• $8,3672
  • €10,234
  • 502.297
  • 1459.57
09 Mayıs 2021 Pazar

NATO'nun 2030 konsepti

Dr. Eray Güçlüer
Dr. Eray Güçlüer
Dinle
YAZARIN SAYFASI

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, 1945-1949 döneminde SSCB'nin yayılmacı politikaları ve yöntemleri Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde endişe oluşturdu. Önce 1947 yılında İngiltere ve Fransa arasında Dunkirk Antlaşması imzalandı. Her ne kadar Almanya'ya karşı savunma ve iş birliğini öngörse de bu anlaşma aslında Rusya'ya karşı yapılmıştı. Çekoslovakya'daki 1948 darbesi ve 1948'de Berlin'in SSCB tarafında abluka altına alınması gibi gelişmeler, Avrupa ülkelerinin ortak bir savunma sistemi kurmak ve güvenliklerine yönelik ideolojik, siyasi ve askeri tehditlere karşı aralarındaki bağları kuvvetlendirmek amacıyla bir antlaşma imzalamalarını tetiklemiştir. Bu maksatla 17 Mart 1948'de İngiltere, Fransa, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda'nın katılımlarıyla imzalanan Brüksel Antlaşmasıyla kurulan "Batı Avrupa Birliği-BAB", İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa'nın güvenliğinin yeniden yapılandırılması yönündeki ikinci adımı teşkil etmiştir. Antlaşma ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda da iş birliğini içeren savunma antlaşması niteliğindeydi. Nihayetinde Kanada ve ABD'nin de sürece dahil olmalarıyla NATO'yu kuran Kuzey Atlantik (Washington) Antlaşması 4 Nisan 1949'da 12 ülke tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.

Kuruluşundan üç yıl sonra 18 Şubat 1952'de NATO'ya katılan Türkiye, özellikle soğuk savaş döneminde Sovyetlere karşı NATO stratejilerinin merkezinde yer aldı. En son 2020 yılında Kuzey Makedonya'nın da ittifaka katılmasıyla müttefik sayısı 30'a yükselen NATO 1945-1990 döneminde "Topyekün Karşılık", "Esnek Savunma" ve "İleri Savunma" stratejilerini uygulayarak güvenliğini sağlamaya çalıştı. Bu stratejilerde Norveç'le birlikte kanat ülke konumunda olan Türkiye, Varşova Bloğunun olası saldırılarını büyük ölçüde göğüslemek, muhtemel saldırıları absorbe ederek güçlü NATO ihtiyatlarına derinlikte müdahale için zaman kazandırmak gibi hayati önemde görevleri üstlendi. Hatta o dönemde SSCB'nin yaklaşık 120 mekanize/tank tümeniyle Türkiye'ye saldırabileceği öngörülmekteydi. Soğuk savaş döneminde savunma ve caydırıcılık üzerine kurulu NATO konseptleri, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra değişmeye başladı ve yaklaşık her 10 yılda bir yenilendi. 1991-2001 dönemindeki yeni NATO konseptinde savunma boyutuna ilave olarak siyasi, ekonomik, sosyal ve çevresel faktörlerin de güvenliğin sağlanmasında önemli olduğu neorealist yaklaşım kabul edilmiştir. ABD'deki 11 Eylül saldırılarından sonra konseptini yenileyen NATO, klasik ve alışagelmiş görevleri haricinde, terörizmle mücadele, uluslararası göç ve kaçakçılığın önlenmesi gibi görevlere yönelik askeri ve politik yapılanma ve dönüşümlere gidilmesini kabul etmiş, bu maksatla 2003 yılında ABD/Norfolk'da NATO Dönüşüm Komutanlığı kurulmuştur. En son 2010 Lizbon Zirve deklarasyonunda konsept güncellemesi yapan NATO, üye devletlerin güvenlik ve özgürlüklerinin politik ve askeri yollarla korunması, terörizme karşı askeri ve yumuşak gücün birlikte kullanımını benimsemiştir. Ayrıca bu zirvede ittifakın temel görevleri: 1-Kollektif savunma (İttifak topraklarının savunulması), 2-Kriz yönetimi (İttifak toprakları dışındaki misyon ve harekatlar) ve 3-İşbirliğine dayalı güvenliğin sağlanması yani genişleme olarak ilan edilmiştir.

Bugüne kadar Bosna-Hersek'ten Afganistan'a, Somali'den Libya'ya kadar pek çok misyon ve harekat icra eden NATO'nun yeni oluşmakta olan küresel sistemden bağımsız olduğu düşünülemez. İşte 14 Haziran 2021 tarihinde Brüksel'de yapılacak NATO liderler zirvesi, yeni NATO-2030 konseptinin ilan edilmesi ve geleceğe yönelik yeni plan ve yöntemlerin açıklanacak olması nedeniyle son derece önemli. Muhtemelen Rusya'nın hedef alınacağı bu yeni konseptin Türkiye'nin küresel ve bölgesel ilişkilerini etkileme potansiyeline sahip olması nedeniyle ülkemiz için ayrı bir önemi olacak. Diğer küresel faktörlerle birlikte Rusya'nın özellikle son 10 yılda Ortadoğu, Kafkaslar, Afrika ve Avrupa'daki yayılmacı politikaları, NATO'yu adeta 1949'daki eski kodlarına döndürmüş gibi görünüyor. 14 Haziran'dan sonra İran'la denge, Çin'le rekabet, Rusya'yla mücadele çizgisini daha da belirginleştirecek olan ABD'nin hem Türkiye'ye hem de diğer Avrupa ülkelerini bu çizgiye çekmek için baskı uygulamaya çalışacağı da ihtimaller dahilinde. Bu durum doğal olarak Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni bir boyutta sorgulanmasını da gündeme getirebilir. Önümüzdeki yakın vadede çok da iyi olmayacağı düşünülen Türk-ABD ilişkilerinin, mevcut kazanımların muhafaza edilmesi ve ilişkilerin daha kötü bir noktaya gerilememesi için gayret gösterme ekseninde dalgalı bir rota izleyeceği öngörülebilir. Ancak ABD'nin muhtemel Rusya merkezli yeni NATO konsepti, aynı zamanda özellikle Türk-Rus ve Türk-Çin ilişkilerinde siyasi ekonomik ve güvenlik bakımdan yeni fırsatlar ortaya çıkarabilir. Yani ABD gücünü Rusya üzerinde toplamak isterken, kendinden bağımsız veya eskisi kadar bağımlı olmayan yeni merkezlerin ve yeni kuşakların oluşmasını da hızlandırabilir. Doğu Akdeniz'deki Libya-Mısır-İsrail hattındaki en son gelişmelerle birlikte okursak güneydeki yeni kuşak ve bu kuşağın yeni merkezi Türkiye olacak gibi görünüyor.

<p><strong>Başkan Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi'nin düzenlendiği karargaha geldi. Başkan Erdoğa

Başkan Erdoğan NATO Karargahına geldi

3 günlüğüne geldikleri Türkiye'den 1,5 yıldır ayrılamadılar

Kanal İstanbul'da temelin atılacağı nokta

Ağrı'da gönüllü öğretmenler arama ve kurtarma tatbikatı yaptı