• $8,4284
  • €10,2383
  • 497.951
  • 1441.33
10 Mart 2011 Perşembe

Çağımız insanının iç yoksulluğu

Çağımız insanının mana yoksulluğu, maneviyat körlüğü, yurdumun insanını da zaman zaman vuruyor. Birbirimize ettiğimiz zulüm, her birimizin mazlum değil zalim olduğunu gösteriyor. İç dünyamızın özürleri, dış dünyamıza; dışımızda yaşadığımız yanlışlıklar, iç dünyamıza zarar veriyor. Bu yanlışlıkların sorgulanması, çağımızda hem ülkemiz insanını hem dünyadaki insanların iç yoksulluklarını anlamamız açısından önemli olabilir.

Önce dört temel sorumuz şunlar olacak:
1.
Neyi, neden, nasıl, ne zaman, nerede, kimlerle, kimlerden saklıyorsun?
2. Bilmediklerin, anlamadıkların karşısında nasıl davranıyorsun, nasıl bir tutum içindesin?
3. Kabul etmediğin düşüncelere, görüşlere tavrın nasıl? Birlikte yaşamayı kabul etmediğin insanlara tavrın nasıl?
4. Karşı çıktığın düşüncelere, görüşlere, insanlara tavrın nasıl?
Bu sorular, insanın kendisiyle, özel yaşamıyla, kamusal alanıyla karşılaşmasını, kendi oluşumunu bu karşılamalar içinde görmesini sağlayabilir. Daha ince alanlara yönelttiğimizde, bir on ayrı soru daha çıkıyor önümüze, kendimizi hedef alarak soralım:
1. Neyin körüyüz?
2. Neyin enayisiyiz?
3. Neden korkuyoruz? Umutsuzluğumuz neden? Rahatsızlığımız neden?
4. Nerelerimiz zayıf?
5. Dünyaya duruşumuz nasıl?
6. Kimlerle, nerede, nasılız?
7. Ne üretiyoruz?
8. Nasıl ilişki kuruyoruz?
9. Kim değiliz ya da kimiz?
10. Nasıl karar veriyoruz?

Çağımız, bu sorulara verilebilecek yanıtlarda dört temel noktada sorunlu ve eksik gözüküyor.

a)
İnsan içindeki gücün yeterince farkında değildir. Çağımızın yılgınlığı, bıkkınlığı özellikle gelişmiş ülkelerin aydınlarında yansıyor. Yoksul ülkelerdeki aydınların, yoğun bir hınç duygusu ile karşı tarafa duydukları nefreti, kendi iç dünyalarını görmelerini engelliyor. Sorunlar, dışa yönelmiş gözlerle çözülmeye çalışılıyor. İçimizde uçsuz bucaksız bir alan var. Bu alanın farkında değiliz çoğu zaman. İçsiz bir insan, içsiz bir dünya kültürüne doğru gidiyoruz (Bu sözlerim birçok din adamının vaazlarında 'kullanabileceği' sözler gibi görünüyor. 'İç'in ideolojisi yüzyıllardan beri egemen olmaya çalışıyor dünyaya. Çağımızda mistik öğreti, tarikatlar halinde yaşanırken, medya aracılığıyla, çağımız insanın sıkıntılarına çare olmaya çalışıyor. Buradaki 'iç'in mistik, dinsel bir anlam taşımadığına dikkat etmeli!). İnsanın içindeki uçsuz bucaksız alan, bu alanla gelebilecek güç, çağımızın yeterince anlayamadığı iki önemli nokta.
İç alanımız, alanımızdaki iç güç, öyle görünmeseler de, çıkar amaçlı, 'kalıp'çı birtakım insanların bilgi tekeli altına alınmış. Uzakdoğu mistisizminden yararlanan, şekilci 'meditasyon' teknikleri, bunların dayandığı kuramlarla gelen 'iç'i anlama çabaları, bu tekelci topluluklardan ilki. Mistik öğretiler, dinler içinde de etkilerini sürdürürler; iç dünya, iç alem, 'manev”yat', din inancıyla birlikte yürütülmeye çalışılıyor. İçi anlayacak dinsel tavır, yazık ki, çağımız dindarlarında pek görülmüyor. Dünyaya, dünyadaki çıkarlara yönelik bir bakışla, kendisi gibi olmayana düşmanlık duyan, tüm dünyayı kendi öğretisine bağlanmaya zorlayan, ikiyüzlü tavırlar, din maskesi altında 'iç dünyayı' sömürü konusu yapıyor.  
İç dünyayı bir 'terapi' malzemesi olarak kullanan psikolog ve psikiyatristlerin yaklaşımları, dar bir 'bilimciliğin', tıplaştırmanın pençesi altına girdiğinde tüm derinliğini, kendine özgü gizemli yapısını yitiriveriyor! Davranışsal bakışın, biyolojiye kimyaya giderek fiziğe indirgenişin sonucunda, 'iç dünya', bir nöro-farmakolojik tutum içinde yok olup gidiyor.
 İçi kaçmış bir dünyada, yaşanan anlamların, değerlerin düzeyleri düşüyor! İçini yitirmiş bir insan, dünyadaki anlam zenginliğini de yitiriyor. Dogmacı, fanatik, saldırgan, tahammülsüz biri olup çıkıyor.

b) Öteye giden yol insanın içinden geçiyor. İçi geçmiş bir dünya, kendi içine kapanıyor, kendi sonluluğu içinde, öteye açılamıyor.
Öte, bir umut olarak duruyor insanda. Dinler, sanat, gelenek, bilim, felsefe zaman zaman bu umudu besliyor. Öteyi, ölüme erteleme, yaşamın kısıtlanmasına yol açıyor. Öteye açık olmayan bir dünyada, öteyi düşünceye, hesaba, kurama, ritüele, algoritmaya, görünüşe... indirgiyoruz

c) İçi, öteyi unutmuş bir dünya, bu unutkanlığının farkında değil: İçiyle, öteyle karşılaşmaktan korkuyor. Bunu kabul edecek dürüstlükten de yoksun.

d) Dürüstlük yoksunluğu, 'bütünlük' arayışını bozuyor. İnsan, duyguları, düşünceleri, bedeni ve çevresiyle bir bütün olduğunu unutuyor. Kendisini oluşturan öğeleri arasında bağlantılar kuramıyor. Kendi bütünlüğünü, kendisine yakışan edimleri, yaşam biçimini, çevresel etkenleri bilemiyor! Dünyaya ters düşüyor, kendine, çevresine, dünyaya, yaşama uyum sağlayamıyor.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi

Samsun'da işgalci İsrail'in Filistin'e yönelik saldırıları protesto edildi

Torosların Sümelası olarak tabir edilen Sin Manastırı, keşfedilmeyi bekliyor