• $7,5207
  • €8,9707
  • 412.5
  • 1541.98
26 Haziran 2011 Pazar

Özge

Farklılıklarımızla yaşayacağımız bir Türkiye için bir felsefece hatırlatmadır: Özge, her insanın içinde. Özge, her 'ben' diyenin, 'bu benim', 'burası bana ait' diyenin içinde. Aynı olarak görünen her şeyin. Her damgaladığımız, yargıladığımız, değerlendirdiğimiz dostumuzun, düşmanımızın, yakınımızın, yabancımızın içinde. Her 'öz' olarak gördüğünüzde bulunan. 'Birine sen şusun' dediğinizde onda bulunan. (Ben özgeyim, senin dediğin gibi değilim diyen.) Özgeliğimiz, özümüzde bulunur. Hep ötekiyizdir bundan dolayı. Özüm, özgeliğimdir. Özüm, öteki olduğumdur. Levinas'ın bendeki öteki (c'est l'autre en moi) dediği ben.
İki bin beş yüz yıldan fazla bir zamandır Batı düşünce geleneğinin içinde, her düşünce geleneğinde olduğu gibi keşfedilmesi, yeniden oluşturulması gereken bir anlayış, özge anlayışı. 'Başka', 'öteki', 'diğer' gibi sözcüklerle de yaklaşılmaya çalışılıyor özgeye. Özge, öz ile ilintili olduğu için tüm bu sözcüklerle, terimlerle karşılananları içinde taşıyor, onlardan da daha geniş. 'Farklı', 'ayrı', 'yabancı', 'öteki türlü'... Bir anlamıyla Derrida'nın differance'ı.
Çağımız özgenin anlaşılmasını gerektiren bir çağ. Özge ise birçoklarının sanabileceği gibi post-modern bir kavram değil. Bir 'kavram' değil her şeyden önce Bir tutum. Bir tavır. Bir anlayış. Bir yaklaşım. İnsana ve gerçekliğe belli bir duruş. Bencil olanın zıttı anlamında da değil her zaman. 'Bencil değil, özgecil' sözünde olduğu gibi. Özgelik, öz taşımanın bir sonucu. Özü; kapalı, temeli kendinde, kendi kendini belirleyen, kendi kendine yeten olarak görmemizi engelleyen, özgeliktir. Özgelik, özdeki, ötelik; özdeki öteki türlü olma; özdeki öze tutsak olmama durumudur. İnsan özge bir varlıktır. Varlığın kendisi özgelik taşır.

'ÖZÜMDÜR ÖZGE'
Özgeliğin ayırtına varabilme, onu yaşayabilme özüyle belli bir ilişki kurabilen insanın işidir. Elbette zordur. Çilelidir. Belki zor katlanılır bir travmadır, yıkımdır, örselenmedir. 'Ben buyum' damgalanmasını aşmayı gerektirir. 'Özüm budur, ben buyum' dediğimde, öbür türlü (autrement) olma olanağını kapatmamak gerekir. 'Özgedir özüm' belki bu söylenebilir, belli bir ihtiyatla. 'Özümdür özge'. Damgalama, sınıflama, 'kategorize etme' yönetme, elde etme, ele geçirme ahlakında, herkesin özü etiketlenmiştir. Herkesin ne olduğu, 'ne mal' olduğu bellidir. Herkes herkesin kim olduğuna bilir ve bu bilgisiyle ilişkiye geçer. Bir tür taksanomifikasyonla, sınıflandırıp, kalıplar içine konularak var olmaya çalıştığımız bir ahlak düzeni içindeyiz.. Elimize diplomamızı, bonservisimizi, CV'mizi alıp, 'Ben sizin damgalama ahlakınızla buradayım, beni işe alın' diyorum. 'İşte, sınıflandırmalar yaptığımız dünyada, ben sizin sınıflamanıza göre buradayım. Kendimi size kanıtladım. Beni adam yerine koyun' diyorum. 'Bana bir öz biçmişsiniz. Özlemediğim özümü katamadığım, bana özgü olmayan bir öz. Ben bu özün taşıyıcısı değilim, beni bu öze hapsedemezsiniz. Bu özle beni sınıflandıramazsınız. Bu özle beni tartamazsınız. Eğer tartmaya kalkarsanız ya 'elli dirhem' fazla ya 'elli dirhem' az gelirim. Özgeyim ben' diyemiyorum. Özgeliğimin ayırdında değilim. Özümü şişirmem, kendimi bir şey sanmam özgesiz özümden, özrümden geliyor. Özgeliğimi tanımam, özrümü tanımamı gerektirir. İçimdeki, özümdeki, katı, çirkin, kaba, değişmez, kokuşmuş şeyleri temizlememi gerektirir. (Bir çeşit ruhsal, düşünsel, etik lavman, teskiye). Öz, kendinin değildir. Özge, özgeliğiyle özdür. (Hegel, ardından Marks bir anlamda 'diyalektik' sözüyle değindiler özgeliğe!) Özgelik, özden önce gelir. Öteki, benden öncedir. Benle başlamaz hiçbir şey. Ben ötekini içinde taşıyan bir varlıktır. Ötekiyle ben olur.

'BİR BEN VARDIR...'
Bizim kültürümüzde özge anlaşılmış mıdır? Yaşantı olarak, söz olarak evet. Felsefe olarak hayır. Tasavvuf bir yorumuyla özgelik yaşamıdır. 'Ene'den, 'ben'den kurtulmadır. Yunusça söylendiği gibi: 'Bir ben vardır bende, benden içerü'. 'Bu benden içeri' olan, özden içeri olandır. Zamandan da içeri olandır. (Levinas'ın deyimiyle zamanın öbür yüzünde olan, en deça du temps'dır.) Özge'nin keşfi, özün baskısından, bencilliğinden, kalıplarından arınmakla olur. Öteki insanın ötekiliği, onun benden özge, benden farklı biri olarak, sonsuzluğu içinde, ona şiddet uygulamamaya çalışarak, onu yaşayabilmekle gerçekleşir.
Dünyada binlerce yıldır yaşanan şiddetin kaynaklarından biri de, ne kendi özümüzdeki özgeliği, ne de öteki insandaki özgeliği anlayıp yaşamayı başarabilmemizdendir. Özgelik, yüzyıllardır gereksinim duyduğumuz, onsuz yapamayacağımızı artık iyice anladığımız, özümüze özgü özlemimizdir.

<p>Türk dizileri yurt dışında tarih yazıyor. İster Güney Amerika'ya gidin ister Balkanlar'a, Orta As

Türk dizileri tarih yazıyor, şer odakları boş durmuyor!

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı