• $7,3656
  • €8,9089
  • 410.826
  • 1528.82
01 Ocak 2012 Pazar

Yeni yılda gülümseyen düşünceyle gülümseyen Türkiye

Yeni yılda yeni bir hayatımız olacak mı? Yoksa basmakalıp bir yaşam sürüp gidecek mi? Yeni yılda yürekten gülümseyebilecek mi Türkiye'm? Düşüncenin yeri ne olacak kültürümüzde? Yeni yılda ülkemizdeki düşüncenin şenlikli olması dileğiyle, canlı bir muhalefetin ülkemize katabileceği heyecan özlemiyle, gülümseyebilecek bir Türkiye'nin gülümseyen düşüncesini anlama yolculuğuna çıkıyoruz.
***
Ülkemizde özgün düşünce siyaseti beslemiyor. Düşünen, düşüncesini eyleme dökmeye, olumsuz koşulları değiştirmeye hazırlıklı bir muhalefetimiz yok.
***
Pragmacı kaygıların, belirlenmiş yöntemlere fazlaca irdelemeden inanmaya hazır pozitivist reçetelerin rağbet bulduğu kültürümüzde, düşüncenin yaşayışımıza 'inmesi', onunla kucaklaşması gerektiğini görüyorum. Batı düşüncesi bize 'tepeden' gelmiş! Önce askerlikte, tıpta, mühendislikte, ekonomide, yönetimde ortaya çıkan sorunların tez elden çözümleri olarak anlaşılmış. Geleneğimizle, geçmişimizle, yaşayışımızla gerektiği biçimde bütünleşememiş.
Kuram Batı'da, uygulama bizdedir diye düşünülmüş. Batı insanının yüreğinden, aklından, inançlarından geçmişinden kopup gelen düşünce, bizde okullarda öğretilen kalıplar olmuş. Eleştiriyi bile dışarıda bulduğumuzu sanmışız. Bu düşünce sancılı bir düşünce olmuş. Onunla gülememişiz. Gülümseyememişiz.
Gülümseyen düşünce, sırıtan, gevşeyen, cidd” olmayan düşünce değil. Gülümseme, düşünceye aykırı değil. Matematik ve mantık yaşamdan uzak değil. Gereksiz ve zorlama bir ciddiyet, bizi kalıpçılığa, taklitçiliğe götürmüş. Yaşayışımıza, kişiliğimize yakışan düşünceyi yaratma gücünü kendimizde bulamamışız. Aydınlanma 'sapere aude!' diyordu, aklını kullanacak cesaretin olsun! Hangi aklı ama? Gülümseyen aklı!
Gülümsemede, nice çaba, emek sonucu kavranılmış düşünsel bağlantıların, kavramların, yaşamımızla olan bağlarına, kuşkucu, sevimli, sıcak, biraz hınzırca ama kesinlikle yaratıcı olmaya çalışan bakış var.
Gülümsemede, ortaya konan kuram ve modellerin işlerliğine, 'Bunun tersini düşünsek nasıl olur?' diye soru yöneltebilen, seçenek arayıcı bir tutku var. Onda, haddini bilen bir saygıyla birlikte, körü körüne yürümeyi engelleyen bir mizah var.
Gülümseme yobazlığa karşıdır. Ne adına olursa olsun, din adına, teknoloji adına, bilim ve eğitim adına... İnce noktaların bulunup çıkarılmasında, farklılıkların fark edilmesinde, toptancı, sığ, üstünkörü çözüm önerilerine direnmede önemli bir yeri var.
Yaşarken düşünmek, düşünürken yaşamak: Geleneğin gerekliliğini anlayıp onu keşfetmeye çalışırken, yaratıcı, irdeleyici bir kafayla onun eksik gediklerini, özürlerini fark etmek. Gülümseme, hayata ve düşünceye takınılmış, fark ettirici bir tavırdır.
Öznellik, Doğulu bir eblehlik sayılıyor. Ciddiyete ve bilime karşı olduğu düşünülüyor. Kendiniz olmadan düşünemezsiniz. Düşünceyi kendiniz kılmadan, kendinize mal etmeden yaratıcı atılımlar yapamaz, düşüncenin dayanılmaz dehlizlerinde yürüyemezsiniz. İşte, burada gülümseme, kendine, yaşayışına, kültürüne olan güveni simgeler. Bu haddini bilen, uyanık güven duygusu olmadıkça düşünemezsiniz, bilimde yaratıcı olamazsınız. Felsef” buluşlarınız olamaz.
Bizde, farklı olana tahammül edilememiş ya alaya alınıp küçümsenmiş ya görmezden gelinmiş ya da hapsedilmiş, yasaklanmış. Kolay yaşayan, kahkaha atabilir, sırıtabilir de, hele hele bu durumunu gizlemek için bol bol kaşlarını çatabilir. Kolay yaşayan, kolay düşünemez. Düşünme, yanıtı önceden belli matematik sorularını, test sorularını, ders kitabı problemlerini çözmeye benzemez. Yaratılan düşünce, yaşayışımızın, kültürümüzün, dünyanın sorunlarıyla at başı gider, onların meydan okumasına duyarlıdır, değişir, devinir, gelişir.
Akademik yaşamın fildişi kulesi içinde, içinde bulunan çerçevelerde belli çözümleri, kılı kırk yaran gereksiz incelemeleri soluya soluya, akademik bir körlük içine düşme tehlikesi vardır. Alışkanlıkların kolaylığı, eleştirisizlik, çok erken gelmiş 'ustalık' gülümsemeyi unutturabilir insana. Her şeyi birden bire 'buluverdiğimizi' anlarız. Öğrencilerimiz bizi 'paşa paşa' dinleyip sınıflarını geçerler. Sözümüzü geçirmek için 'ciddi' oluruz. Şekilci, kalıpçı, kuralcı, tabii ki tembel oluruz. Herkesi, her şeyi pek kolay eleştiririz. Kitaplar ve makaleler yazarız.
İşte uyanık olma, bizim gibi arayan, dur durak bilmeyen, olabildiğince az saplantıları olan, değişmeye, değiştirmeye, tartışmaya, anlatmaya, dinlemeye, anlamaya hazır insanlarla birlikte yaşayarak gerçekleştirilebilir. Düşünce yalnızlığa aykırıdır. 'Düşündeş'imizi, düşündeşlerimizi bulmak zorundayız.
Nasıl? Eğitim, yollardan biri. Kendini eğitebilecek insanları yetiştirecek bir eğitim. Eğiticisine zaman zaman tatlı tatlı, zaman zaman acı acı gülümseme içinde kendini hatırlatacak genç insanların gerçekleştirecekleri eğitim. Eğitimin nasıl olacağını söyleyenlere kafa tutacak, onlarla tartışabilecek, sorgulayan, arayan, araştıran insanlarla aranacak eğitim. (Olağan ki onlar, benim sözlerime de karşı çıkacaklar. Oturup tartışacağız.).
Öğrenen de öğreten de, yorulmak bilmeyen yaratıcı arayışlarında karşılaştıkları zorlukların acısıyla, buldukları, bulduklarını sandıklan düşünce bağlarının sevinciyle gülümseyecek. Eğitim gülümseyecek. Kültürümüz, hele yaşayışımız, içimiz, yüreğimiz, beynimiz gülümseyecek.

<p>Fenerbahçe transferlerden beklediği performansı alabildi mi?</p><p>Galatasaray'da Mustafa Muhamme

Süper Lig'de çetin mücadele devam ediyor

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik