cevabı insanoğlu için iç içe geçmiş, çok katmanlı bir varlık olmamızla eşdeğer bir karmaşa da içeriyor aslında. İçimizdeki benlerin farkına varmak, bazılarını beslemek, bazılarını törpülemek, bazılarını da yok etmek için yazının aynasına ihtiyaç duyuyoruz muhtemelen.

Bu yönüyle yazı benim için bir ayna. Önce insanın kendisiyle yüzleştiği, sonra yaşadığı toplumun renklerinin yansıdığı, toplamda da içinde bulunduğumuz dünyayı yansıtan bir ayna. Varlığı idrak biçimimiz bu aynadan yansıyarak topluma yayılıyor.

Ve elbette bu iletişim ruh akrabalarımızla buluşmak gibi bir imkân da veriyor bize.

Amasya´da nehre düşen otomobildeki anne, baba ve 2 aylık bebekleri, olayı görüp suyu atlayan kişi ta

Amasya´da nehre düşen araçtaki aileyi tek başına kurtardı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Dünyanın en pahalı binaları ve değerleri

Plakalarda yeni dönem başladı!

En Çok Okunanlar