• $7,4781
  • €9,0711
  • 442.096
  • 1565.01
25 Eylül 2011 Pazar

Bahçemizde iki hoca: Biri Sokrates, biri Yunus

Okullar açıldı, açılmakta. Ülke olarak ufkumuz, gönlümüz açılıyor mu? Okullarımız hayatımıza dahil mi? Yoksa hayat okula rağmen akıp gidiyor, okullar hayata fazlaca müdahil olamıyor mu? Okul hayatımızın neresinde duruyor? Okul hayatı, hayat okulu ne kadar besliyor? Okullarda yaşayıp, yaşamda okuyabiliyor muyuz? Bahçemize gidip biraz düşünelim.
Bahçemiz, hem içimizde, ruhumuzun düş gücüyle genişletilmiş uçsuz bucaksız ufuklarında hem de dışımızda, başkalarıyla üleştiğimiz topraklarda. Bahçemiz: Eğitimimiz. Geçmişten, geçmişte yaşamış, düşünmüş, araştırmış olanlardan, öğrendiklerimiz, öğreneceklerimiz. Hayatın tüm alanlarını kapsayıp, okulla sınırlı olmayan deneyimler, bilgiler, görgülerle donanmıştır eğitim. Kimsenin eğitimi okulla başlamıyor, okulla da bitmiyor. Öğrendiklerimizi, anladıklarımızı, araştırdıklarımızı, soruşturduklarımızı gerçekleştirdiğimizi düşündüğüm ortam ve çevreye bahçe diyorum. Bahçemiz fiziksel bir bahçe de olabilir, düşsel de. Eğitimimiz hep orada olup bitiyor.
***
Eğitimimiz, karanlık, iç bunaltıcı sınıflarda, perişan, donuk koridorlarda, yaşama sevincini, öğrenme aşkını tadamadığımız bir atmosferde gerçekleşmemeli. Bahçede. Bahçede yetişmeli, yetiştirmeliyiz. Orada, kültürümüzden gelen toprağı işlemeli, ayrık otlarını temizlemeliyiz. Ailemizden, toplumumuzdan devraldığımız bir topraktır, kendimiz. Ruhumuz. Kişiliğimiz. Hoyrat ellerin, kaba ayakların o bahçeyi altüst etmesine izin vermemeliyiz. Okuldaki bahçemizi, içimizdeki bahçeye taşıyabilmeliyiz. İçimizdeki bahçe, bize öğretilenleri kendimizin yeniden yorumladığı bahçedir. Hiçbir şey yorumlanmadan, işlenilmeden, üzerinde çalışılmadan kabul edilmeyecektir. Bahçemiz bizimdir. Hocamız Sokrates'in öğrettiği budur: Araştırılmamış, sorgulanmamış, didiklenmemiş yaşam, yaşamaya değmez. İşte bilimle hayatımız aramızda kurabileceğimiz köprülerden biri de burada. Bilim bize insanlığın binlerce yıldır sorgulamalarını, araştırmalarını öğretecek. Onun bahçesinde dolaşarak, ona kendi bahçemizde bir yer ayıracağız. Sokrates Hoca bize böyle diyor. Atinalı bir bilge Sokrates (MÖ 469-399). Batı düşüncesinin köklerinde yatan temelleri oluşturmuş bir düşünür. Yazılı bir yapıtı yok. Öğrencilerinden öğreniyoruz onu. Bu yazımda önerdiğim bahçemizin ilk konuğu. Araştırmayı, sorgulamayı, kendimizi bilmeyi, sınırlarımızı, yetersizliklerimizi fark etmeyi onunla öğreniyoruz. Bahçemizde küçük bir kulübede bile yaşayabilir.
***
'Bir bahçeye girmek gerek / Hoş teferrüc kılmak gerek / Bir gülü yaylamak gerek / Hergiz ol gül solmaz ola. (Teferrüc kılmak: seyretmek, gönül açmak için gezmek. Hergiz: Asla) Kimin sözleri bunlar? Hocamız, can dostumuz Yunus'un. Hayatı hakkında fazlaca bilgimiz yok. Doğum ölüm tarihleri tartışmalı. Yaklaşık MS 1240-1320 yılları arasında yaşadığı sanılıyor. Sokrates'le aralarında neredeyse iki bin yıllık bir zaman farkı var. Anadolu kültürünün, bu topraklarda yaşayan, bilim aşkıyla dolu olan gençlerin şansı bu, kaçırmamak gerek: Hem Sokrates hem de Yunus konuğumuzdur bizim. Bahçelerimizin, eğitim dağarcığımızın iki erdemli yiğidi, iki ermişi, iki bilgesi. Bahçemize özen göstermemizi ima eden Sokrates'e karşı Yunus, bahçemizin sınırlarını dolaşıp, 'Hoş gezinti, bilgi, görgü, sevgi ile insan olabilme çabamızın gülünü ekerek, onu soldurmamamız gerektiğini' söylüyor.
***
İki Hoca: Birisi, Batı'nın araştırmacı ruhunu yansıtıyor, diğeri bizim kültürümüzün bilgesi 'hoş teferrüc', 'hoş gezinti' öneriyor bize. Nerede? Yine: Hem içimizde hem dışımızda; hem ruhumuzda hem dış dünyada. Olgular evreninde. İkisi de bilginin, bilimin bahçede yapılabildiğini söylüyor. Unutmayalım, bilim ne laboratuvarlarda, bilgisayar ekranlarında başlar ne de oralarda biter. Bilim insanın tüm yaşamını, kültürünü, geçmişini, geleceğini, kişiliğini saran bir bütündür. Öğrenciler olarak bilimi dershanelerde, ders notlarında, laboratuvarlarda, bilgisayarlarda, ölçme-hesaplama aygıtlarında bırakmayalım. Hayatımıza karışsın. Bahçemizin bir ürünü olsun, kişiliğimizin bir parçası olsun. Öğretmenler olarak, oluşturmaya çalıştığımız bahçelerimizden, genç arkadaşlara bahçelerini kurmaları için yardımcı olalım. Unutmayalım tekrar: Hiç kimse, tam olarak ne öğretmendir ne öğrencidir. Her öğrenci aynı zamanda bir öğretmendir. Her öğretmen, bir öğrencidir. Kimin ne zaman öğretmen, ne zaman öğrenci olacağı, aralarındaki sağlıklı iletişimle ortaya çıkacaktır. Elbette, öğretmenlerin birikimi, deneyimi, bilgisi; kurabiliyorlarsa bahçeleri, bahçıvanlıkları, bahçe mimarisi birikimleri daha geniştir. Doğrusu, geniş olmalıdır. Ama bu, öğrencinin kurmaya çalıştığı bahçeye, çevresine çekmeye çalıştığı çitlere 'tecavüz' hakkı vermemeli öğretmene. Çok denmiştir: İyi bir öğretmen, öğrencisine kendi kendinin öğretmeni olmasını öğretendir. Onun bahçesini düzenleyen ödevlerini yapan, her adımda başında durup, her adımda karışan biri değildir.

<p>Sağlık çalışanları ile ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Sağlık Bakanlığı tarafından koronavirüs

Kısıtlamalar esnetilecek mi?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Edirne Müftülüğünde meydana gelen yangında ahşap bina kullanılamaz hale geldi

Yurt genelindeki 90 yaş ve üstü evlerinde aşılanıyor