• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
22 Mayıs 2011 Pazar

İçi boşaltılmış kavramlar ülkesinin prensleri: Aydınlar

Aydın: Aymış olan, ayık olması gereken bir kişi. Yaşadığı dünyanın farkına varmaya çalışan, o dünyadaki çıkar çatışmalarını, haksızlığı, zulmü anlamaya, değiştirmeye çabalayan; bu zulmü örtmeye çalışan güçlerin gündemini belirlediği kültürün (yaşama biçimlerinin, teknolojik, düşünsel, sanatsal, inanç sistemleri ile ilgili ürünlerin...) yarattığı yalanların, kararttığı gerçeklerin, sığlaştırıp, yozlaştırdığı yaşamdan rahatsız olup, itirazı olan, bu itirazı doğrultusunda görüşler, düşünceler, kavramlar, kuramlar geliştirip, ütopyalar düzen, örgütlenen, taşıdığı sorumluluk doğrultusunda madd” ve manev” açıdan savaşan biridir.
***
Yaşayışımızdaki canı, canlılığı, heyecanı, dirimi, zenginlik ve derinliği, onu anlayışımızı örtmüş, karartmış, kurutmuşlar. Bittikleri topraktan koparılmış veremli kavramlar önde, biz aydınlar, çokbilmişler, allameler arkada, yürüyoruz. Bizim kavramlara, kavramlarımızın hayatımıza ettiğini hiçbir zalim, hiçbir mazluma etmemiştir. 'Aydın' kavramının da başına gelen budur. Biz aydınlar, kavramların 'iliğini kemiğini kurutmada' ne denli ustayız. Aydınız biz, bize hayatın herhangi bir sorununu verin, onları aydınca 'sorumluluğumuz', 'becerimiz', 'özgürlüğümüzle' bir güzel benzetelim.
Biz mürekkep yalamışlar, okumuş yazmışlar, çokbilmişler, allameler, yaşadığımız topluma, onun kültür ve ekonomisine, politikasına, dünya ve evrene 'kuşbakışı' bakmakla meşhuruz. Kuşbakışı bakabilen kuşların kanatlarında 'akıl', 'bilim', 'sanat', 'sorumluluk', 'özgürlük', 'hak', 'emek', 'saygı', 'sevgi' gibi boncuklar vardır!
Her toplumun şu ya da bu biçimde, düşünenleri, bilenleri, bilgeleri, aydınları vardır. Kimdir bunlar? O toplumun neresindedirler? Ne yaparlar? Neye yararlar?
Bu soruların yanıtlarını tüm toplumlar, tüm çağlar için aramıyorum. Bu işi, 'bilenlere' bırakıyorum. Ben Türkiye'de yaşayan, Türkçe düşünüp yazmaya kalkışan aydınımızla ilgili kaygılarımı, yaşadığım sorunlarla dolu şu dönemi odağa alarak açmak istiyorum.
Burada kavramların bir canı olduğunu, o canı besleyen damarların da yaşama dünyasından geldiğini sanıyorum. 'Yaşama Dünyası' sözünü özellikle E. Husserl, Heidegger, son dönemlerde birçok düşünürle birlikte, örneğin Habermas kullanıyor. Burada 'yaşama dünyasını' toplumsal, kültürel, ekonomik, ekolojik, politik, boyutları olan; insanın insanla, doğayla, düşüncesi, geçmişi, duygusu, inancıyla ilişkilerinden oluşmuş, 'madd”', 'manev”' kültürü taşıyan, düşünce ve sanat ürünlerini besleyen bir kaynak olarak anlıyorum.
***
Aydın, düşüncelerinin ardında duran bu etkilerin ayırtında olmalı. Kullandığı dilin, içinden geldiği kültürün... Biz aydınlar, 'aydın' kavramını tartışırken etkisi altında kaldığımız toplumsal, kültürel, ekonomik, politik; ekolojik koşulları unutmamalıyız. Aydın, belki de, aydınlanma döneminin etkisiyle, ışık veren, aydınlatan, kendisi de aydınlanmış biri olarak görülüyor. Özgür iradesi olan, Kant'ın deyimiyle 'sapere aude!' ilkesiyle, kendi özerk kafa yapısı içinde, bağımsız, kendi başına, kendi aklıyla düşünebilen, etkilerden bağımsız, yalnızca evrensel olduğuna inandığı 'aklı'na dayanarak karar alabilen, akıl yürütebilen bir kişi! Aydın aymazlığı, kavram sarhoşluğu! Soyut, genel, tarihselliğini yitirmiş kavramlar ülkesinde at koşturmak... Aydınım ben: Kavramlardan atımı verin: Size mantıksal, düşünsel, matematiksel, kelimeler ve yalnızca kelimelerle dolu şatolar yapayım. Bana bir kavram verin, içine okuyayım. Kavramı, beslediği madd”-manev” kültürden, tarihinden, bağlamından koparıp, kendimi, beni saran bütün maddi, ideolojik koşullardan soyutlayayım. Diyeyim ki 'ben bilim adamıyım, objektif konuşurum'. Diyeyim ki 'Ben sanatçıyım, özgürüm. Dünya avuçlarımdadır. Onurum hiçbir ideolojiye, önceden konmuş kurallara, kuramlara uymamamı söylüyor'. Diyeyim ki 'Ben aydınım, marjinalim; tüm değerleri, inanç sistemlerini, ahlakı inkar etmişim. Kıyıdayım. Kaçağım. Anarşistim. (Ne demekse?) Nihilistim. (O da ne acaba?) (1960'larda Adanalı bir işçiden duymuştum. Arkadaşları onu eleştirmişler: 'Yahu' demişler, 'Marks'ın kitabını inkar mı ediyorsun? İşçi kızmış: 'Ben Allah'ını kitabını inkar etmiş adamım, Marks'ın kitabını inkar etmişim çok mu?')
Türkiye'de aymak için öğrenen, okuyan, üreten, yeniden üreten, tüketen kişiler, zulmü, haksızlığı, düzenin çarkının nasıl döndüğünü nicedir anlamaya çalışıyor. Ayamıyor. Oysa ona aydığını söylüyor, 'aydın' diyoruz. Örneğin 'daha aymadın' mı demeliyiz? 'Karan' mı? ('Aydınlık'tan, 'aydın'; 'karanlıktan', 'karan'.) Üstelik 'karan'ı 'harç karma', 'çamur karma', 'boya karma', 'iskambil kağıdı karma' sözlerinden yola çıkarak, karıştıran, birbirine katan olarak yorumlayabiliriz. Her şeyi karma karışık hale getirmek: Çoğumuza yakışır. Sözlük, 'karmak'ın, 'sokmak, batırmak' anlamları olduğunu da söylüyor. Öyleyse karan: Sokan, batıran. Bu da çoğumuza yaraşır. Aydın: Karıştıran, kaçan, yılan (yılmaktan!), korkan, kıvıran, ... boşaltan. Galiba ben de boşalttım. Ne aydınım ama!

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Simpsonlar yine şoke etti! Bunu da bildiler

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında