• $7,4676
  • €9,0743
  • 441.694
  • 1565.01
21 Temmuz 2011 Perşembe

Güneydoğuda çözüme doğru

Güneydoğu bölgemizin Kürt kökenli insanının Cumhuriyetin kuruluş öncesinden bu yana süre gelen sıkıntıları, bu sıkıntıları silahlı kalkışmalar olarak dile getirdiği sorunları var. Kendini bu ülkenin insanı olarak duyuşunda farklılığının anlaşılmadığını, küçümsendiğini, hakkının yendiğini, özerk ve özgür olamadığını düşünüyor. Doğrusu, o bölgedeki Kürt kardeşlerimizin bir bölümü, bu ülkeyle bağlarından, bu ülkenin devletiyle ilişkilerinden rahatsızlık duyuyor. Yine son otuz yıldır silahlı bir örgüt üzerinden bu rahatsızlığı terör eylemleriyle sürdürmeye çabalıyor.
Rahatsızlık, silahlı bir mücadeleye dönüştüğünde, kan akmaya başlayıp, ölümler Anadolu insanına yoğun acılar yaşattığında, soğukkanlı düşünüp karar alma gücümüz giderek zayıflamaya başlıyor. Eğer bu bölgedeki insanımızın sıkıntılarına çare bulunacaksa bunu akıl yoğun bir bakışla, bu insanının dünyasını, değerlerini, iç dünyalarını anlayarak yapmak en uygun yol olsa gerek.
Aklın egemenliği, güven duygusunun oluşmasıyla gerçekleşir. O yöredeki insanımızın bu ülkeye güven duygusunu nasıl sağlayabiliriz? Öncelikle silahlı mücadeleyi yürüten örgütün ya da örgütlerin bu yöre halkı üzerindeki baskılarının ortadan kalkması gerekir. Bu düşünceme karşı o bölgeden şöyle itirazlar da gelebilir: Silahlı örgüt silah bıraksa o zaman da devletin güçleri onlar üzerinde baskı kuracaktır. O bölge halkı yıllardan beri baskı altındadır: Feodal bir yapıdan kaynaklanan baskının ardından, devletin baskısı, ardından örgütün baskısı... Yaşadığı toplumsal, kültürel ortam onu sürekli olarak ezmekte, biraz okuyup dünyayı kavramaya başlayan Kürt genci, bu baskıların cenderesinde kendi varlığını geliştirmede ağır sıkıntılar yaşamaktadır. Doğru dürüst bir eğitim de alamamakta, kendi anadilini derinlemesine öğrenemediği gibi, Türkçeye de yeterince hakim olamamaktadır. Üstelik ekonomik zorluklar içindedir. Bütün bu zorluklar onu çok kolay etki altına girebilir bir insan haline getirmektedir. İçinde yaşadıklarına dair ağır bir hınç duygusu uyanmakta, kolayca dağın yolunu tutabilmektedir.
Ona bu ülkeye ait olduğuna dair bir umut ışığı, bir yaşama sevinci gerekmektedir. Yazık ki yıllardan beri bu yörede acı çeken insanlarla sağlıklı iletişim kurabilme olanağı sağlanamamıştır.
O yörenin dışından geçmiş yıllarda egemen olan anlayış çevresinden soruna bakanlar açısından da görülen manzara aşağı yukarı şöyledir: Biz bu Kürtlere neler neler vermedik ki! Sürekli olarak doğurur, çoğalır, devletten yardım alırlar; bedava elektrik kullanırlar. Büyük kentlere gelir, kapkaççı olurlar, mafya tipi örgütlerle soygunculuk yaparlar. Ülkenin üzerinde yıllardan beri giriştikleri terör eylemleriyle nice masum insanın ölümüne yol açmışlardır. Araba yakmış, işyeri kundaklamışlardır. Bu vatanı bölmeye çalışan, kendini beğenmiş, nankör, hain insanlardır.
İki karşıt görüş sahibi vatandaşlarımız arasındaki tehlikeli bir düşmanlık, içte ve dışta değişik çıkar odakları tarafından sürekli olarak tırmandırılmaktadır. Akıl odaklı sorun çözme süreci, yoğun bir öfke fırtınası içinde bir türlü gerçekleşememektedir. Kayıplar verilmekte, güvenlik güçleri, silahlı örgüt sürekli olarak suçlanmaktadır.
Bu arada yoksul, garip Anadolu gençleri harcanıp gitmektedir. Sorun, o bölge insanıyla sağlıklı iletişim kurabilme sorunudur. Bu iletişimi güçlü bir devlet, silahlı çatışmalardan çıkar sağlamayı amaçlayan dış ve iç odakların etkisini azaltarak sağlayabilir. O bölge insanını temsil ettiğini iddia eden milletvekilleri yıllarca onların sesini meclise taşıyabilmişler midir? Şimdiki milletvekilleri o insanların gerçekten beklentilerini umutlarını yansıtabilecekler midir karar organlarına? İktidardaki Kürt milletvekilleri, bölgelerindeki insanların sıkıntılarının tercümanı olabilmekte midirler?
Bu sorun yalnız o bölge insanının sorunu değil. Sorun bir eşitlik, bir adalet, bir insanın yaşama hakkına saygı sorunudur. Anadolu insanı bunu yıllardan, yüzyıllardan beri yaşamaktadır. Meclis'e gönderdikleri ne kadar onların sesidir? Anadolu insanı iç dünyasıyla, değerleriyle, geçmişiyle, inançlarıyla ne kadar yaşayabilmektedir?
Terör olmasaydı bu insanların sorunlarına bu denli kaygı duyarak çözüm arayabilecek miydik? Binlerce canın ölmesi gerekli miydi? Neden bu yörenin insanı bu ülkeyle bütünleşmede sorunlar yaşadı?
Soruna güvenlik güçleri, terör uzmanları, siyaset bilimciler çözüm arayacaklar. Ülkemizin dışındaki güçlerin Ortadoğu ülkeleri üzerinde yürüttükleri politikayı okuyabilen uzmanların çalışmalarının yanında küçük görülen bir noktaya dikkat çekmek isterim: Bu ülkeyi bu ülke yapan ortak değerleri yalnızca dinsel açıdan görmemek gerekir. Bir arada sürdürdüğümüz yaşamdan devşirilen sanat ve edebiyat, gönüllerimizdeki derin ortaklığı keşfetmede önemli kılavuzumuz olacaktır.

<p>İstanbul Esenyurt'ta evini büyütmesine izin vermediği komşusunun akrabaları tarafından evinde döv

İstanbul'da dehşet veren görüntü: Annemi öldürüyorlar

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prof. Dr. Nur Vergin'in cenaze törenine katıldı

Gediz Deltası'nda kış kuşları kayıt altına alınıyor