• $7,405
  • €9,0059
  • 446.045
  • 1569.35
29 Mayıs 2011 Pazar

Bir meydan okumadır hayat...

Ne demektir kendimizi yaşama bırakmak? İlk bakışta, olumsuz bir edilginliğin söz konusu olduğu düşünülebilir. Bizim kültürümüzde pek de anlaşılmadan olumsuz yanları vurgulanan 'kanaatkarlık', 'atalet', boş vermişlik, tembellik mi?
Hayata kendimizi bırakmanın en azından dört boyutu var: İlki acizlik, yetersizlik, doğrusu bilinçsizlikten kaynaklanan bırakmadır. Bu bir 'yitme'dir, yitip gitmedir, buradaki yetersizlik, bilinçli olamama yetersizliğidir. Belki fizyolojik belki zihnin gelişmemişliğinden belki de toplumsal, siyasal, kültürel baskılar sonucu ortaya çıkan bu tür ağır 'uyku'dur.
***
Sürüklenme farkındalığının başladığı yerde, bir direnç de başlar. Bu direnç, hayatın bir sürüklenme olduğu bilinciyle işlediği için, bu sürüklenme içinde en iyi en sağlam yeri kapma çabası gelir ardından. Buna bizim kültürümüzde 'hayat mücadelesi' de denir. Aslında 'en iyi', ne kazasız belasız sürüklenme mücadelesidir. Neden sürüklenmedir? Kendimizden yaşama sunduğumuz 'yanıtlar' yoktur; anlam vermekten acizizdir. Hayat üstümüze gelir, sadece durdururuz onu. Yönlendirmeye çalışırız. Bu yönlendirme, hazır yollardan, önceden verilmiş olanlardan kopya çekilmiş bir süreçler toplamıdır. 'Herkes diploma alıyor, alayım! Herkes falanca kitabı okuyor, okuyayım! Herkes yabancı dil öğreniyor, öğreneyim!' Herkes gibi olarak sürüklenilir.
Bir sürüklenme daha vardır ki, bu estetik acıların, hüzünlerin, tatların yaşandığı sanatçı sürüklenmesidir. Yaşama, onun kalıplarını ret ederek 'hayır' diyerek katılmak! Ona ürünler sunarak, ona boş vermişliği yaşamının sarsıcı titreşimiyle bırakmak kendini.
Estetik bırakıştan ayrı olarak metafizik bırakış; estetik boyutlar taşıyabilse de, yaşamla daha bilinçli bir ilişkidir. Neden daha bilinçli? Bu boyutta yaşamla beden olarak, duygu olarak titreşim halindesinizdir, çünkü. Yaşam biçiminiz, ilişkileriniz bu titreşimi bütünler. Yüksek düzeyde bilinçle yaşanan 'teslimiyet', böyledir. Nietzsche'nin 'evet'i böyle bir 'evet'tir. Yaşamı kavrayan, onu tazeleyen, ona yeni anlamlar, değerler sunan evettir. Yaşamın meydan okuyuşuna ona 'ram olarak', 'ona büyük bir saygıyla' kendini bırakmadır! Yaşamdan ayrı olmadığını, onunla birlikte, onu çoğaltan, zenginleştiren bir ahenk içinde bulunduğunu göstermesidir insanın. Yaşamın sorularına bir yanıt verme biçimidir: Anladım seni yaşam! Yanıt veriyorum, dinle beni demektir. 'Kat beni içine, al akışına, ben de varım, buradayım, senin parçanım ben de, ben de serpilirim, ben de çiçek açarım. Benim de, bana verdiklerin karşısında sana sunacaklarım var. Sözlerim var sana! Anlamım var! Sözlerim var! Dinle beni! Ben dinliyorum seni. Duyuyorum. Duyacağım! Duymaya hazırım! Sesim, sesine adanmış; kulağın, kulağıma!'
***
İnsan, çağımızda sürekli alarm halinde, kendini korumaya, yaşamın üstesinden gelmeye çabalıyor. Bu 'teyakkuz hali'nin yarattığı gerginlik, onu uykusuz (insomnia!) kılıyor. Her şeyi denetlemek, her tehlikeyi önceden görmek, hesaplamak, planlamak, ele geçirmek istiyor! Peki, nereye kadar?
Bir canlı türü olarak insan, çevresiyle savaşacaktır elbet, dostunu, düşmanını, karışılacağı tehlikeleri, hastalıkları, felaketleri, belaları sezecek, daha sorunsuz, daha 'rahat', daha 'adil', daha güzel bir yaşamın ardına düşecektir. Teknolojinin sağladığı olanaklar onu, teknolojiye daha bağımlı kılıp, yaşamı ele geçirme tutkusuna götürmemeli. Yaşam ele geçirilemez çünkü. Ele geçirme, yaşama korkusundan kaynaklanır!
Yaşam meydan okuyordur. O bunu anlamaz. Düşman gördüğü insanların meydan okuduğunu sanır! Düşmanlar vardır sürekli olarak, her ne kadar sevginin asıl olduğunu, yalancıktan söylese de. Sürekli olarak eli silahında, gözü radardadır. Sınırların kalktığını söylese de, kafasındaki sınırlar kalkmamıştır. Ona yaşama coşkusu veren yarattığı düşmanlardır. Düşmanlarıyla uğraşırken, başına gelen doğal afetler, belalar, doğayı da düşman gibi görmesine yol açar.
***
Yaşam meydan okumaktadır. Bu meydan okumada 'benimle nasıl dost olacaksın?' sorusu vardır! Bu soruyu yüzyıllar önce anlamış bilgelerin oluşturduğu düşünceler, inanç düzenleri yeniden gözden geçirilmeyi bekliyor. Yaşamla dost olabilmek hiç de kolay değil. Onun bize yolladığı iletileri çözebilmekte elbette geçmişin hikmetinden yararlanmalıyız, dinlerin, felsefenin, sanatın sunduğu görüşlerden... Kopya çekmemeliyiz ama. Devraldığımız geleneği yeni gözlerle göremeyip, yorumlayamazsak, hayatın meydan okuyuşu karşısında ezilir gideriz. Unutmayalım ki hayat, onu denetlemeye kalkanları hep denetlemiştir.

<p>ATV'nin reyting rekorları kıran başrolünde Burak Özçivit'in rol aldığı Kuruluş Osman dizisi Türk

Ahmet Yenilmez 'Kuruluş Osman'ı' anlattı: Demirci Davut'un sahnelerine dikkat edin!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara buz kesti

Kızılırmak buz tuttu