• $7,3859
  • €8,9519
  • 436.679
  • 1463.44
06 Temmuz 2011 Çarşamba

Eski dünyanın ölümü

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Türkiye'de senelerdir Davutoğlu tarafından geliştirilen 'komşularla sıfır sorun' veya 'stratejik derinlik' gibi kavramlar tartışılırken, son bir sene içinde yaşanan olayların gerçekleşebileceği pek kimsenin kafasında yoktu. Türkiye'nin batısında AB ve NATO üyesi bir Yunanistan, nispeten zengin bir ekonomiye ve arkasında güçlü bir Batı desteğine güvenerek sağlam bir pozisyonda gözüküyordu. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da diktatörler babadan oğula koltuklarını devredecek, sıkıcı ama istikrarlı yönetimleri oturtmuş gibilerdi. Avrupa Birliği ekonomik bir dev olarak gücünü tescil ettirmiş, Türkiye gibi kırılgan ve zayıf ekonomilere sahip ülkelere kendi koşullarını kolaylıkla dikte ettiriyordu.
Son dört sene içinde başlayan ekonomik krizle birlikte dünyada birçok taş yerinden oynamaya başladı. İlk darbeyi yiyen ABD, yönetim değişikliğinin de etkisiyle saldırgan politikalarını göreceli olarak dizginlemek zorunda kaldı; üstelik Afganistan'dan çekilme planının da gösterdiği gibi uzun vadeye yayılacak bir eğilimden bahsediyoruz. Avrupa ekonomileri ilk aşamada daha az zararla kurtulacak gibi gözüktüler; ancak İzlanda gibi ufak bir ülkeden başlayan borç krizi, Yunanistan'a ve oradan tüm Akdeniz havzasına yayıldı. Özellikle Yunanistan ekonomik bir facianın eşiğine sürüklenirken alacaklı bankalarla, kurtarmanın bedeline katlayacak vergi ödeyenler arasında sıkışan Merkel yönetimi, borç krizinin yayılmasından korkuyordu. Türkiye senelerce AB üyeliğinin komşusuna haksız bir rekabet avantajı getirdiğini, oradan akan fonlarla zenginleştiğini ve kendisine karşı bu konumu kullandığını düşündü. Ancak Yunanistan'ın durumu AB üyeliğinin temel sorunları çözmekte yetersiz kaldığını, tam aksine bazılarını halının altına süpürüp ileride çok daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına sebep olacağını gösterdi.
Arap Baharı ise bambaşka bir yeni durumu ortaya çıkardı. Türkiye hem ticari hem de toplumsal ilişkilerini zenginleştirmek, geliştirmek için yüzünü doğuya dönerken sorunlara vurgu yapmanın işbirliğinden ortaya çıkacak potansiyeli gözden kaçırmamıza sebep olduğunu ileri sürüyordu. Arap ülkeleri, Türkiye için tarihsel ve kültürel anlamda yabancı yerler değildi, İran ise birçok konuda rakip olmamıza rağmen iyi ilişkiler kurabileceğimiz bir ülkeydi. Batı'daki ekonomik çöküşten farklı olarak bu görüntü yönetimlerin kendi halklarıyla karşı karşıya gelmesiyle başka bir hal aldı. Türkiye bir yandan ayaklanan halklarla bağını koparmak istemedi ama öte yandan yatırım yaptığı siyasi iktidarlarla da köprüleri atılabilirdi. Ancak karar anı geldiğinde Mısır'da da, Libya'da da, Suriye'de de iktidar değişikliği yönünde tercihini kullanıp bilinmeyen sulara yelken açtı.
Suriye ve Libya konusunda durum tam olarak çözülmese de sadece komşularla sıfır sorun perspektifiyle bu konjonktüre çözüm getirilemeyeceği açık. Türkiye yönetim ve halklar arasında yaşadığı çelişkilere ek olarak kendi iç çelişkilerinin (Kürt sorunu) bu meselelerden etkilenmesini de düşünmek zorunda. Üstelik son zamanlarda yapılan tercihler -özellikle Suriye konusunda olanı- iyi ilişkiler kurmayı hedeflediğimiz İran'la aramızı ciddi şekilde bozma potansiyelinde. Hem Batı'da hem de Doğu'da Gramsci'nin deyişiyle 'eski dünyanın öldüğü ama yenisinin bir türlü doğamadığı' bir dünyada, Türk politika yapıcılarının planlarını gözden geçirmelerinde fayda var. Ekonomik açıdan güçlenen ama hala riskleri üzerinde taşıyan Türkiye, hiç olmadığı kadar kendi bölgesinde güçlü görünüyor ama zemin hala kaygan. Bugüne kadar izlenen yeni açılımların iyi sonuçlar verdiğini söyleyebiliriz ancak artık Türk dış politikası el kitabının yeni sürümlere ihtiyacı belirmekte.

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Tırnağınıza diş macunu sürüp bekleyin! Faydalarını öğrenince şaşıracaksınız

Trakya beyaza büründü