• $7,3608
  • €8,9521
  • 436.355
  • 1536.11
28 Temmuz 2011 Perşembe

Nasıl okumalı Norveç sendromunu?

Kişi başına düşen milli geliri 2010 yılı göstergeleriyle aşağı yukarı ülkemizin dört katı olan, balıkçılık, ormancılık ve Kuzey Denizi'nde petrol ve doğal kaynaklarıyla beslenen, refah düzeyi son derece yüksek, görünüşte dingin, huzurlu, öz güveni yüksek bir toplum, Norveç. Milli marşları 'Ja, vi elsker dette landet' diye başlıyor, 'evet seviyoruz bu ülkeyi'. Ülkelerini seven, çoğunlukla güzel insanların yaşadığı bir ülke. Yaşadıkları ağır terör olayının ardından, başbakanının 'daha fazla demokrasi, daha fazla saydamlık, daha fazla açıklık' diyebildiği, özgürlüğe, eşitliğe, insan haklarına saygılı bir yönetimi var. Knut Hamsun, Henrik Ibsen gibi değerli edebiyatçılar yetiştiren, sanatın değişik alanlarında başarılar göstermiş, kültürel derinliği olan bu ülke; beş milyona yakın bir nüfusa sahip. Halkın büyük çoğunluğu Protestan Hıristiyan, Müslümanlar sadece yüzde ikilik bir azınlığı oluşturuyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'ne, Kanada'ya göç vermiş, Avrupa'dan Asya'dan göç almış. Ülke nüfusunun yüzde seksen ikisi Norveç kökenli. Giderek yerli Norveçlilerin sayısı azalmakta.
Böylesine güçlü, 'homojen' denilebilecek bir nüfus dokusuna sahip bu ülkede terör ne aramaktadır? Neden bir 'Avrupalı ve Hıristiyan olmayan' bir terörle değil de, kendi içinden yerli bir terörle sarsılmıştır Norveç? Nasıl olmuş da, yıllardır görünüşte huzur yaşayan bu toplum, böylesine acımasız bir 'cani', kendisi gibi düşünmeyene ağır hınç besleyen ağır bir fanatik yetiştirmiştir?
'Her toplumda psikopat bulunur' bir yanıt olamaz. Norveç Semptomu Avrupa insanının bilinç dışını kavramakta önemli bir işarettir. Sorunu, şu anki sosyolojik, ekonomik, kültürel durumun verileri ile sınırlı olarak anlamaya çalışmak, ufkumuzu yeterince geniş tutamadığımız anlamına gelir.
Almanların 'Angst vor Ausländern'i,  yabancı korkusu, kendinden olmayandan duydukları dehşetli kaygı, yüzyıllar öncesinden Eski Yunanlının 'ksenofobia' sından almakta kültürel kökenlerini. 'Ksenos' Eski Yunancada ilginç çağrışımları olan bir sözcük, Derrida'nın da bir zamanlar ilgisini çekmişti. 'Yabancı, dışarıdan gelen' anlamlarının yanında (Ispartalı Yunanlılar 'Barbaros' sözcüğünü kullanıyorlardı!) 'misafir-dost, ziyaretçi' gibi olumlu anlamları da var! Bu karşıt anlamlarının bir aradalığı hala devam etmekte, zihniyet olarak Avrupalıda. Bir yandan, evrensellikten, eşitlikten söz ediyor, diğer yandan kendinden olmayanı dışlatıyor. Avrupalının gönül kapıları yüzyıllardan beri yeterince açık değil. Bunu saklamak istiyor. Bu halinden utanıyor da. Yine de içinin gizli koridorlarında 'yabancı' onu sürekli rahatsız ediyor.
Bir felsefe profesörü olarak yıllarca bir Alman felsefeciler grubunun çalışmalarına katıldım. Orada, felsefeci açıklığına, genişliğine sahip olması gereken bu meslektaşlarımın kendilerinden olmayanlara bakışından hep acı duydum. Rus akademisyenlerin bir bölüğündeki benzer bakışlar, kafalarından atamadıkları ön yargılar beni çok üzmüştür. Bu kültürün üst katmanındaki, eleştiriye, sorgulamaya, anlamaya açık olması gereken insanların saklı fanatizmi, sorgulamaya kapalı, kültür düzeyi biraz daha düşük diğer insanların zihninde uygun koşulları bulduğunda patlamaya hazır terör bombası olarak yaşamaktadır.
Bir kültürün sanatta, bilimde, düşüncede yaratıcı ürünler ortaya koyması, her zaman o kültürün ahlak açısından olgunluğunu göstermez. Teknoloji ve bilimin yardımıyla dünyada sömürgeler yaratan, kendilerinden farklı kültürleri uzun yıllar 'ilkel' olarak adlandıran; savaşlarda masum insanları acımasızca yok eden, fırınlarda yakan aynı Avrupalı ruhtur. Almanların toplama kamplarından birinde yaşadığı acıların ardından dini bütün bir Yahudi olarak, önünde huşu duyup, sonsuzluğu yaşayacağımız 'öteki' kavramını ortaya atan Levinas, bu 'ötekinin' Filistinlileri içermediğini ağzından kaçırıvermiştir. İnsan Hakları derler, Avrupalı insanın hakkına döner, bu hak; bu kavramı hayata geçirişlerine baktığımızda. 'Özgürlük' derler, kendi özgürlükleridir kast ettikleri. Elbette bu tutumlarının farkında olanları vardır, kendilerini acımasızca eleştirirler de. Yabancı, ksenos, onların evlerine konuk olarak gelir; onları çalıştırırlar, onlardan yararlanırlar ya, bir türlü içleri ısınmaz onlara. Farkına vardıklarında utanıp, kendilerinden sürekli sakladıkları yabancı nefreti, Avrupalı insanın iç dünyasındaki büyük bir özrü gün ışığına çıkarmaktadır.
Bir gün bu ağır nefret duygusunun terör olarak kendini açığa vuracağı belliydi. Avrupalı kendi fildişi kulesinden dünyaya bakmaktadır. Uygarlık olarak eriştiği düzeye yakışan bir manevi gücün sağlayacağı ötekini anlama ufkuna sahip değildir. Sanırım bundan sonra, bu Norveç sendromunun ardından, Avrupalı düşünürlerin, kültür psikanalistlerinin kendileriyle daha derinden yüzleşmeleri gerekecektir. Kötülüğü yüzyıllarca hep kendi dışındaki kültürlerde aradılar: Şimdi kendi içlerindeki kötülüğü görsünler de korkmadan tüm dünyayla paylaşabilsinler. Bundan tüm dünya kültürleri çok şey öğrenecektir.

<p>İstanbul'da kaçak yollarla ülkeye sokulan oyuncakların bulunduğu depoya baskın düzenlendi. Bağcıl

Kaçak oyuncak deposuna baskın anı görüntülendi

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?

Muğla'da tarım alanları su altında kaldı