• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
05 Haziran 2011 Pazar

Üniversite üzerine iki soru

Üniversite, kültürel anlayışların muhafazasına veya dönüştürülmesine ve sosyal tahayyüllerin ve siyasi bilincin geliştirilmesine nasıl bir katkı yapar?
Soru 'yapabilir' diye sorulsaydı, yanıtlamam daha kolay olurdu.  'Üniversite' diye bugün dünyada ve ülkemizdeki kurumların tümünü kapsayacak bir kavramın olmadığını düşünüyorum. Çağımızda bu adı taşıyan birçok kurum, meslek yüksek okulu olma yolunda, para kazanma hedefinin peşinde, içinde bulunduğumuz dünyanın teknik, ekonomik, toplumsal, siyasal tıbb”, asker” sorunlarına çözümler bulmak için araştırmalar yapmaya yönelmiştir. Düzenin çarkları, üniversitelerin bilim ve teknoloji politikasını, araştırma konularını, ders programlarını belirlemektedir. Üniversiteler, çok az sayıda olan istisnalarını bir tarafa bırakırsak, içinde bulundukları kültürün değerlerinin tartışılıp, zenginleştirilmesine, dünyanın içinde bulunduğu ağır yaşam sorunlarının anlaşılıp aydınlatılarak çözümler aranmasına yeterince katkıda bulunamamaktadır. Bu açıdan üniversiteler ne toplumun içinde ne de dışındadırlar. Toplumun içinde değillerdir, bir ticar” şirket gibi çalışmanın dışında, topluma kılavuzluk edebilecek öneriler sunamamakta, o toplumda yaşayan genç insanların hayal gücünü, hakikat aşkını yeterince harekete geçirememektedirler. Toplumun içinde, toplumun bilgi yönünde donanımını artıracak, devingenliğini hızlandıracak atılımlar yapmak yerine, kendisine dünyaya egemen olan düzenin buyurduğu işleri yerine getirmektedirler. Gönül, üniversitenin muhalif düşünceler ortaya koyarak, toplumun kendi geçmişi ve değerleriyle hesaplaşmasına katkıda bulunmasını arzu ediyor. Farklı seslerin, görüşlerin, düşüncelerin fokur fokur kaynadığı bir kültür pınarı olmalı üniversite. Bunun için de düzene ekonomik açıdan, siyasal açıdan bağlı, bağımlı olamamalı. Elbette bu bir paradoks gibi görünüyor: Düzenin içinde olup düzene karşı çıkacak güce sahip olacaksınız. Bu açıdan üniversite toplumun dışında da değildir. Topluma yol gösterebilecek bir mesafesi yoktur toplumla arasında. Kendine öyle bir rol de biçmemiştir çoğunlukla. Hayallerin, beklentilerin, dünyada zulüm gören, ezilen garip insanların üniversitesi değildir.
***
Ne toplumun içinde ne de dışında değilse nerededir üniversite? Gören var mı üniversiteyi?  Gücünü, havasını, yarattığı kültür zenginliğini gören var mı? Üniversiteler belli yaşa gelmiş gençlerin gelecek kaygısıyla kapak atmak istedikleri, orada çalışanların ise önlerine düzen tarafından konulan ders programlarını okuttukları, araştırmaları yaptırdıkları suya sabuna dokunmayan uslu düzen kurumları mıdır? Farklı seslerin yetiştirilebilip, paradigma yıkıcı tartışmaların yapılabildiği, kültürün köklerinde yatan değerleri yeniden yorumlayarak çağdaş arayışlara ışık tutacak görüşlerin devşirilebildiği, hakikat yolcularının özgürce yolculuk yapabildiği bitimsiz genişlikte ufuklar alanı mı?  
***
Üniversite ve bilimin özerkliği ile bugün üniversitenin bir 'ideolojik aygıt' yahut 'fikri ve teknolojik işletme'ye dönüştürülmesi arasında nasıl bir ilgi kurulabilir?
Özerklik kavramı değişmiştir. Üniversitelerin içinde bulundukları düzenden bir ölçüde de olsa koparak kendi başlarına araştırma alanları bulmaları, eğitim programları hazırlamaları neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Toplumun beklentileri doğrultusunda çalışmak zorundadırlar. İktidar da onları kendi anlayışı doğrultusunda, düzenle ilişkileri içinde değerlendirerek yönlendirmeye çalışmaktadır. İşte gerek sosyo-ekonomik açıdan gerekse politik ve kültürel açıdan üniversite kıskaç altındadır. Üniversitelerde doğa bilimleri alanında olsun toplum bilimleri, insan bilimleri alanında olsun çalışan akademisyenlerin çoğunluğu araştırma konularını önlerinde hazır bulmaktadırlar. Bu belirlenmiş gündemin dışına çıkabilmek oldukça zordur. Belki bunun için de üniversite dışından taleplerin gelmesi gerekir.  Bu açıdan Lakatos anlamında araştırma programları, araştırmaların kendi iç işleyişinden değil de çoğunlukla dış etkilerin belirlenimleriyle yürütülmektedir.
***
 Öyleyse nasıl anlamalıyız özerkliği? Özerk üniversite nasıl bir üniversitedir? Özerk bir bilimci kimdir? Özerk olan üniversite ile özerk olmayan üniversite arasındaki ayırım nerede aranmalıdır? Özerk bir bilimci ile özerk olmayanı ayıran nedir? Bu soruların yanıtlarının kolayca bulunabileceğini düşünmüyorum. Yine de sonradan daha ayrıntılı biçimde geliştirilmek üzere bu sorulara kısa bir yanıt verilebileceğini düşünmekteyim. Özerk bilimci araştırmasının götürdüğü yere gidebilendir. Özerk bilimci ona bu olanağı sağlayabilen özerk üniversitelerde var olabilir. Özerk üniversite özerk bilimciye gerekli ortamı olanağı hazırlar, bulgularına kısıtlama, yasaklama getirmez, onu araştırma özgürlüğünü bozacak biçimde sınırlamaz, sıkboğaz etmez. Araştırmanın sayısına, güncelliğine değil de içeriğine bakar. Bilimin ufuklarında yeni alanlar açabilecek, kavramsal temelleri önemseyen araştırmaları hayalci bulmaz. Hayallerin, bilimi bilim kılan, araştırmalara heyecan katabilecek güç olduğunu bilir. Gündemini kendisi belirler, 'müşteri','sponsor' bağımlılığı içinde değildir.

<h3>Akupunktur Derneği Onursal Başkanı Dr. Murat Topoğlu iftarda tüketilmesi gereken besinleri AKŞAM

İftarda neler tüketmeliyiz?

Belgrad Ormanı'ndaki devasa çukur şaşkına çevirdi

Bakan Soylu, Salgınla Mücadele Değerlendirme Toplantısı'na katıldı

8. Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümünün üzerinden 28 yıl geçti