• $7,3498
  • €8,9418
  • 437.241
  • 1536.11
01 Mayıs 2011 Pazar

Gökyüzü bahçesinde

Sokrates'i ilk arayışım değildi bu. Uzun kış geceleri, Ankara'da, yoğun kar altında, bir elektrik lambasının altından çıkıverecek gibi gelirdi bana; yorgun, çaresiz dolaşırken sokaklarda. Bulduğum oldu, kısa da olsa konuştuğum, içimde ve dışımdaki yolculuklarımın umuduydu. Sığınılacak bir liman, saldırıya oradan geçilecek bir kale değildi; mutlu Sokrates'ti, hınzırdı; belli etmeden insanın özrünü, sığlığını, ölçüsüzlüğünü yüzüne vururdu. Üzerinde çok düşündüm, zaman zaman kuşkulandım kendisinden, bilgeliğini sorguladım; sorularıma açtı kendini, saklamadı. İçtenliğini, kendini tanıyışını, özürlerini saklamayışını sevdim. Kafamdaki sorunları hep tartıştım onunla. Öğütlerini dinledim. Kimilerine uydum, kimilerine başkaldırdım, kimilerine de uyamadım.
***
Anımsıyorum, Atina'nın biraz uzağında, Ege denizine bakan görkemli bir tepede, önceleri, pınarların, nehirlerin, sonra denizin tanrısı olan Poseidon'un tapınağının oralarda, güneşli bir haziran günü, altımda kot pantolonum, üstümü çıkarıvermişim; bir öğrencimin çektiği fotoğrafta öyle kalmışım. Türkiye'den bir grup felsefeci gitmişiz; Sevgili Arda Denkel, kızmış çıplaklığıma, biraz şakayla, 'hop, hop aile var, giy üstünü!' giymişim. Şimdi düşünüyorum, belki de Sokrates'ti bu sözleri söyleyen, belki 'kendini tanı' demişti bana; belki Delphi'de aynı günlerde Arda'yla 'Türk Felsefesi diye bir felsefe olabilir mi?' tartışmamızı, bir tenis maçı gibi izleyen arkadaşlarım, bana hatırlatmış olabilirler; 'Arda değildi tartıştığın, Sokrates'ti.' Elbette Arda'yla anlaşamadık. Sokrates'in büstünü cebimdeki son parayla satın almaya çalışırken, Atina'da, Plaka'da, bir dükkandan, Arda'yla göz göze gelmiştik: 'Arda, demiştim, sen de alsana, bir tane!' 'Yok, yahu' demişti, 'neden alayım ki adam hayatında bir kitap bile yazmamış', gidip Aristoteles'in büstünü satın almıştı. Sonradan düşüncelerini değiştirdi mi bilmiyorum. Sokrates'i ararken, karşılaştığım biriydi Arda. Onu, düşünceli sakalıyla sevmiştim. Kitapları ve katılmadığım düşünceleri olduğu halde. Aradığını görmüştüm, Sokrates'i değil, belki Aristoteles'i, çağdaş düşüncenin sorunlarını. Tutkusunu, disiplinini, düzenini sevmiştim. Sokrates'i aramayanları, aramayı, anlamayı, sevmeyi, Sokrates öğretmişti bana. Sokrates amcam!
Son gidişimde, Atina'da konuştuk. Aydınlık, bir şubat öğleden sonrasında, Akropolis'in yakınlarında. Üç, dört saat. Aklı konuştuk. Bilimi. Felsefeyi. Teknolojiyi. Sokrates'e anlattıklarımı, Atina üniversitelerinden birinde, çoğunluğu akademisyen olan Atinalılara anlattım. Anlamış olmalılar. Sorularından, eleştirilerinden anladım. Sokrates'le konuşmaya, Gökyüzü Bahçesi'nde devam ettik. Yunanlılar oraya, 'To Perivoli T'Ouranou' diyorlar. Orada şarkı söyleyip, dans ediyorlar. Düşüncenin, şarkı ve dansla nasıl diri kalabileceğini gördüm orada: Beden, müzikle, ruhu, düşünceyi, kendilerini cendereye alan dar kafalılıktan, sığlıktan, yobazlıktan kurtarabiliyor. Yüzleri gülmeyen, ruhları sıkışmış, düşünceleri sözde eleştirel vıdı vıdıların silindiri altında ezilmiş, müziği duymayıp, bedenlerini aramanın, araştırmanın, yola çıkmanın heyecanlarıyla tazeleyemeyenlerin keşfedemeyeceği bir yerdi 'To Perivoli T'Ouranou', Gökyüzü Bahçesi. Aklın, duyguların ve bedenin titreşimlerini yoksayarak düşünemeyeceğini, çevresinin, üzerindeki etkilerini anlaması gerektiğini, Gökyüzü Bahçesi'nde öğrendim. Bahçeydi. Yeryüzünde. Birçok bilge düşünürle birlikte, Sokrates'te oradaydı. Öyle bir bahçeydi, içinde Gökyüzü vardı. Uçmanın, gerçekten kopuk düşler dünyasında gelişigüzel dolaşmanın bahçesi değildi. Sokrates bahçedeydi. Bahçedeki gökyüzünde. Sokrates'in içindeki gökyüzünde. Kimilerine göre, uyduruk bir yer sayılan, Platon'a gönderme yapılıp, küçümsenen 'Topos Ouranos'ta, gökyüzünde bir yer değildi.
***
Şuradan da anladım: Yanımda, Atina sokaklarının birinde kasaplık yapıp, Trakya şivesiyle Türkçe konuşan Yorgos vardı. Gülümseyerek dinliyordu, Sokrates'i. 'Ben önce okumuşum, Ghandi'yi. Asmışım, sözlerini dükkana. (hiç) gelmemiş aklıma okuyayım Sokrat'ı. Ne biçim Rum'um ben be!' 'Yorgos,' dedim, 'Sokrates'in Rum'u, Hintli'si olmaz. Onlar insanlığındır. Geldim dükkanına, gördüm seni, farkında değilsin, Sokrates uğramış sana. Felsefenin, bilgelik sevgisinin mesleği olmaz. Bir tavırdır felsefe, bir yaşama biçimidir. Sen kasapsın, fazla bir eğitimin yok; oysa sende bir duyuş, kavrayış, bakış derinliği var. Yaşayış derinliği. Sokrates'i ararken, yolum dükkanına düştü: Nice sığ, ukala akademisyen felsefeciden daha derin yaşıyorsun hayatı. Sonra, kalkıp geliyorsun benimle, Gökyüzü Bahçesi'ne gidiyoruz. Sokrates'i dinliyoruz. Elbet, her sözüne katılmıyoruz, elbet başkaldırıyoruz kimi düşüncelerine, Sokrates'le konuşabilmenin rahatlığı buradan geliyor. Aklımızın ufuklarını aşıyor; bizi şaşkın, bizi yumuşak kafalı, bizi düş tutkunu, sözcük cambazı sananları mahcup edecek düşünceleri devşiriyoruz, bahçeden, birlikte. Ben, Sokrates, kasap Yorgos. İnsan Yorgos. Dost Yorgos.' Kendimi ararken, kendisinde bahçeler bulduğum insanları sevmeyi öğretti bana Sokrates.

<h3>Başkan Erdoğan'da aşı açıklaması</h3><h3>'50 MİLYON DOZ AŞI GELECEK'</h3><p>Başkan Erdoğan, Kovi

26 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler

Başkan Erdoğan, Sosyal Atama Töreni'nde konuşma yaptı