• $7,3863
  • €9,0003
  • 440.023
  • 1542.45
25 Ağustos 2011 Perşembe

Kürtsorunu, Kürt sorunu değildir

Kürt sorunu 'Kürt sorunu' değildir. Peki, ne sorunudur? 'Birlikte nasıl yaşayacağız?' sorunudur. 'Bunca yıl neden yurdun o bölgesine yeterli hizmet gitmemiş?' sorunudur. 'Bu ülkede farklı etnik kökenli yurttaşlarımızı hangi değerler bir araya getirecek?' sorunudur. 'Ülkenin toplumsal dayanışmayı sağlayıcı ekonomik alt yapısı nasıl geliştirilebilir?' sorunudur. 'Kürt'e, Türk'e, Laz'a, Çerkez'e... velhasıl farklı etnik topluluklara özgü hayat tarzları var mıdır, varsa bu hayat tarzlarını etkileyen etkenler nedir?' sorunudur.
Hangi değerlerle birlikte yaşayacağız? Kendi farklılıklarımızı gönlümüzce yaşarken, gönlümüzün arzu ettiği birlikteliğimizi nasıl sağlayacağız? Siz Güneydoğu insanının sorununu etnik bir sorun olarak anlar, ona 'Kürt sorunu' derseniz, başka etnik toplulukları da etnik odaklanmaya çağırırsınız. Sorunun adı yanlış konulmuştur. Aşırı milliyetçilik, aşırı karşıt milliyetçiliği doğurur. PKK'nın sorunu budur: Sosyalist bir hareket nasıl etnik bir harekete dönüşmüştür? Silah zoruyla Kürt halkı nasıl bir adalet bilincine sahip olacaktır?  Şimdi, özerklik kazanmayı amaçlayan bir hareketi özerkliğini ellerinden baskıyla aldığınız Kürt halkıyla nasıl yürüteceksiniz? Halkınızı bir şiddetten koruduğunuzu düşünerek üzerlerinde bir başka şiddet uyguluyorsunuz. Yolunuz şiddet yoludur. Silah, silahı çağırır. Silah öfkeyi, acıyı, nefreti, kini çoğaltır, psikolojik ve toplumsal, kültürel kayıplara yol açar. Böyle bir şiddet ortamında özerk olamazsınız. Özerklik, özerk bireylerin yaşayabildiği bir toplumun niteliğidir. Savaş mantığı ile bağımsız düşünemezsiniz. Gerçeklik duygunuzu kolayca yitirebilirsiniz. Halkın haklarının arandığı yer siyaset alanıdır. Kültürel, toplumsal, ekonomik alanlardır. Silahlı mücadele, dünyanın bu bölgedeki koşulları açısından, Kürt halkına, ülkemizin bütününe zarar verir. Silahı elinize aldığınızda, düşünsel, kültürel, toplumsal, siyasal mücadele bitmiş demektir. Kayıplar başlayacaktır. Bu silahlı mücadele kendi kendini yok edebilecek bir mücadeleye dönüşebilir. Ağır travmalar yaşayan ülkenin gençleri birbirlerine düşman olacaklar; bu düşmanlık, ülke bütünlüğüne zararlar verecektir. PKK bunu anlayabilecek midir?
Güneydoğu insanımızın yazgısı bu mu? Sürekli savaş, sürekli gerginlikler, kaygılar yaşayan bir halk nasıl olacak da kendi hayatına sahip çıkabilecektir? Devletine, birlikte yaşadığın öteki topluluklara güvensizlik, öteki toplulukların da kendilerine güvensizliğine yol açacaktır. Bu güvensizlik sarmalı sürekli yükselecek, sürekli yükselen kaygı sürekli yükselen bir şiddeti beraberinde getirecektir.
