• $7,4186
  • €9,0203
  • 446.843
  • 1569.35
15 Eylül 2011 Perşembe

Çok acele kendimizi anlatan teorisyenler aranıyor

Teori eksikli bir Türkiye dünyada nasıl yerini alacak? Kendimize özgü olanla dünyayı kavrayabileceğimiz yerelden evrensele açılan teorilerimiz olmadan nasıl var olabileceğiz?
Dünyanın akışını siyasi, ekonomik, askeri gözlüklerle okuyor, çoğunluğumuz. Bu gözlükleri yapan kim? Neyi, nasıl göreceğimizi söyleyen kim? Batıda ortaya atılan teori kitaplarından, onların da popüler olmuş örneklerinden, üzerinde çok fazla düşünmeden konuşuyoruz. Üstelik kendine akademisyen diyen insanlar, 'bunun bilimsel yanını açıklayayım mı' diye başlayan konuşmalarında, teorik açıdan sığ, analitik boyutu çok zayıf, gerektiği gibi işlenmemiş, sindirilmemiş ahkam kesmeye varan konuşmalarıyla medyatik olma çabası içinde etkili olmaya çalışıyorlar. Bu toprakların insanı pragmatik eğilimlidir çoğunlukla, sonuç almaya dayalı, çıkarı, faydayı gözeten bir eğilime sahiptir. Bu eğilim, kapitalist dünya içindeki var olma savaşında yeterli gibi gözüküyor. Oysa eylemlerin ardında ona yön veren iradenin, dünyayı değerlendirip yorumlamasında, dayandığı kültür yoğun düşünce birikimi çok önemlidir.
'Dünyayla bütünleşmek','dünyada yerimizi almak', dünyaya egemen olan güçlerin bize biçtiği kumaşı kuşanarak ortaya çıkmak değil. 'Sen şuraya otur Türkiye, şöyle ol Türkiye' diyecekler ve oraya oturacağız. Böylece dünyada yerimizi almış olacağız, öyle mi?
Peki, Ortadoğu'nun lideri olmaya çalışırken, İsrail'e meydan okuyarak, Arap kardeşlerimizle kucaklaşmak, oların ümidi kurtarıcısı olmak mı dünyayla bütünleşmek? Elbette önemli bir parçası olabilir, bütünleşme çabasının.
Dünyayla bütünleşmek. Nasıl? Kendimiz olarak, kendimize özgülüğümüzle, kendi gücümüzle, kendi yorumlarımızla, kendi özerkliğimizle. Bunun için ekonomik olarak güçlü olup, toplumsal sorunları çözebildiğince çözmek gerek.
Peki, bunun neresinde teori? Bunun neresinde fikir pınarlarından fışkıran düşünce ırmaklarının oluşturacağı o büyük göl ya da deniz, okyanus?
İrademiz elimizde ise kendi bilimsel araştırmalarımızı yapabilecek, araştırma gündemini kendimizin belirlediği bir araştırma politikası oluşturmak gerekiyor. Kendi edebiyatımızı, sanatımızı, düşüncemizi, kendi hikmet birikimimizden besleyeceğimiz bir kültür atılımının teorik temellerini kurmak kaçınılmaz oluyor.
Bilimde, sanatta, düşüncede dünyaya takdim edeceğimiz eserlerin doğumunu sağlayacak atmosferin güçlü bir biçimde oluşturulması gerek.
Bunun için kurumlar oluşturulmalı ya da oluşturulmuş kurumlardan geleceğin yaratıcı gençleri için destek almalı.
Türkiye'nin şu durumunda, geleceğin Türkiye'sinde kültürel zenginliği yaratma projesi hemen siyasal alana kaydırılıp, bizim tarikatın çocukları daha akıllı, bizim cemaat daha üstün çekişmesine çevrilebilir. Her inanç grubu kendi bilimcisini, düşünürünü, sanatçısını çıkarsın diyebilir miyiz? Bilimin, sanatın, düşüncenin kuyruğuna siyasal bir çıkar, bir propaganda beklentisini yapıştırma onun evrenselliğini zedeleyebilir. Bu kültür hazinelerine bu toprakların zengin geçmişiyle yoğrulmuş derinliği ile insanın evrensel boyutlarını düşünerek bakmak, daha anlamlı görünüyor.
Bunun için bilimsel etkinlikte, bilimin temellerine, felsefesine, politikasına inebilen insanlar yetiştirmeliyiz. Teknoloji ve uygulama ağırlıklı bakış, teoride dışa bağımlı insanların ortaya çıkmasına yol açıyor. Teoride dışa bağımlılık özgülüğümüze zarar veriyor.
Dışa bağımlılığın giderilmesi, teori alanında olabildiğince özerklik kazanabilmek için, bilimde düşüncede yapılması gerekli atılımlardan bazıları şunlar olabilir.
Temel Bilimlerin ana kavramlarıyla derinlemesine verilmediği bir mühendislik eğitimi, belki Edison'lar çıkarabilir ama yaptığının temellerini bilmeyen, gerçekliğin matematiksel ve stokastik açıdan modelleyemeyen, düşüncede dışa bağımlı insanlar yetiştirir. Temel Bilimlerde yetişecek öğrencilere burslar sağlanmalı, yetenekli olanlarını mali açıdan sıkıntı çekmeyecekleri gelirleri ile araştırma kurumlarında, üniversitelerde istihdam edilmeli.
Sosyal bilimlerde, kuram ve uygulama alanlarında taklitçiliğimiz had safhadadır. Dışarıdan kitaplar çevirerek yürütülüyor araştırmalar. Bize özgü geçmişe, bize özgü yaşam biçimlerine uygun sosyal bilim teori alanları bomboş.
Felsefede de büyük ölçüde Batı taklitçiliği sürmektedir. Bize ait olanlar olarak ileri sürdüğümüz düşünceler, çoğunlukla geçmişte kalmış, Eski Yunan Felsefesi çerçevesinde Arapça ve Farsça yazılmış düşünceler. Sığ bir bakışımız var kendimize; ya bizde bir şey yok diyoruz ya da her şey var!
Çok acele kendimizi anlatan teoriler aranıyor. Fen bilimlerinde, mühendislikte, tıpta, tarihte, toplumbilimlerinde, insan bilimlerinde yaptığının teorik temellerini, felsefesini özümsemiş kültür ve bilim insanları aranıyor. Bunlarsız dünyadaki yerimiz pek küçük kalır.

<p>Son yıllarda, teknoloji ile ilgilenenlerin sıklıkla duyduğu kavramlar arasında büyük veri (big da

WhatsApp'la kayıp giden 'Prozodimiz'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi ve Kütüphanesi açılıyor

Yılan belgeselciyi canlı canlı yedi! İşte o anlar