• $7,3998
  • €9,0059
  • 442.704
  • 1550.03
15 Şubat 2011 Salı

'Mark to market' rahmetli oldu!

Son yaşanan küresel kriz bilindiği üzere ABD'den kaynaklanmış, ancak hemen hemen bütün dünyayı etkisi altına almıştı. Krizin tohumları Amerikan konut sektöründe atılmıştı, ancak krizden en ağır hasarı da Avrupa almış gibi görünüyor. ABD ekonomisi yaklaşık bir buçuk yıldır ılımlı bir toparlanma sürecinde. Krizde büyük bütçe açıkları ve kamu borcu oluşan Avrupa'da ise problemler henüz tam anlamıyla çözülmüş değil.
Bundan iki yıl kadar önce, krizin olumsuz etkisi tüm dünyayı etkisi altına aldığında, 'kapitalizm öldü' tespiti ilan edilmiş, kamu harcamalarına ve bütçe açıklarına dayanan Keynesyen yaklaşımlar yeniden 'kurtuluş reçetesi' olarak gündeme gelmişti. Her ekonomik krizde olduğu gibi, regülasyon ve denetim görevini yapmamış olan 'devlet' kurtarıcı rolünü üstlendi.
Ancak ABD'de olsun, Türkiye'de olsun piyasayı suçlayıp devletin ekonomide daha etkin rol almasını savunan bu senaryolar, çoğunlukla politikacıların işine gelir. Borsada bir 'balon' yaşanır, kar peşinde koşan 'aç gözlü' iş dünyası günah keçisi ilan edilir ve 'daha fazla devlet kontrolü olsaydı bu olumsuzlukların yaşanmayacağı' ısrarla vurgulanır. Sonuçta dünyanın her yerinde, refleks olarak politikacılar hiçbir zaman hata yaptıklarını kabul etmek istemezler.
Krizin ardından geçen üç yıllık süreden sonra geriye baktığımızda farklı bir resim ortaya çıkıyor. ABD'de küresel krizle ilgili değerlendirmelere bakıldığında, konut sektöründe yaşanan çılgınlığın sorumlusu olarak daha çok kamu kurumları kamu düzenlemeleri ve denetim hataları hedef tahtasına oturtulmuş durumda.
Bu çerçevede, krizin sorumluları olarak ABD Merkez Bankası FED'in Greenspan döneminde uyguladığı düşük faiz politikaları, 'Community Reinvestment Act' denilen ve düşük gelirli kişilere verilen kredileri düzenleyen kanun, kamu kuruluşları olan Fannie Mae ve Freddie Mac adındaki iki büyük konut şirketinin uygulamaları ve 'mark-to-market' adı verilen muhasebe uygulaması dikkat çekiyor. Bu faktörlerden sonuncusu, yani 'mark-to-market' adı verilen muhasebe uygulaması geçtiğimiz günlerde ABD'de sessiz sedasız bir şekilde tarihe karıştı.
Önce kısa bir parantez açalım ve bu muhasebe kuralını özetleyelim. Bilindiği gibi kişiler ve kurumlar tarafından elde tutulan varlıkların bir nominal değeri vardır, bir de o günkü piyasa değeri vardır. 'Mark-to-market' muhasebe kuralı elde tutulan varlıkların kayıtlarda geçmiş nominal değeri ile değil de o andaki piyasa fiyatında gösterilmesini gerektirir.
'Mark-to-market' muhasebe kuralı kriz öncesinde FASB denen ABD Muhasebe Standartları kurumunca tavsiye edilmekte ve devlet tarafından de zorunlu tutulmaktaydı. Bu muhasebe yaklaşımının amacı üçüncü şahıslara doğru ve güncel bilgi vermek. Ama ekonomik kriz gibi olağanüstü durumlarda elde tutulan varlıkların değeri (dolayısıyla da teminat tutarları ve hisse senetlerinin değeri) hızla düştüğü için, sağlam kurumlar da sermaye arttırmak zorunda kalır ve yapamazsa da iflasın eşiğine itilmiş olur. Kriz patladığında ABD ve Avrupa'daki birçok uzman 'mark to market' kuralının derhal kaldırılmasını savunmuştu.
Aslında 'mark-to-market' kuralı yeni bir uygulama değildi. 1929'da başlayan Büyük Buhran döneminde de bu kural birçok bankayı iflasa sürüklemiş, ekonominin toparlanmasını uzun süre engellemişti. Ancak 1938'de Başkan Roosevelt'in bu kuralı kaldırmasından sonra ekonomik toparlanma mümkün olabilmişti.
Geçtiğimiz günlerde, 25 Ocak 2011'de FASB geri adım attı ve bankaların kredi ve mali varlıklarının piyasa değerleri ile değil, nominal değerleri ile muhasebeleştirilmesini kabul etti. Sessiz sedasız gerçekleşen bu gelişme Wall Street Journal ve Financial Times gibi önde gelen gazetelerin iç sayfalarında 'bankaların kazandığı bir zafer' olarak duyuruldu. Bu gelişme tamamen sürpriz değildi. Ancak krizin ilk günlerinden beri çok tartışılan bu kuralın devreden çıkartılması kredi musluklarını kısmış olan bankaları rahatlatacak. Bu da iş dünyasında yeni yatırımları, istihdamı ve genel ekonomik toparlanmayı hızlandıracak bir adım.

<p>Samsun'da arazide ağzı tel ile bağlı başıboş eşek kurtarıldı. Eşeğin ağzındaki teli kırarak çıkar

Ağzına demir teli bağlayıp ölüme terk ettiler... Zavallı eşeği, baba ve kızı kurtardı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beyaza bürünen Horma Kanyonu muhteşem manzaralar sunuyor

Rusya'dan görenlerin aklını başından alan kareler