İktidar, sorunun adını yanlış koyduğu gibi, Güneydoğu insanına yardımın adını da 'açılım'  koyarak bu yanlışını pekiştirmiş oldu. Açılımın ardı gelemedi zaten. O yöre insanının kalbine giden yolu bir türlü bulamadı Cumhuriyet hükümetleri. O yöre insanını bir türlü kazanamadı. Özellikle ekonomik zorluklar, işsizlik, güvensizlik bu insanların önemli bir bölümünü devlete düşman kıldı. Dış güçlerin bu yaranın üzerine gideceği çok belliydi. Öyle de oldu. Kendi iç dünyalarındaki dağlara çıkamayan Kürt gençleri yörenin yüzyıllardan bu yana gelen 'eşkıya' geleneğinin birikimiyle yörelerindeki dağlara çıktılar. Kendilerini yok saymaya çalışan yönetimlere karşı bir başkaldırıydı yaptıkları. Bu ülkenin Kürt kökenli olmayan gençleriyle birleşemediler, yeterince. Onlarla sağlıklı iletişim kuramadılar, dönem dönem büyük kentlerdeki oluşumların dışında. Ülkeleriyle bütünleşemediler. Elbette içlerinden bürokraside, siyasette, ekonomi alanında yükselenleri olmadı değil, çoğunluk umutsuzluklarını yaşadılar. Kendilerini anlatamadılar. Göç edenleri oldu, silaha sarılıp, başkaldıranları.
İktidara düşen, dağdaki insanların silahla çözüm bulamayacaklarını anlatabilmek o yöre halkına. Bunun için silaha silahla karşılık vermekten başka çare yok. Dağın bir çare olmayacağını anlamalı halk. Baskı altında olduğunu fark etmeli. Devlet halka baskı uygulamamalı. Halkı kazanmalı. Ekonomik, toplumsal, kültürel çabalarla o yöre insanı ülkesini benimsemeli. Gençleri bu ülkeye düşman kılan propagandanın önü kesilmeli. Gençlere burslar verilerek okumaları, kendilerini aşmaları sağlanmalı.
 'İçinizdeki dağlara çıkın çocuklar. Kürt olarak Türkiye vatandaşı, Türkiye vatandaşı olarak Dünya vatandaşısınız. Kendi ana dilinizin zenginliğiyle keşfedebileceğiniz ufuklarınız olmalı. Oralardan resmi diliniz olan Türkçenizin zenginli
ğine de geçebilirsiniz. Anadolu insanı olmanın müthiş imkanını bu topraklardaki farklı kökenlerden gelmiş insanlarla paylaşabilirsiniz.'
 Sanatın, bilimin farklı alanlarında yetişmek üzere o yöreden gelecek yetenekli gençlere pozitif ayırımcılık yapılmalı. Onların öfkeli, saldırgan, çaresiz insanlar olarak yetişmesini engelleyecek çareler, o insanlarla konuşularak aranmalıdır.
Bu söylediklerim sinsi bir asimilasyon politikası olarak anlaşılabilir. O insanların o insanlar olarak var olmasına yardım etmektir amaç. Kökenleri farklı bu ülke gençlerinin tümünün iç dünyalarındaki dağlara çıkmalarına yardımcı olmak sorumluluğumuzdur. Yıllardır ihmal edilmiş bu yörenin güzel insanlarına kendilerindeki yaratıcı kültürel potansiyellerini geliştirmek konusunda sunulacak katkı, dağdakilerle mücadelenin en akıllıca yollarından biridir.                      
Burada 'A, A değildir' gibi bir mantık hatası gören okuyucularım iki A'nın farklı olduğuna dikkat etsinler.

<p>Samsun'da arazide ağzı tel ile bağlı başıboş eşek kurtarıldı. Eşeğin ağzındaki teli kırarak çıkar

Ağzına demir teli bağlayıp ölüme terk ettiler... Zavallı eşeği, baba ve kızı kurtardı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İğneada'da 250 tekne hamsi peşinde! Kasalar dolusu hamsiyle dönüyorlar

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel'de NATO Genel Sekreteri ile görüştü