• $7,3977
  • €9,0103
  • 441.924
  • 1537.98
11 Şubat 2011 Cuma

Merkezciliği kolay sananlara itham!

Merkez Bankası ve Durmuş Yılmaz bir kere daha haklı çıktı. Merkez Bankası, ne yaptığını anlamayanlar tarafından ve tabii karlarından vazgeçmek istemeyen finans kurumları, ihracatçılar ve işe siyasi bakan medya tarafından aşırı doz eleştiriliyordu. Oysa Merkez Bankası'nın öngörüleri ve dolayısıyla yeni para politika yaklaşımları tüm taraflardan çok daha gerçekçi ve isabetli çıktı.

Dün vurgulamıştık. Bu hafta 2010 Aralık ayı verilerinde sanayi üretimi rekor kırarak tarihinin en yüksek seviyesine yükseldi. Bir yıl öncesine göre yıllık bazda bakılarak aylık veride sanayi üretimi artışı da beklentilerin üzerinde, yüzde 16.9 arttı. 2010'un son çeyreğindeki sanayi üretim artışı da yüzde 12.1 oldu. 

Sanayi üretiminin son çeyrekte bütün tahminleri aşarak yüzde 12.1'e zıplaması GSYH reel büyüme oranına son çeyrekte dört puan katkı yapacak. Bu da yıllık 2010 GSYİH reel büyüme oranını yüzde 8.5'un üstüne taşıyabilir, hatta yüzde 9 düzeyine bile çıkartabilir. Bu da ülkemizin krizden çıktığının tescili demek! Ama ekonomide her şeyin fazlası fazla, azı da az.  

Tabii sanayi üretiminin bu tempoda artması, dış açık, cari denge ve enflasyon açısından da beklentilerin üstünde sürprizler ve artan sorunlar yaratabilir. Merkez Bankası'nın işinin de zorlaşabileceği bu bağlamda düşünülmek zorunda! Para politikasının belirlenmesinde önemli bir faktör olan çıktı açığının (output gap) düşünülenden daha az olduğu ve ekonomimizin aslında 'uçtuğu ve frenlenmesi gerektiği' sanayi üretimi ve diğer verilerle iyice ortaya çıktı. Diğer yandan ihracatın yüzde 80'inden fazlası sanayi üretimi ve sanayide girdi ve ara mal açısından ithalata bağımlı. Yani ihracat ve ithalat rakamlarında da yukarıya dönük artış, Merkez Bankası freni, görevini tam yapana kadar görülecek! Merkez Bankası da galiba para politikası freninin dozunu daha da arttırmak zorunda kalacak! Merkez Bankası'nı 'tuhaf politikalar' uygulamakla itham edenler de eleştirilerini savunamayacak hale gelmiş bulunuyorlar.

İlginçtir ki dün Avrupa Merkez Bankası'yla ilgili önemli gelişmeler piyasaya döküldü. Hatırlanırsa Avrupa Merkez Bankası'nın başında 68 yaşında bir Fransız Jean Claude Trichet bulunuyor. Krizde Trichet'in yaklaşımları genel Alman yaklaşımından farklı, çok daha genişlemeci ve popülist olmuştu. Sarkozy ile Merkel genel para politikası yaklaşımı, Almanya'nın oynaması gereken rol ve vereceği yardımın dozu konusunda pek anlaşamıyorlardı. Diğer yandan  ekim ayında dönemi bitecek olan Trichet'in yerine Alman Merkez Bankası Başkanı Axel Weber'in geçmesi bekleniyordu. Ancak dün ortaya çıktı ki, Axel Weber Avrupa Merkez Bankası'nın başına geçmekten vazgeçmişti. Çünkü Trichet ve tabii Fransa tarafından uygulanması teşvik edilen popülist ve gevşek para politikasından hoşnut kalmamıştı. Spekülasyonlara göre Weber yakında Alman Merkez Bankası Başkanlığı'ndan da ayrılacak ve Almanya'nın en büyük özel bankası olan Deutsche Bank AG'de Josef Ackermann'ın yerine geçecekti. Bu arada Weber'in adaylığı öncesi, Deutsche Bank'ta en yakın başkan adayı olarak bankanın yatırım bankacılığının başında Anshu Jain, CFO Stefan Krause, risk bölümünde Hugo Banziger görülüyor.
İlk tahminlere göre Avrupa Merkez Bankası Başkanlığı için en kuvvetli yeni başkan adayı 2006'dan beri İtalya Merkez Bankası Başkanı olan Mario Draghi. 63 yaşındaki Draghi, 2002-2005 arası Goldman Sachs'da çalışmıştı, şimdi G-20 tarafından kurulan Finansal İstikrar Komitesi'nin başında görev yapıyordu. Ancak en borçlu ülke olan İtalya'nın başkanının Avrupa'nın başına gelmesini tuhaf bulanlar da var.
Bu nedenle Lüksemburg Merkez Bankası Başkanı Yves Mersch, Finlandiya Merkez Bankası Başkanı Erkki Likanen'in de adları geçiyor. Almanlar arasında aday olabilecek bir kişi de daha önce IMF'de çalışmış, Euro bölgesi Destek ve Kurtarma Fonu'nun başındaki Klaus Regling. Batı medyasında Weber'in işbaşına gelmemeye karar vermesi tek para Euro için bir kurtuluş olarak görülmeli deniyor, çünkü Weber gelseydi, batık hükümet ve mali kurumların karşılığı olamayan borç senetlerini almayı durdururdu diye düşünülüyor. Bu da euroyu ortadan kaldırırdı deniyor.

<p>Amerika Birleşik Devletlerinde 46. Başkan Demokrat Lider Joe Biden oldu. </p><p>ABD'de yeni

ABD'de yeni dönem başladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Uludağ'a yerleşen çiftin kentten uzak sıra dışı hayatı

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü