• $7,3753
  • €8,9343
  • 436.44
  • 1468.04
11 Eylül 2011 Pazar

Arkadaş Zekai Özger'in bendeki fotoğrafında gösterdiği

Fotoğrafın arkasına 'Beni hep böyle düşle emi' diye yazmış. Yıl 1960'ların sonu olsa gerek.
Arkadaşın parmağı geleceği gösteriyor. Güpegündüz bir yıldızı gösteriyor, uzun bir geçmişten. Altmışların sonu, o bir şair. Ben bir eleştirmen. (Sözde gizli şair!) Cöntürk'ün Yaprak Sokak'taki evinden çıkmışız. Küçükesat'tan Kızılay'a iniyoruz. Bilinmeyenin, umudun, tükenmez olanın diplerine. Arkadaş'a Cöntürk'ü eleştiriyorum. Aksak yürüyüşüyle bana yetişmeye çalışıyor. Gülümsüyor boyuna. Galiba onca acısına karşın gülümseyen bir şiirdi, o. Durup durup şarkı söylüyor. Susuyorum. Gecenin karanlığında sesi, düşüncemize, hayatımıza konan kafeslerin demirlerini kırıyor. Arkadaş şarkı söylüyor, yıldızlara bakıyorum.
***
Parmağını şiire kaldırmış. İnce bedeninde kravatlı, ceketli bir görünüş. Yurdun balkonunda. ODTÜ'ye giden son otobüsü kaçırdığımda Arkadaş'ın kaldığı Siyasal Bilgiler Fakültesinin yurduna giderdim. Bir yer bulurdum nasılsa orada kendime, boş bir yatak. Yorgun uyurdum. Uyandığımda Arkadaş'ın pijamasıyla düşlerimi korumak için nöbet tuttuğunu görürdüm. Düş ülkenizi ona emanet edebilirdiniz. Parmağıyla bilinmeyen bir yıldızı göstererek korurdu.
***
Siyasal yurdunun lider konumundaki öğrencileri nedense küçümseyerek bakarlardı ona. 'Şiir bilmeyenden devrimci olmaz' derdi onlara. Şiire kör gözleriyle görmezlerdi Arkadaş'ı. O hep konuşurdu onlarla, giderdi yanlarına. Ona aldırış etmemelerine aldırış etmezdi. Küçümsemelerini küçümsemezdi. Sözcüklere dolanmış yaşama sevincini, hiç kimse, hiçbir şey yıkamazdı.
Akşamları ODTÜ'ye geldiği olurdu. Oturur yemek yerdik ve yalnızlık gece karanlığında koyulaşırdı. Işıkları yarı sönük okul kafeteryasında karşılıklı demlerdik acılarımızı.
***
Biz bir bölük 68 kuşağı gençleri için görülen manzara buydu: Ülke, dünyadan gelen kıvılcımla yanıyor. Yanan Türkiye'den yepyeni bir ülke çıkarmayı amaçlıyoruz. Dağa çıkan arkadaşlar var, silahını beline takıp sokaklarda düşman belledikleriyle savaşanlar, dergi çıkarıp, örgütte mücadele edenler var.
Arkadaş kendi yüreğinin türküsünü söylüyor. Kendine doğru yürüyor. Bedeni ve kalbiyle. İnsanları seviyor. Dünyada dönen dolapları, günlük yaşamın çirkinliklerini bir türlü anlayamıyor. Hayata şiirle durduğu, yüreğini şiire bandırdığı için. Haykırıyor: 'Göğü kucaklayıp getirdim sana/ kokla/ açılırsın'
O farklılığını, bedeni ve duygularıyla yaşamaya çalıştı. Zeki Müren'i sevdi. Zeki Müren'i sevdirmeye çalıştı. Onun şarkılarını söyledi. Yıldızlara bakıp dinledim o şarkıları. Yanan Türkiye'de kendini arayan Arkadaş'ın feryadını duydum. Şimdi o feryat şiirlerinin derinliklerine gömülmüş bir gömü gibi duruyor.
Arkadaş'ın parmağı o feryadı işaret ediyor. Gülümseyerek, sakin. O resimde Zekai, feryadın geldiği gökyüzünü işaret ediyor.
***
Şiirin giderek ona, onun da şiirine benzediğini hissederdim. Zaman geçtikçe daha yoğunlaştı bu benzerlik. Cebeci kahveleri, yemek yediğimiz küçük aşevleri, ceketimizin altında, zulada kanyağımız, bizi sarhoş edecekleri yerde bizim onları sarhoş ettiğimiz şaraplar...
***
Ayçiçeği çekirdeklerini hışımla yerken, kabuklarını etrafına püskürten Deniz Gezmiş'i, etrafına toplanan kalabalık arasından, uzaktan hayranlıkla birlikte izleyişimiz Siyasal Yurdunun kantininde.
***
Kız kardeşinin bir akşam Zekai'yi (Arkadaş'ı) anlatışı. Sırlarını. Yüreğimi tırmalayan bir sızı.
Sonra. Okul bitti. Ardından felsefe okumaya İstanbul'a gittim. Ankara'dan, dostlardan arada bir haber alıyordum. Zekai'nin çok fazla içtiğini söylediler. Dedim ki, parmağının gösterdiği yeri göremediler. O da vazgeçmedi göstermekten. Kahroldu ya, o parmağı, kahrı göstermedi hiç.
***
Nedense ben zaman zaman onun parmağıyla gösterdiği yerden geldiğimi hissederim.


<p>24 TV Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel, Ankara'nın gündemini ve siyasette yaşanan son gelişmeleri

Restoran ve kafelerde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları