• $7,5399
  • €8,9781
  • 413.268
  • 1541.98
19 Haziran 2011 Pazar

Eğitimde örnek olmak

Üniversite sınavları yaklaştığı, yeni anayasada YÖK'ün durumu tartışıldığı şu günlerde dikkatinizi çekmek istediğim birkaç noktaya değinmeyi istiyorum.
Yeni üniversiteler çok hızlı bir biçimde açılıverince oralardaki eğitim denetimden uzak kalıyor. Siyasi kamplaşmalar oluyor, değişik çıkar grupları üniversite kadrolarını kapmaya çalışıyor. 'Hüseyin, sana bizim asistan Mehmet'i gönderiyorum, buna dikkat et.' Ya cemaattendir ya Mason'dur veya ne bileyim bizim memlekettendir.
Bu tüyleri diken diken eden bir durumdur. Sonuçta ne oluyor; bir sürü yetersiz adam 'Profesörüm' diye geliyor.  Burada denetim yok. Akademik alanda çok hızlı bir genişleme olduğu için Türkiye'de; denetim ortadan kalkmış. Doçentlik sınavları falan var ama onları da öyle bir ayarlıyorsunuz ki bir sürü ehil olmayan insan bu unvanları elde edebiliyorlar. Onun için unvanlar konusunda aldanmamak lazım. Belki siz de hissediyorsunuzdur. Televizyonda izlediğinizde 'Bu adama kim vermiş profesörlüğü?' diyeceğiniz bir sürü insan var karşımızda. Ne oluyor biliyor musunuz? Böyle yetersiz adamları akademik basamaklardan yukarılara çıkardığınızda aşağıdakilere çok garip bir biçimde ya zulüm ediyorlar, iflahlarını kesiyorlar veya inanılmaz kaprislerle sığ insanlar yetiştiriyorlar kendileri gibi.
***
Bilimsel etkinlik temelde usta-çırak ilişkisi ile öğrenilir. Bu usta-çırak ilişkisi yüzyıllardan beri aynı; Eski Yunan'da da böyleydi, bizim medreselerde de böyleydi. Hocanın rahle-i tedrisine oturursun ve iflahını keser kesebilecekse. Öyle bilgiler var ki unuttuğumuz; belki yaygın eğitimin, uzaktan eğitimin de problemi olan. Yalnızca yüz yüze ilişkilerle öğrenebileceğimiz bilgiler. Bunlar kitaplarla veya hazır verilmiş hap şeklindeki notlarla öğrenilmiyor. Satır araları bilgisi, örtük bilgi diyebileceğimiz bilgiler bunlar. Örtük bilgi yüz yüze ilişkilerle, beraber oturup konuşarak edinilebilir. Şimdi benim sizden konuşurken öğrenebileceğim ya da bir öğrencinin hocasından birlikte yemek yerken öğreneceği bir şeyi kütüphaneler okunsa öğrenmesi mümkün olmayabilir. İnsan insana ilişki gerektirir bazı bilgiler. Ve bu bir iklim içinde yaşanarak öğrenilebilir. Bence eğitimde en önemli şey bilim iklimi yaratabilmektir. Hani deniyor ya 'Oxford'a gittim, koridorları matematik kokuyordu.' Matematiğin kokusu diye bir şey var. Orada o atmosferi hissediyorsunuz.
***
Yeni kurulan vakıf üniversitelerinin bir kısmında ise her şey pırıl pırıldır ama bir iklim yoktur. Fırlama akademisyenler ellerinde çantayla 'Şuraya danışmanlık yapmaya gidiyorum.' veya 'Bizim şirkette şu işi çevireceğim.' diye koşuştururlar. Bakımlı, şık insanlardır bunlar ama bakışları dolar dolardır. Bu, ticaretin bilime girmesine örnektir ve böyle eğitim olmuyor. Başka yere girsinler nereye gireceklerse ama bilim aşkla yapılması gereken ve biraz da dünyadaki 'saf', kendini bilime adamış insanların işi. Sen ise bu kurnaz insanı akademik dünyanın içine koyuyorsun ve ona kurnazlıklar öğrettiriyorsun. 'Bu hocayı nasıl ayarlarız? Bir asistanlık nereden buluruz?' Genç böyle başlarsa onun profesör olduğu zaman da kafası sürekli olarak kurnazlığa çalışıyor. Adam kurnazlıkla profesör oluyor. Bilimle kurnazlığın ne alakası olabilir? Eskiden, Osmanlı zamanında bir adama bakıldığı zaman 'İlmi var muhterem insandır.' derlermiş. İlmi olan ve olmayanı zaten hayatından, ilişkilerinden anlıyorsunuz.
Ben matematik dersi verdim uzun yıllar. Hep şuna şaşırırdım öğrenciyken: Matematik hocalarımız gelirdi sınıfa, bizim günlerce düşünüp çözemediğimiz problemleri birdenbire çözüverirlerdi. Kendimi çok yeteneksiz hissederdim, onların her şeyi bildiğini düşünürdüm. Sonra kendim öğretmen oldum, öğretmenler odasına bir gittim ki hepsi ellerinde kağıtlara yazmışlar çözümleri, ezberliyorlar. Oysa onların benimle birlikte tahta başında düşünüp problem çözmesini isterdim.
***
 Eğitimde çok önemli olduğunu düşündüğüm bir nokta var. Siz tahtanın başında duruyorsunuz ve çocuklara matematik anlatacaksınız. Diyelim ki Pisagor Teoremi'nin ispatını yapacaksınız. Çocuk bir tahtaya bakıyor, bir size bakıyor. Çocuk yalnız tahtaya bakmaz, size de bakar yani siz matematik öğretirken, yalnız matematik öğretmiyorsunuz. Siz matematik öğrenmiş bir insanın neye benzediğini de gösteriyorsunuz. Bizim felsefede de olur bu. 'Felsefe okuyun, şöyle eleştirel bakış edinir, şöyle sorgularsınız her şeyi' deyince felsefe hocası, ben de elbette içimden derdim ki kendime, 'Sonunda senin gibi bir profesör olacaksam okumayayım felsefeyi iyisi.' Örnek o kadar önemli ki.
Öğretmenlerim! Hocalarım! Öğrencilerim! Nutuk atmayın, örnek olun! (Ben de bu sözlerime ters düşerek nutuk atmış oldum!)

<p>3-5 yaş arası çocuklarda internet kullanımının günde 1 saat olmasını belirten Uzman Psikolog Dery

Çocukların internet kullanımına nasıl sınır koyarım?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajları! Anlamlı, en güzel Kadınlar Günü sözleri!

Dünyanın sonuna ilişkin tarih verdi! NASA'dan korkutan açıklama

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları